Atılım Paris
17 Mayıs Cumartesi günü İtalya’nın Milano kentinde, Avrupa’da “remigration” (geri göç) konulu ilk zirve düzenlendi. Ancak bu terim, masumca bir “geri dönüş” çağrısı gibi görünse de, gerçekte göçmenlerin ve onların çocuklarının, vatandaşlıkları, doğum yerleri ya da yasal statüleri gözetilmeksizin sınır dışı edilmelerini ifade eden aşırı sağcı bir kavramı barındırıyor.
ETKİNLİĞİN SEMBOL YERİ: MİLANO
Zirvenin Milano’da düzenlenmesi tesadüf değil. İtalyan Direnişçiler Ulusal Birliği (ANPI) Milano Başkanı Primo Minelli, İnsanlık gazetesine verdiği demeçte, “Faşizm, Nazizmin babasıdır ve burada doğdu. Berlusconi’nin Forza Italia’sı ve Salvini’nin Ligası da öyle,” diyerek kentin bu tür ideolojik çıkışlar için tarihsel bir arka plana sahip olduğunu vurguladı.
İtalya’nın kuzeyindeki ekonomik merkez Milano, sosyal ve siyasal çelişkilerin kesişim noktası olarak görülüyor. Şehir, yalnızca İtalya’da değil, Avrupa genelinde yeni siyasi eğilimlerin test alanı olarak kabul ediliyor. Bu nedenle Lombardiya’nın kalbinde düzenlenen bu ilk “remigration” zirvesi, yalnızca yerel değil, kıtasal düzeyde de büyük yankı uyandırıyor.
Etkinliğin yeri, antifaşist grupların protestolarından kaçınmak amacıyla yalnızca 24 saat öncesinden açıklandı. Organizasyon, sosyal medyada reklamları yapılmasına rağmen büyük bir gizlilikle planlandı.
BELEDİYE BAŞKANI ETKİNLİĞİ ENGELLEYEMEDİ
Milano Belediye Başkanı Giuseppe Sala (Demokratik Parti), etkinliği iptal ettirmeye çalıştıysa da bunda başarılı olamadı. Komünist Yeniden Kuruluş Partisi’nin (PRC) Uluslararası İlişkiler Sorumlusu ve aynı zamanda Milano’da aktif bir figür olan Anna Camposampiero, “Etkinlik özel bir mekanda düzenlendiği için bu mümkün olmadı,” dedi.
Etkinliğe yaklaşık 400 kişinin katılması bekleniyor ve bazı VIP biletlerinin fiyatı 250 avroya kadar çıkıyor. Ancak organizasyonun arkasındaki kişi ve yapılar hâlâ net değil; bu da etkinliğe yönelik şeffaflık eleştirilerini artırıyor.
“REMIGRATION” NE ANLAMA GELİYOR?
“Remigration” kavramı, göçmenlerin ve onların çocuklarının — hangi vatandaşlığa sahip oldukları, nerede doğdukları ya da yasal statüleri ne olursa olsun — Avrupa dışına sınırdışı edilmesini öngören aşırı sağcı bir fikri temsil ediyor. Bu düşünce, sadece mülteci ya da düzensiz göçmenleri değil, Avrupa vatandaşı olan ama başka bir ülkede doğmuş bireyleri de kapsıyor.
Bu radikal politika önerisi, kamuoyunun dikkatine ilk kez geniş çaplı olarak Ocak 2024’te geldi. Almanya merkezli araştırmacı gazetecilik platformu Correctiv, Kasım 2023’te Potsdam’da yapılan gizli bir toplantıyı ifşa etti. Toplantıya Almanya için Alternatif (AfD) partisi üyeleri, Hristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) en sağcı kanadı ve neonazi figürler katıldı. Burada, Almanya’dan 2 milyon kişinin hızlıca sınır dışı edilmesini öngören bir ağ oluşturulması planlanmıştı.
Toplantıya, Avusturya Kimlik Hareketi’nin (IBÖ) kurucularından ve “remigration” düşüncesinin öncülerinden biri olan Martin Sellner da katıldı. Fransa’da ise bu görüşün en bilinen savunucularından biri aşırı sağcı lider Éric Zemmour. Zemmour, bu hedef doğrultusunda özel bir bakanlık kurulmasını savunuyor.
AVRUPA’DA YENİ BİR IRKÇI TEHLİKE Mİ?
Milano’da düzenlenen bu zirve, Avrupa’da ırkçı ve göçmen karşıtı politikalarının giderek radikalleştiğini ve daha organize hale geldiğini gözler önüne seriyor. Demokratik değerler ve insan haklarına açıkça aykırı olan bu yaklaşım, yalnızca göçmenleri değil, çok kültürlü Avrupa toplumunun temelini tehdit ediyor.
Antifaşist gruplar, sivil toplum kuruluşları ve demokratik kurumlar, bu tür girişimlerin yalnızca kınanmasıyla kalınmayıp aynı zamanda aktif biçimde engellenmesi gerektiğini savunuyor. Zira “remigration” gibi kavramların kamusal alanda yer bulması, tarihsel olarak büyük trajedilerle sonuçlanmış ayrımcı ve dışlayıcı politikaların geri dönmesine kapı aralayabilir.












