Almanya’da zafer ile sonuçlanan Birtat döner direnişini Almanya Göçmen İşçiler Federasyonu Ersin Sedefoğlu ile konuştuk. Sedefoğlu AGİF’in bu direnişte rolünü anlattı. Sedefoğlu işçilerin taleplerini elde ederek sonuçlanan direniş süreci hakkında bilgiler verdi.
Almanya’nın Stuttgart kentinde faaliyet yürüten Birtat Döner’de nasıl bir çalışma geçmişi vardı?
Almanya’nın Stuttgart kentinde faaliyet yürüten Avrupa’nın en büyük döner prodüksiyon şirketlerinden olan Birtat Döner’de işçiler 30 yıla yakın bir süre güvencesiz, ağır çalışma koşullarında ve düşük ücretle çalışarak bugünlere geldi. Fabrikanın ilk yıllarında günde sadece birkaç ton döner üretilirken, yıllar içinde günlük üretim 35-40 tona kadar yükselmiş bulunuyor. Ancak işçilerin çalışma koşulları, bırakalım daha fazla düzelmesini, daha çekilmez ve katlanılmaz bir hal aldı.
Bu koşullara karşı nasıl bir örgütlenme süreci başladı?
Son iki yıldır fabrikadaki öncü işçilerin üretimde olan işçilerle yürüttüğü tartışmalar sonucu bu durumun artık değişmesi gerektiği ve çözümün örgütlenmekte olduğu fikrine varıldı. Bunun için tüm işçilerin bu konuda ikna edilmesi ve örgütlenme sürecine dahil edilmesi gerekiyordu. Öncü işçilerden 10 işçi, 2024 yılı sonunda Almanya çapında faaliyet yürüten Gıda İş Sendikası NGG’yi ziyaret ederek Birtat işçilerinin örgütlenmesinde sendikadan destek istediler. O gün sendikaya üye oldular. Daha sonra tüm işçilerin yüzde 95’ini örgütleyerek sendikanın yetki alması noktasında ilk büyük başarıyı elde ettiler. Artık sendika işveren ile Toplu İş Sözleşmesi için görüşme yapabilecekti. Ancak bunu öğrenen Birtat patronları sendikayı tanımama tutumu sergiledi. Bunun üzerine işçiler mayıs ayında bir günlük uyarı grevi yaptılar, ancak patronun tutumu değişmedi.
Birtat’ta ağrılıklı olarak kimler çalışıyor?
Birtat Döner’de 130 civarında işçi çalışıyor. Bu işçilerin neredeyse tamamı göçmen işçilerden oluşuyor. Çoğunluğunu Türkiyeli ve Kürdistanlılar oluşturuyor. Diğer 50’ye yakın işçi arasında ise Polanyalı, Romanyalı, Bulgar ve yine Bulgaristan’dan göç eden Türk ve Roman işçiler bulunuyor.
Avrupa’da göçmen işçilerin durumu hakkında genel değerlendirmeniz nedir?
Avrupa kıtası, emperyalistler tarafından son 50 yılda göçmen işçiler üzerinden ucuz işgücü cenneti haline getirildi. Bununla birlikte Avrupalı emperyalistler, başta Asya ülkeleri olmak üzere sermayelerini geri kalmış ya da gelişmekte olan kapitalist ülkelere taşıyarak bu ülkeleri de tamamen ucuz işgücü cenneti haline dönüştürdüler. Artık Avrupa’da işçi sınıfı üç kategoriden oluşuyor: Aristokrat işçiler, ortalama geçinebilecek gelire sahip işçiler ve geçinmekte zorlanan yoksul göçmen işçiler.
Avrupalı emperyalistler, yoksul ülkelerden gelen göçmen işçilerin çok düşük ücretlere razı olacaklarını düşünerek, 90’lı yıllardan sonra yeniden artan göç hareketini kendi lehlerine kullandılar. Taşeronlaşmayı yaygınlaştırarak, toplu sözleşme kapsamı dışında işçileri ucuz çalıştırmayı ve sendikal örgütlenmeyi zayıflatmayı hedeflediler. Sarı sendikaların tavır almayışı ve patronlarla uzlaşma arayışları da eklenince işgücü giderek ucuzladı ve yoksulluk arttı. Örgütsüz işyerlerinde iş güvencesi de sağlanmamaktadır.
Döner üretim sektöründe işçilerin çalışma koşullarından bahseder misiniz?
Avrupa’da döner sektörü ucuz işgücü ve güvencesiz çalışma bakımından dikkat çeken sektörlerden biridir. Bu kadar yoğun üretimin, ağır çalışma koşullarının ve düşük ücretin hâkim olduğu döner üretim fabrika ve atölyelerde patronlar göçmen işçi çalıştırmayı esas alırlar. Göçmen işçilerin örgütlenmeyeceğini, mücadele ve grevlerden uzak duracaklarını düşünürler. Bu da onların kârlarını katlamaları için büyük bir fırsat sunar. Birtat Döner’de de aynı durum geçerliydi.
Birtat işçilerinin mücadelesi nasıl bir anlam taşıdı?
Birtat Döner işçileri örgütlenme, mücadele ve toplu sözleşme imzalamalarıyla bu alanda bir yol açtılar. Temel sloganları “Artık Yeter, Göçmen İşçiler Köle Değildir” oldu. Bu slogan bütün bir sömürü sürecini özetliyordu. İşçiler bu durumu tersine çevirmek, sadece Almanya değil tüm Avrupa genelinde göçmen işçilerin ayağa kalkmasının önünü açmak açısından son derece kararlı davrandılar.
AGİF bu süreçte nasıl bir rol oynadı?
İlk olarak öncü işçilerle sendika arasında bir toplantı yapıldı ve bir eylem takvimi çıkarıldı. Toplantıya AGİF ve DİDF de davet edildi. AGİF olarak biz, süreç boyunca grev ve eylemlerin Almanya, Türkiye ve Kürdistan’da kamuoyuna duyurulması, grev alanına kurumların ziyaretlerinin örgütlenmesi ve dayanışmanın büyütülmesi görevini üstlendik. Her grev ve eylem gününde sabahın erken saatlerinde işçilerin yanında olmamız bu güveni pekiştirdi.
Direniş sürecinde işçilere, Birtat işçilerinin sendika hakkını kazanmasının başta Almanya olmak üzere tüm Avrupa genelinde göçmen işçiler üzerinde olumlu bir etki bırakacağını anlattık. İşçiler de örgütlü mücadelenin onlara güç kazandırdığını gördü. Bu bilinçle uyarı grevlerini süresiz grevlere dönüştürdüler. Alman basınının ve ulusal kanalların ilgisi, sol partilerden milletvekillerinin eylemlere katılması direnişi güçlendirdi. Böylece patronlar geri adım attı.
Direniş nasıl sonuçlandı?
Üç görüşmede sendikayı tanımayan Birtat patronları, sonunda işçilerin temsilcilerini ve sendika yöneticilerini kendileri görüşmeye davet etmek zorunda kaldılar. İki gün süren TİS görüşmelerinde işveren Toplu İş Sözleşmesini imzaladı. İşçiler ilk kez güvenceli çalışma hakkını elde etti. İlk etapta ücretlerde istenen artış sağlanmasa da, gelecek yıllar için maaş artışlarının yolu açıldı.
AGİF’in göçmen işçilerin hak mücadelesi ile ilgili gelecek dönem perspektifleri nelerdir?
Bundan sonra görevimiz, diğer döner prodüksiyon şirketlerinden göçmen işçilerin yoğun olarak çalıştığı fabrikalara kadar yeni örgütlenme alanları inşa etmek, fabrikalarda işçi komiteleri kurmak ve sendikal örgütlenmeyi geliştirmektir. Bu süreçler, göçmen işçilerin yaşam ve çalışma koşullarını iyileştirmenin yanı sıra, işçilerin politikleşmesi ve örgütlenmesinin de önünü açacaktır. Sosyalistlerin görevi ise, işçilere sınıf bilinci taşımak ve sömürüden nihai kurtuluşun ancak bu sömürü sistemini alt edecek bir örgütlenme ve mücadele ile mümkün olduğunu göstermektir.











