Batı emperyalist ülkeleri (ABD, İngiltere ve AB) kuruluşundan itibaren Siyonist İsrail’in yanında saf tuttu. Denebilir ki sadece saf tutmak, destelemek değil, tarihi 20. yüzyıl başlarına giden ve fakat özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasının uygun koşullarında onun bir projesi olarak doğdu. Filistin halkı yok sayılarak, siyonistlerin adım adım toprak işgali, katliamları meşru görüldü. Emperyalistlerin ona biçtiği rol nedeniyle bölge halklarının başında sallanan kılıç olarak işlev gördü.
Bütün bu süreçlerde siyonist İsrail’in bölgede diri tuttuğu savaş koşulları emperalist tekeller için fırsat kapısı oldu. Bölge halklarının kanı pahasına emperyalist tekeller kâr peşinde koşarken, silahlanma yeni rant alanları oluşturdu. İsrail’in başta Gazze olmak üzere tüm Filistin topraklarında gerçekleştirdiği son yılların soykırım saldırıları da emperyalist tekellerin ve onların hizmetindeki devletlerin aktif desteği ile sürdürülüyor.
Geçtiğimiz haftalarda Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese’nin hazırladığı raporda da ortaya konulduğu gibi kapitalist şirketler, İsrail’in soykırım politikalarından milyarlarca dolar kâr elde ediyor. Rapora göre toplamda binlerce şirket varken, bunlardan 48 tanesi sürecin aktif parçası olarak yer alıyor. Liste’de Palantir Technologies Inc., Lockheed Martin, Alphabet Inc., Amazon, International Business Machine Corporation (IBM), Caterpillar Inc., Microsoft Corporation ve Massachusetts Institute of Technology (MIT) gibi teknoloji ve savunma devlerinin yanı sıra, BlackRock gibi bankalar, sigorta şirketleri, emlak firmaları ve yardım kuruluşlarını da kapsıyor.
Albanese’in raporunda, “savaşla ilgili görevlerine” yardımcı olması için İsrail ordusuyla stratejik bir ortaklık anlaşması yapan ABD teknoloji şirketi Palantir, Gazze harekâtını icra eden İsrail Savunma Güçleriyle (IDF) yakın ortaklığı nedeniyle özellikle eleştiriliyor. Palantir’in yazılımları muharebe alanında otomatikleştirilmiş karar alımına imkan veriyor.
Volvo gibi ağır ekipman üreticileri ise Gazze ve Batı Şeria’daki evler, camiler ve altyapının toplu yıkımında kullanılan ağır makineleri tedarik iddiasıyla eleştiriyor. İsveç merkezli şirket, Volvo şasisi üzerine otobüs montajı yapmak için İsrailli bir şirket olan Merkavim ile anlaşmalı.
Albanesei raporunda ayrıca “BNP Paribas ve Barclays dahil dünyanın en büyük bankalarından bazıları, bu uluslararası ve yerel hazine tahvillerini üstlenerek piyasa güvenini artırmak için devreye girdi ve İsrail’in kredi notunun düşmesine rağmen faiz oranı primini kontrol altında tutmasını sağladı” diyor. Ayrıca Almanya merkezli finansal hizmet şirketi Allianz’ın sahibi olduğu Pimco ve Vanguard gibi varlık yönetim şirketlerini İsrail hazine tahvillerinin başlıca alıcıları olarak adlandırıyor. Yine dünyanın en büyük egemen servet fonu olan Norveç Hükümeti Emeklilik Fonu Global’in (GPFG) Ekim 2023’ten bu yana İsrail şirketlerine yaptığı yatırımı yüzde 32 oranında artırdığı belirtiliyor.
Tüm bunlar sözde demokrasi havarisi geçinen batılı emperyalist devletlerin ve tekellerinin gerçekte kapitalist kâr için halklara karşı işlemeyecekleri hiçbir cinayetin olmadığını, yer yer yaptıkları “İsrail eleştirisinin” ise halklarda oluşan tepkiyi azaltma amacı taşıyan ikiyüzlü açıklamalar olduğunu açıkça göstermektedir. Bugünün dünyasında herhangi bir coğrafyada yürütülecek hak mücadelelerinin aynı zamanda antikapitalist nitelik taşıması gerektiğinin göstergeleridir.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 11 Temmuz 2025 tarihli Avrupa Gündemi köşesi










