Slider

İnat dediğin murattır – Figen Yüksekdağ

Kelimelerin kendi kaderini tayin hakkı mücadelesi… Üstü çizilmeden, komisyonlarda-kurullarda ikinci kez “tutuklanmadan’’, sansür ve otosansür zorlamasına maruz kalmadan, defter aralarında “dışarı çıkacağı günü’’ beklemeden hayata ve insana seslenebilme mücadelesi yani.

Başlarken bütün Özgür Politika okurlarını, emekçilerini sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bundan sonra seyrek aralıklarla olsa da gazeteye düzenli yazmaya çalışacağım. Evet böyle geniş bir cümle kurunca ne kadar düzenli yazacağıma dair bazı şüpheler doğabilir. Kimseyi şüphelendirmek istemem ama pek de haksız sayılmazlar. Zira uzun zamandır hapiste düzenli olarak yatıyorum ama hiçbir yere düzenli olarak yazamıyorum. Periyodik yazı takvimli bir sistem ve hapishane koşulları, bu takvimsel işleyişi bozmaya her daim hazır. Koşulları zorlayarak bu kez başaracağımı umut ediyorum.

Ama bir taraftan da değerli okurlara benim niyet ve iradem dışındaki durumu en genel hatlarıyla izah etme sorumluluğum var. Emin olmanızı isterim ki yazı düzeninde doğabilecek sorunlar iş disiplini eksiğimizden ya da okura-halka saygıda kusur etmemizden değil, hapishane koşullarının dayattığı ve aşamadığımız mecburiyetlerdendir. Şu kadarını söyleyeyim; hapishane idaresinin elinde tuttuğu, karalama kararlarıyla sansürlediği yazıları artık sayamıyorum. Korona şartlarında daha da ağırlaşan tecrit ile avukat görüşlerindeki sınır ve sıkıntıların yarattığı engeli de buna eklemeliyim. Velhasıl, buralarda yatmak kolay lakin yazmak zor.

Yazma fiili resmen bir eyleme, mücadele sürecine dönüşüyor. Çünkü sadece kelimeleri kağıda dizmekten ibaret değil. Okura, başka bilinçlere ve toplumsal alana ulaşması için zorlu bir uğraşa girmek gerekiyor: Kelimelerin kendi kaderini tayin hakkı mücadelesi… Üstü çizilmeden, komisyonlarda-kurullarda ikinci kez “tutuklanmadan’’, sansür ve otosansür zorlamasına maruz kalmadan, defter aralarında “dışarı çıkacağı günü’’ beklemeden hayata ve insana seslenebilme mücadelesi yani. Demem o ki, hiçbir şey mücadelesiz olmuyor; inat etmeden, koşullarla çarpışmadan tek kelime bile edemiyorsunuz.

Bugün Özgür Politika’ya yazarken aklımdaki anahtar kelime “inat’’ oluyor bu nedenle.

Eskiler boşa dememişler “İnat da bir murattır’’ diye. Durmadan dönüp başa sarmak pahasına doğruda, haklılıkta, mücadelede inat etmek bir topluluğu bilinçli bir toplum ve halk haline getiren, bireyi kişiliğe dönüştüren en temeli itici güçlerden. Bugün toplumda saray-saltanat düzeni karşısında oluşan bıkkınlık, bezme, eşiği aşamama hali biraz da inat-sebat gücünün aşınmasından kaynaklanıyor. Yakın tarihe bakıldığı zaman görülür ki toplum egemen yapı karşısında hiçbir zaman bu kadar gadre uğramamıştı ve hiçbir zaman halk muhalefeti bu kadar haklı olmamıştı. İktidarın da bu düzeyde “hem suçlu hem güçlü’’ olduğu dönem yoktur. Dokunmadığı kimse, işlemediği suç kalmadı ama bütün siyasi ahlak aidiyetlerini yitirmiş olarak, hala kendini meşru ve makbul diye satmakta, almayanı ise dövmekte çok rahat. Elbette bu rahatlığı karşısındakilerin direncinin, mücadelesinin, inadının zayıflığından alıyor. Muhalefet, mücadelenin ısrar ve süreklilik gerektirdiğini, dayatılan koşulları doğallaştırmama, rutin bir kabullenişe sürüklenmeme anlamına geldiğini her unuttuğunda, iktidar ömür kazanıyor. Bu faşist döngüyü kıracak olan iktidar yörüngesine kilitlenmiş olan formel muhalefet değil, kanlı-canlı, gerçek bir demokratik muhalefettir ve onun merkezinde de HDP vardır.

Bunu bilenler, saldırıya bir an olsun ara vermiyor. Artık operasyonların, tutuklamaların, komplo, manipülasyon, siyasi linç, tecrit ve şeytanlaştırma kampanyalarının hesabını tutamıyoruz. Son olarak 6-8 Ekim bahanesiyle, üstelik 6 yıl sonra kendi müsebbibi oldukları ölüm ve provokasyonların bedelini HDP’ye ödetme peşine düştüler. Şu an kim dedi hatırlamıyorum ama; “yalanın bacakları çok kısadır, fazla koşamaz…’’ Fakat gerçeğe kulaklarını tıkayanlar, yalandan zulümden iktidar kuranlar duymazdan, görmezden gelse de tarih ve toplum emin adımlarla yürümeye devam edecek.

Onlar bir kukla perdesine dönüşmüş TV kanallarında, satılık gazete sayfalarında, polis sorgularında, mahkeme tutanaklarında ve canına okudukları bütün siyaset alanlarında halklara ve HDP’ye kalem kıradursunlar. Bunların hepsiyle baş edecek bir şey var: Halkların ve haklıların inadı…
Politik rasyonalitenin, bütün koca lafların, stratejilerin kırılamayan toplumsal inat karşısında nasıl da çatırdayarak kırıldığını pek çok örnek anlatır bize. Arsız bir kavganın, haksız-ahlaksız bir kuşatmanın ortasında yalnızlaştırılanlar bazen tek kelimeye sarılarak çoğaltır ve çıkarır kendini o kuşatmadan. İnat, murada giden o tek kelimedir.

Şimdi siyasetin hiçbir sorgu yargıcına hesap vermek zorunda hissetmeden, düşmanlıklara inat toplumsal barışın kurucu gücü olduğunu unutmadan, geleceği olan biricik politik programı temsil ettiğini bilerek ve kirli düzen siyasetinden bağımsız yoldaki yürüyüşe güveni her şeyin üstüne koyarak ilerlemektir önemli olan. Nerede, ne durumda olursak olalım, koşullar mazeret değil, onu aşmaya yarayacak kamçı olabilir ancak. Demokratik muhalefeti ve malum memleket koşullarına itiraz edenleri daha fazla kamçılamadan değişimin ve çıkışın öznesi olmak dileğiyle…