Ezen ve ezilenler arasındaki kavgada hapishaneler tarihsel olarak toplumsal ve sınıfsal mücadelenin başat konularından oldu. Eski ve köhnemiş düzeni yıkıp, yeniyi kurma mücadelesine girişen ve yolu hapishanelere düşen her politik özne, eskiyi savunanların değişen siyasal koşullara göre gizli, örtük, aleni ve şiddetli saldırılarına maruz kaldı. Başka bir yaşam mücadelesinin her düzeydeki dinamiklerine karşı egemenler, boyun eğdirmek ve biat kültürünü toplumsallaştırmak için ön cephesel vuruşu hapishaneler üzerinden gerçekleştirdi.
Politik islamcı faşist rejimin yeni dönem tasfiyeci saldırılarının da ilk ayağı hapishanelerdeki politik tutsaklar oldu. F-tipi hapishanelere geçişle birlikte hali hazırda büyük oranda tırpanlanmış olan tutsak ve tutsak aile hakları, faşist şeflik rejimine geçişle birlikte neredeyse tümüyle ortadan kaldırıldı.
Tecrit, işkence, infaz yakma, hasta tutsakların tedavilerinin engellenmesi, bir nevi ölüme terk edilmeleri, hastane-mahkeme gidiş gelişlerinde fiziki şiddet, süngerli odada tutma, çıplak arama, cinsel şiddet, taciz, tecavüz, görüş yasağı, mektup-telefon yasağı, zorunlu sevk, yani sürgün vb. gibi saldırılar faşist rejimin son 5 yıllık süreç içerisinde politik tutsaklara yönelik artan saldırılarının başında geliyor.
Sayısız ağır hasta tutsak gerçekliğiyle birlikte, “kütüphaneden kitap almadı”, “kantinden alışveriş yapmadı” gibi gerekçelerle infazı yakılan tutsakların haddi hesabı yok. Faşizmin yasalarının politik tutsaklara dönük olarak eşitsizliklerle dolu olması ise, düşman hukukunun beyannamesi niteliğinde. Verilen cezanın boyutu, yatılacak sürenin belirlenmesi, hastaneye nasıl götürüleceği, havalandırmaya ne kadar çıkartılacağı, mahkemeye sevk sırasında nasıl bir muameleye maruz bırakılacağı vb. politik tutsakları teslim almaya dönük olarak düzenlenmiş durumda.
Tutsaklara dönük saldırıların boyutlanmasına paralel olarak tutsak ailelerine yönelikte saldırılar had safhaya ulaşmış durumda. Ailelerinden binlerce km. uzaktaki hapishanelere sevk edilmeleri bir yana, keyfiyetçilik, sayısız aramalardan geçiş, fiziki ve sözlü taciz, tehdit, “bugün git, yarın gel”ler ilk akla gelenler arasında.
Faşist rejimin 2021 yılından itibaren inşa etmeye başladığı S ve Y tipi hapishaneler ise, hali hazırda ağır tecrite maruz kalan devrimci tutsakları, insanlık dışı koşullara mahkum etmeyi, var olan kırıntı düzeyindeki hakları elimine etmeyi hedefliyor. Devrimci tutsaklar tarafından kuyu tipi olarak adlandırılan bu hapishaneler, gerek fiziki yapıları gerekse uygulamaları ile tutsakların fiziki ve psikolojik sağlıklarını en olumsuz biçimde etkilemeye göre tasarlanmış durumda. Tutsakları teslim almak, mücadeleden tamamen koparmayı hedefleyen faşist devlet, kuyu tipi hapishanelerde tutsakları tek kişilik hücrelerde tutmakta.
Buradan 24 Ocak’ta Türkiye ve Kürdistan’da sosyalistlerin başlatmış olduğu “kuyu tipi hapishanelere karşı mücadele”, genel olarak politik tutsakların sesini dışarıya duyurma ve söz konusu hapishanelerin insanlıkdışı özelliğini teşhir etmeyi amaçlarken, bu hapishanelerin kapatılması talebi bir insanlık görevi olarak da çalışma kapsamında yükseltiliyor.
Yaşadığımız Avrupa ülkelerinde de Türkiye ve Kürdistan hapishanelerdeki tecrit ve işkenceyi, hasta tutsakların sessizce infaz edilmesini; tutsak aileleri üzerinde artan saldırıları gündemleştirmek, kuyu tipi hapishanelerin kapatılması için verilen mücadeleyi büyütmek, politik tutsaklarla dayanışmayı yükseltmek ve sürekli kılmak için acil bir eylem hattının örülmesi önemlidir.
Avrupa’da yaşayan devrimci ve komünist öncüler bugünden harekete geçerek, eylem ve etkinlik planları oluşturmak, bu planlarına en geniş enternasyonal desteği sağlama görüş açısıyla hareket etmeyi, yakın dönemin temel siyasi ve örgütsel görevi olarak ele almalıdırlar.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 23 Mayıs 2025 tarihli Perspektif köşesi











