25 Nisan’da 23 yaşındaki Aboubakar Cissé, Fransa’nın Var bölgesindeki La Grand-Combe’da bulunan bir camide namaz kıldığı esnada ırkçı Olivier H. tarafından vahşice katledildi. Görüntüleri sosyal ağlarda yayımlayan katil, İslam’a dönük hakaretler yağdırdığı esnada Aboubakar’ı da onlarca kez bıçaklarken görülüyor.
Emperyalist liderlerin söylemleri ve neo-faşist hareketlerin yükselişiyle artan İslamofobik saldırılar batı emperyalist ülkelerinde son dönemde keskin tırmanış içerisinde. Fransa’da son yıllarda 33 cami kasıtlı olarak tahrip edilirken, Birleşik Krallık’ta Tell Mama örgütü, Ekim 2023 ile Eylül 2024 arasında son 14 yılın en yüksek rakamı olan 4.971 Müslüman karşıtı saldırı kaydetmiştir. Almanya’da 2023 yılında bir önceki yıla göre %114 artışla 1.926 Müslüman karşıtı olay kaydedilmiştir. Almanya’nın Dessau kentinde 28 Nisan’da faşistler, genç bir antifaşist kadına tecavüz tehdidinde bulunmuştur.Antifaşist kadın, evinin posta kutusunda bir tehdit mektubu bulur, mektupta dışarı çıkarsa tecavüze uğrayacağı yazar.
Tüm bu saldırılar arasında camileri kundaklama girişimleri, fiziksel saldırılar ve tehditler yer almaktadır. Mağdurların çoğunluğunu, genellikle sözlü hakaretlerin hedefi olan kadınlar oluşturmuştur.
Fransa’nın Nantes kentinde liseli bir genç kadının “Nazi ideallerinden etkilenen” bir genç tarafından öldürülmesinden sadece bir gün sonra bu eylem meydana gelmiştir. Bu iki olay, Fransa’da hüküm süren göçmen düşmanlığı ve İslamofobik iklimle ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır. Bu iklim büyük ölçüde hükümetin ırkçı politikaları ve söylemleriyle beslenmekte ve medya ile Ulusal Birlik’ten Sosyalist Parti’ye kadar çok farklı yelpazedeki burjuva ve ırkçı-faşist siyasi güçler tarafından yayılmaktadır.
Emperyalist rekabet artarken ve üçüncü bir dünya savaşı kapıda beklerken, göçmenlere yönelik saldırılar tüm Avrupa’da, göçmenlik yasaları ve mülteci koşullarının kötüleştirilmesi ve sokaklarda göçmenlere, özellikle de kadınlara yönelik ırkçı ve faşist saldırıların yoğunlaşmasıyla şiddetleniyor! 100 yıl önce Avrupalı emperyalistler “kutsal birlik” yaratmak ve şovenizmi güçlendirmek için Yahudileri suçlarken, bugün de krizlerin sorumluluğu göçmenlere ve Müslümanlara yıkılmaya çalışılıyor. Bu ırkçı-faşist, İslamofobik iklimde, en dengesiz ve faşist zihinlerin harekete geçmesi ve katliam gerçekleştirmesinde şaşılacak bir durum yok.
Ancak ırkçı-faşist hareketin üzerinde hareket ettiği ve neo-faşist hareketleri tüm göçmenlere olduğu gibi Müslüman göçmenlere de saldırmak üzere sokaklara döken göçmen ve İslamofobik politikalara karşı durmanın acil bir ihtiyaç olduğu bu katliamla birlikte bir kez daha açığa çıkıyor. Yerli ve göçmen işçi sınıfı ve emekçilerin merkezi rol oynayacağı ırkçılık karşıtı ve antifaşist bir siyasi mücadele geliştirme görevi hepimizin önünde duruyor.
Mücadeleyi hayatın her alanına yaymak ve birleşik bir zeminde geliştirmek burjuva politikacıların olduğu kadar ırkçı ve faşist hareketin elindeki tüm silahları almak, argümanlarını boşa çıkartmak bakımından da, halkların kardeşliğine dayalı bir yaşamı örerek antifaşist mücadeleyi antikapitalist mücadele eksenine oturtmak önemli bir yerde duruyor.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 2 Mayıs 2025 tarihli Avrupa Gündemi köşesi











