Son yıllarda işyerinde cinsel ve cinsiyet temelli şiddet, ne yazık ki yalnızca kadınların değil, toplumun da kanayan bir yarası. Avrupa İşyerinde Kadına Yönelik Şiddete Karşı Dernek (AVFT), tam 40 yıldır bu konudaki sessizliğe karşı mücadele ediyor. Bu mücadele, 2025’te yayımlanan ve geniş yankı uyandıran podcast serisi “Kadınları Değil, Adaleti Yargıla!” ile yeni bir ivme kazandı. Peki, bu seri neden bu kadar önemli? Çünkü işyerinde yaşanan şiddetin, sadece bireysel bir sorun olmadığını, adalet sisteminin derin bir krizinin aynası olduğunu gözler önüne seriyor.
Podcast serisinin çarpıcı hikayelerinden biri, müzik sektöründe güçlü bir yönetici tarafından tacize uğrayan bir kadının yaşadıklarını gözler önüne seriyor. Kadın, yıllarca sustuğunu çünkü “kariyerinin biteceğinden” korktuğunu anlatıyor. Bu, çok tanıdık korku Fransa’da taciz mağdurlarının neden yalnızca yüzde 5’inin resmi şikayette bulunduğunu net bir şekilde açıklıyor. Geri kalanlar ise “delil yok”, “kimse inanmaz” ya da “işimi kaybederim” endişesiyle sessiz kalıyor. Resmi şikayette bulunanlar ise uzun, yıpratıcı yargı süreçleri, faillerin itibarı ve “bunu nasıl kanıtlayacaksın?” sorgulamalarıyla adeta cezalandırılıyor. Sonuç, taciz davalarında yüzde 1’den az mahkumiyet oranı!
Kapitalist Adalet sistemi, çoğu zaman şiddetin ve tacizin mağdurlarını değil, faillerin ve kurumların itibarını korumaya çalışıyor ve buna devam ediyor. “Flört mü, taciz mi?” ikilemiyle başlayan tartışmalar, şiddetin “şaka” ya da “yanlış anlama” gibi küçümsenmesine yol açıyor. Oysa taciz, tek taraflı bir güç gösterisidir ve asla şaka ya da flörtle karıştırılmaz. Podcastte vurgulandığı gibi, bir kadının “hayır” demesi saygı duyulması gereken bir sınırdır, yargılanacak bir eylem değil.
AVFT’nin podcasti yalnızca sorunları ortaya koymakla kalmıyor; çözüm önerilerini de güçlü bir şekilde seslendiriyor. İşyerlerinde bağımsız, tarafsız şikayet mekanizmalarının kurulması, taciz davalarında ispat yükünün hafifletilmesi ve mağdurun tanıklığının delil olarak kabul edilmesi gerekliliği artık vazgeçilmez. En önemlisi ise toplumsal dönüşüm. Kadınların sustuğu için değil, dinlenmediği için susulduğunu kabul etmek, kültürel bir değişim için ilk adımdır diyor.
Şiddet, ne yazık ki sadece bireysel bir problem değil; sistemin ve toplumun ortak sorunudur.
#MeToo hareketi ve AVFT’nin 40 yıllık kararlı mücadelesi bize gösteriyor ki; gerçek değişim ancak cesaretle konuşan kadınlar ve onlara inanan, adaletin gerçek anlamda tesis edilmesiyle mümkün. Kadınları değil, adaleti yargılamanın zamanı çoktan geldi.
Bugün tüm Dünya’da adalet, erkek egemen sistemin duvarları arasında sıkışmış durumdadır. Bu duvarları yıkmak yalnızca kadınların değil; eşitlikten, emekten ve özgürlükten yana olan herkesin görevidir.
Unutmayalım ki: Kadınların sessizliği, tercihi değildir. O sesi yükseltmek, hepimizin görevidir.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 11 Temmuz 2025 tarihli Sosyalist Kadın köşesi










