TJK-E: Kesintisiz eylemlerle gerillanın nefesi olalım!

Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E), Türk devletinin kimyasal silahlarla gerçekleştirdiği saldırılara karşı “kesintisiz eylemlerle gerillanın nefesi olmaya” çağırdı.

Yazılı bir açıklama yapan TJK-E, “Halk Savunma Merkezi’nin 18 Ekim tarihinde basına yansıyan açıklamaları, yine kimyasalla katledilen iki gerillanın son anlarına tanık olduğumuz görüntüler direnenler için 21. Yüzyılın onur görüntüleri, ama aynı zamanda 21. Yüzyılın utanç görüntüleridir. Bu insanlık suçunu işleyen faşist Türk devletini lanetliyoruz. Kürt halkına karşı yürütülen savaşa ve işlenen insanlık suçlarına politikalarıyla açıktan ya da sessiz kalarak dolaylı destek veren, ortak olan tüm güçleri kınıyoruz. Bu namert savaş tarzına karşı iradesi, inancı ve fedailiğiyle direnen gerillayı selamlıyor, kimyasal silahlarla katledilen 17 özgürlük savaşçısını anıyoruz, başta aileleri olmak üzere Kürt halkına başsağlığı diliyoruz” dedi.

Açıklamada devamla şunlar ifade edildi:

“Yaklaşık 50 yıldır Kürt halkına ve Kürdistan Özgürlük gerillasına yönelik hiçbir kural tanımadan savaş yürüten Türk devleti son iki yıldır uluslararası alanda yasaklı kimyasal silahlara başvuruyor. HPG’nin verdiği bilgilere göre, 2021 yılı Şubat ayından başlayarak yıl boyunca 367 kimyasal silah saldırısı düzenlenmiş; uluslararası kamuoyunun bu saldırılara karşı sessizliğinden cesaret alan Türk devleti 2022 yılında saldırılarını artırmış, sadece 2022 Nisan ve Ekim ayları arasında 2467 saldırı gerçekleşmiştir. Son olarak 17 Ekim günü yani sadece bir gün içinde gerilla alanları tam 14 kez kimyasal silahlarla bombalanmıştır.

Sadece bu bilançolara bakıldığında bile 21. Yüzyılın en büyük vahşetinin yaşandığı su götürmezdir ancak sayılara dökülenden çok daha büyük bir savaş, çok daha büyük bir direnişin olduğunu kimyasalla katledilen gerillaların görüntüleri ortaya koymuştur. 2 gerillanın görüntüleri bizler de dahil olmak üzere, herkese mesajdır.

Uluslararası kurum ve kuruluşlara, Avrupalı devletlere çağrımızdır:

Tarihi sorumluluk, nostalji yaparcasına Hitler faşizmini, Saddam diktatörlüğünü anmak değildir. Bugünün Hitler rejimine, Nazi uygulamalarına, insanlık suçlarına karşı durabilmektir. Kimyasal Silahları Yasaklama Örgütü (OPCW) ve Birleşmiş Milletler gibi kurumlar acilen harekete geçmeli, Türk devletine karşı yaptırıma gitmelidir. Geçtiğimiz günlerde bölgeye giderek incelemelerde bulunan ve kamuoyuna raporlarını açıklayan Nükleer savaşın önlenmesi için uluslararası hekimler heyeti IPPNW’nin inceleme talebine kulak verilmelidir.

Geçen yıl Avrupa Kürt Kadın Hareketi olarak düzenlediğimiz “100 Neden-Diktatör Yargılansın” kampanyamızı da hatırlatarak belirtmek isteriz ki, Diktatör Erdoğan suçlarına yenilerini eklemiştir. Muhatap kurumları bir kez daha Diktatör Erdoğan’ın yargılanması için göreve çağırıyoruz.

Bugüne kadar politik hesap ve çıkarlarıyla hareket eden yüz yıldır Kürtleri inkar ve imha sisteminin sürmesine arka çıkan Avrupalı devletler de bu suça ortaktır. Bir halkın özgürlük mücadelesini yürüten PKK’yi terör listesine alarak, “dolayısıyla ona karşı her türlü yöntemi uygulayabilirsiniz” diyerek kimyasal kullanımını meşru gören, aylar önce bu saldırıların önüne geçmek gibi en insani taleplerle Medya Savunma Alanları’na gitmek isteyen heyetleri kriminalize ederek engelleyen ve saldırıların şiddetlenmesine davetiye çıkaran Avrupa devletleri de suçludur. Bu imha ve inkar siyaseti, Kürtleri soykırım politikası devam ettiği müddetçe, bu ateşi harladığınız müddetçe sadece o topraklar değil, dünyanın hiçbir köşesi refah, özgürlükler diyarı olmayacaktır.

Son olarak Türk devleti İmralı tecrit işkencesini derinleştirip, 19 aydır Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan haber alınamazken, “umut hakkı”nı uygulamayacağını açıklarken buna sessiz kalan Avrupa kurumları suçludur. Umut hakkının reddinin kabulü Kürt halkının soykırımdan geçmesine onay vermek, kimyasal kullanımı da dahil her türlü uygulamaya devam edebilirsin demektir.

Sağlık örgütleri ve hukukçulara çağrımızdır:

İnsan yaşamını kutsal sayan sağlık örgütleri, bağımsız kuruluşlar ve hekimleri de bu insanlık suçuna karşı durmaya çağırıyoruz. Yine en temel hak olan yaşam hakkının ihlali sadece sözleşmelerle, kağıt üzerinde dile gelen bir hak olamaz. Türkiye başta olmak üzere, Güney Kürdistan ve Avrupa’daki tüm hukukçuları da meslek onuruna layık bir tutum takınmaya davet ediyoruz.

Demokratik kamuoyuna çağrımızdır:

Kürtler 50 yıldır kesintisiz bir özgürlük mücadelesi veriyor. Sadece mücadele etmekle de kalmıyor; demokratik ekolojik kadın özgürlükçü paradigma ile alternatif bir sistemi inşa ederek tüm dünya halklarına model oluşturuyor. Bugün özgürlük gerillasına dönük saldırılar, işte bu paradigmaya, halkların başka bir dünya mümkün iddiasına bir saldırı, bu alternatifi ortadan kaldırmaya dönük bir saldırıdır. Demokratik, özgür bir yaşam isteyen tüm kesimlere saldırıdır, evrenseldir. Dolayısıyla buna karşı mücadele de evrensel olmak durumundadır. Tıpkı Kobanê gibi, Serêkaniyê gibi, Êfrin gibi, Rojava’ya da kaynaklık eden 50 yıllık bir birikimin kaynağına yönelen bu saldırıları savunma görevi tüm demokratik kesimlerin, ekolojistlerin, anarşistlerin, sosyalistlerin omuzlarındadır.

Tüm kadın örgütlerine, şahsiyetlerine çağrımızdır:

Kadın özgürlük mücadelesi, tıpkı Kürt halkının haklı mücadelesi gibi artık geri dönülmez bir aşamaya varmıştır. Bugün dünyanın dört bir yanında ‘Jin, Jiyan, Azadî’ sloganı yankılanıyor. Tüm dünya kadın mücadelelerinin, erkek egemen sisteme başkaldıranların, direnenlerin bu sloganın evrenselleşmesinde payı, katkısı olduğu kadar, kadınlara direnme azmini aşılayan bu formül Kürdistan coğrafyasında büyük bedellerle yaşam bulmuştur. Saraların, Beritanların, Zilanların, Nagihanların, Sara ve Rukenlerin eseridir bu slogan. Bugün kimyasala karşı direnen Helbestlerin, Zinarinlerin, Amaraların eseridir. Bunun içindir ki tüm kadın örgütlerinin, bu sloganın kaynağı olan Kürt Kadın Özgürlük Mücadelesine bir vefa borcu vardır. Jin-Jiyan-Azadî diye haykıran tüm kadınlar! Çağrımız sizlere! Bu sloganda kendini bulan, geleceğini gören, bu üç kelimeyle hayatı değişen, hayatı değiştirmeye iddiası olan tüm kadın örgütleri, feminist çevreler, şahsiyetleri kadın gerillaları sahiplenmeye çağırıyoruz.

Tüm Kürdistani partilere çağrımızdır:

Faşist Türk devleti, Lozan Antlaşmasının 100. Yıldönümünde Kürt soykırımını tamamlamaya kilitlenmiş durumdadır. Kürt halkının direnişçi kesimlerine bu nedenle tarihi bir intikam savaşı yürütmektedir. Son olarak şehit düşen 17 savaşçıda olduğu gibi, Kürt Özgürlük saflarında buluşan on binlerce yiğit Kürt evladı bu parçalanmayı fiiliyatta boşa çıkarmış, Bakur’dan Başur’a Rojava’dan Rojhilat’a ruhta, duyguda birliği yaratmıştır. Bugün Kürt siyasi partilerine düşen görev, küçük hesapları bırakmak, Lozan’ın 100. Yılına cevaben yan yana omuz omuza durmak; bu genç ama yiğit Kürt evlatlarının onurlu yürüyüşünün izinden gitmek, “gerilla onurumuzdur” demektir. Şunu da belirtmek isteriz ki, aylar önce kimyasal saldırılara karşı gerillayı koruyacak olan gaz maskelerine el koyan, bu insanlık suçunu incelemek isteyen heyetleri engelleyen, işgalciyle aynı safta duran KDP’yi teşhir etmek de bir ulusal görevdir.

Kürt halkı ve kadınlarına çağrımızdır:

Kürt halkının son 50 yılı dilin dönmediği, sözün yetmediği, aklın almadığı, kalbin katlanamadığı nice acılara ama aynı zamanda direnişe, cesarete, fedakarlığa, güzelliğe, onura tanıklık etti. Bizler Avrupa’da sürgünde yaşamak zorunda kalan Kürt kadınları olarak tüm bu süreçlerin tanığı, mağduruyuz. Yıllardır coğrafyamızdan koparılsak da yüzümüz hep ülkeye, yüreğimiz hep ülkemizin en nadide seçilmiş evlatlarında, sözümüz hep direnenlerin izinde yürüme adına oldu. Kürtlerin bilgesi Ape Musa’nın da dediği gibi bize, Kürde hep direnmek kaldı. Bundan da onur duyduk.

Son olarak kimyasalla şehit düşen iki gerillanın görüntüleri yüreğimizin kaldıramayacağı kadar ağır. Karşı karşıya olduğumuz sorumluluk da ağır. Belirttiğimiz gibi bu görüntüler herkese mesaj verdiği gibi biz Kürt kadınlarına Kürt halkına da bir mesajdır. Kürt toplumunda evladı, kardeşi, akrabası, yakını, tanıdığı gerilla olmayan kimse yoktur. Bu mücadele bu düzeyde toplumsallaşmıştır. Dolayısıyla nefessiz bırakılmak istenen, soluğu kesilmek istenen biziz. Varlık yokluk savaşı bu denli yakıcı bir düzeye gelmişken, gerilla bu koşullarda amansız mücadele ediyorken artık kimse yaşamına normal sıradan devam edemez. Eylemi de örgütlülüğü de normal süreçler gibi olamaz.

Kürt özgürlük hareketi büyük bedeller ödeyerek, ama her zaman yaşadığı acıları daha güçlü çıkışlara, daha fazla mücadeleye dönüştürme iradesini göstererek bu günlere geldi. Kürt halkı ve kadınları 50 yıl boyunca kendi öz gücüne, iradesine, örgütlülüğüne inanarak yürüdü. Kazanımlarını da bu şekilde elde etti. Bugün TC faşizmini de insanlık suçlarını da tüm dünyaya teşhir edecek birincil güç Kürt halkının kendisidir.

TJK-E olarak, Kürt halkının ve kadınlarının bu tarihi sorumluluğun bilincinde olacağına inancımız tamdır. Bu temelde Avrupa’da yaşayan tüm halkımızı, Kürt kadınlarını, tüm Kadın meclis, inisiyatif ve bileşenlerimizi seferberlik ruhuyla ayağa kalkmaya, kesintisiz eylemlerle bu insanlık suçunu teşhir etmeye çağırıyoruz.” (ANF)

ilgiliiçerikler

No Cavontent Available
Sonraki yazı

Özgür ANA HABER

Okumak için tıklayınız