Ortadoğu bölgesel bir savaşa doğru sürükleniyor ve bunun esas sorumlusu da şüphesiz ki başta ABD olmak üzere batılı emperyalist güçler ve İsrail’dir. Siyonist İsrail’in başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail terör devletinin İran ile “ne kadar sürerse sürsün” savaş halinde olacağını söyleyerek düğmeye bastı. Ve geçen hafta Perşembe günü İran’ın kitle imha silahları geliştirdiğini iddia ettiği Natanz nükleer tesisini bombalayarak savaşın fitilini ateşledi.
Sözde “hedefli” saldırıda aralarında çocukların da bulunduğu siviller ve İran rejiminin Genel Kurmay başkanı da aralarında olmak üzere kilit personeli öldürüldü. Gerici İran molla rejimi de bu saldırıya karşılık olarak İsrail’e bir dizi misilleme saldırısı düzenledi. Savaş karşılıklı vuruşlarla tırmanarak gelişiyor.
Geçtiğimiz Pazartesi günü emperyalist devletlerin bir araya geldiği G7 toplantısında egemen Batılı liderler “gerilimi azaltma” ve “diplomasi”den söz ettiler. Ancak İsrail’in başta Filistin halkı olmak üzere, tüm Ortadoğu’daki katliamlarının ve saldırganlığının temel sorumluları yine kendileridir.
Kendi emperyalist çıkarları doğrultusunda ABD emperyalizmine kafa tutamayacak konumda olan Avrupa Birliği emperyalist devletleri de, nihayetinde ABD ve dolayısıyla İsrail’in bölgedeki saldırgan politikalarının destekçisi konumunda ilerlemekteler.
7 Ekim’den günümüze Siyonistlerin Gazze’de gerçekleştirdiği katliamlara yer yer insani gerekçelerle karşı açıklamalar da bulunmuş olsalar; son dönemde AB içerisinde özellikle Fransa’nın başını çektiği kanadın Filistin devletinin tanınması gerektiği gibi açıklamalar yapmasına rağmen nihayetinde ABD ve İsrail güdümlü politikalarda demir atmaktalar. Bölgedeki gerginlikten esas itibariyle ekonomik olarak kaybeden, gittikçe daha fazla nüfuz alanı daralması yaşayan AB emperyalistleri, ABD ve İsrail dışında bir adım geliştirme kapasitesinde değiller.
Rusya-Ukrayna arasında sürmekte olan savaşta olduğu gibi, öyle görünüyor ki İsrail’in İran saldırısında da kaybeden kendisi olmasına rağmen AB farklı bir politika geliştiremeyecek. Nasıl ki Rusya-Ukrayna savaşında daha ucuza aldığı Rusya’ya ait doğal gaz gibi yeraltı zenginliklerinden olarak, ABD’den hem daha zahmetli hem de daha pahalı gaz almak zorunda kalan AB ülkeleri, aynı durumu İran doğal gaz ve petrollerinde yaşayacak.
Her ne kadar son saldırganlıkta İran’ın geliştirmeye çalıştığı uranyum temel gerekçe gibi yansıtılsa da, özellikle Çin’in Ortadoğu’daki yeraltı ve yerüstü zenginliklerine ulaşımının engellenmesi bir başka esas nedeni oluşturmakta. Bunun tamamen ayırdında olan Avrupalı güçler, Almanya başbakanı Merz’in dilinden “İsrail hepimiz için kirli işler yürütüyor” açıklamasında bulunarak hem İsrail’in yürüttüğü savaşta sınır tanımazlığını ortaya koymuş oluyor, hem de en küçük bir karşı koyuş emerasine girişmeden, ABD-İsrail savaş arabasına koşulacaklarının, “kader birliğinin” mesajını veriyor.
Günümüz koşullarında tüm insani değerlerin ayaklar altına alındığı, geçmiş döneme ait bütün uluslararası anlaşmaların hiçe sayıldığı, emperyalist küstahlığın ayyuka çıktığı bir dönemde, Trump vari yaklaşım tarzını AB emperyalistlerinden de görmekteyiz.
Bütün bunlar Avrupa’da yaşayan yerli ve göçmen tüm işçi ve emekçiler için ise yeni dönemde yaşam koşullarının daha da fazla kötülüşmesi ve daha fazla hak gaspı anlamına gelecek. Dolayısıyla bölge halklarının bir yandan kendi ülkelerindeki gerici egemen sınıflara karşı mücadeleyi yükseltirken bir yandan da siyonist, emeperyalist saldırganlığa karşı mücadelesinde “gerici ve haksız savaşa hayır” diyerek toplam direnişi büyütmek, Avrupa’daki devrimci politik özneleri bekleyen temel görevler arasındadır.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 19 Haziran 2025 tarihli Avrupa Gündemi köşesi











