Atılım Avrupa
Stuttgart’ta işçiler artık “yeter” diyerek ayağa kalkan işçilerin kazanımıyla sonuçlanan Birtat döner üretim fabrikasındaki direnişi Aziz Aslantaş ile konuştuk. Emeklerinin karşılığını almak, insanca çalışma koşullarına kavuşmak için direnişe başlayan işçiler, baskılara ve tehditlere rağmen geri adım atmadı. Birtat işçileri adına Aziz Aslantaş, yaşadıkları süreci, dayanışmanın gücünü ve bu mücadelenin göçmen işçiler açısından taşıdığı anlamı gazetemize anlattı.
Bu direnişe katılmaya sizi iten en temel sebep neydi?
En temel motivasyonumuz, insan onuruna yakışır bir yaşam ve çalışma koşullarına duyduğumuz ihtiyaçtı. Uzun süredir emeklerimizin karşılığını tam anlamıyla alamıyor, en temel haklarımız görmezden geliniyordu. Bu sessizliği kırmak, sadece kendim ve direnişe öncülük eden işçiler için değil, yanımızda çalışan tüm arkadaşlarımız için de bir zorunluluk hâline geldi. Artık susmanın, tepki göstermemenin durumu kabullenmek anlamına geldiğini biliyorduk.
Patronun ve fabrika yönetiminin direnişi kırmak için uyguladığı baskılarla nasıl mücadele ettiniz? En zorlandığınız anlar hangileriydi?
Grev sürecinde psikolojik baskılar, tehditler ve bölme çabalarıyla sıkça karşılaştık. Ama bu süreç, aynı zamanda hep birlikte dayanışma içinde ayağa kalkmamız gereken anlardı. O anlarda tek güvencemiz birbirimizdi. Yalnız olmadığımızı bildiğimiz sürece, bu baskılar bizi yıldıramadı. Dayanışma ruhu bizi hep ayakta tuttu.
Sizce bu direnişin en büyük gücü neydi? İşçiler arasında kurulan dayanışma size neler hissettirdi?
Direnişin en büyük gücü, içten gelen dayanışmaydı. Sınıf bilinciyle, birbirimizin elini bırakmadan yürüdük. Aynı sofrayı paylaştık, aynı soğuğu yaşadık, aynı hayalleri kurduk. Bu birlik bize sadece moral değil, gerçekten büyük bir güç verdi. Direnişin içinde öğrendiğimiz en büyük şey, birlikte olursak her şeyi değiştirebileceğimizdi. Bu direniş sürecinde “Biz ancak örgütlü olursak ve sonuna kadar kararlı bir şekilde mücadele edersek kazanabiliriz.” bilincinin farkına vardık.
Farklı uluslardan işçilerin bir araya gelmesi ve birlikte mücadele etmesi, direnişinize nasıl bir boyut kattı?
Farklı diller konuşsak da süreç boyunca hep aynı dili, emeğin ortak dilini konuştuk. Kültürel farklar, mücadele alanında yerini ortak hedeflere, ortak bir işçi kültürüne bıraktı. Bu direniş sadece bir iş yeri, fabrika mücadelesi değil; sınırları aşan bir sınıf mücadelesine dönüştü. Uluslararası işçi dayanışmasının ne kadar güçlü olabileceğini bizzat gördük, bu deneyimi yaşadık.
Grev boyunca dışarıdan, özellikle diğer sendikalardan veya sol gruplardan nasıl destekler aldınız? Bu destekler size ne ifade etti?
Birçok sendika, göçmen örgütleri, siyasi partiler, işçi aileleri, Sosyalist Kadınlar Birliği Stuttgart Temsilcisi Leyla Abay, AGİF Eş Başkanı Ersin Sedefoğlu, DİDF’ten Ali Çarman ve adını sayamadığım birçok kurum ve kişiler yanımızda oldu. Birtat işçileri adına hepsine göstermiş oldukları destekten dolayı çok teşekkür ederim. Geldiler, bizimle birlikte nöbet tuttular, yemek getirdiler, sesimizi duyurmamıza yardımcı oldular. Bu destekler, yalnız olmadığımızı ve mücadelemizin başka yerlerde de yankı bulduğunu gösterdi. Bizler için mücadele süresince moral kaynağı oldu ve bu dayanışma direncimizi artırdı.
Bu direniş, göçmen işçilerin sendikal örgütlenmesi ve hak arama mücadelesi için bir örnek teşkil ediyor. Diğer işçilere ne gibi mesajlar vermek istersiniz?
Birtat Döner işçileri olarak en büyük mesajımız şu: “Korkmayın ve yalnız olduğunuzu düşünmeyin.” Hangi ülkeden gelirsek gelelim, göçmen olduğumuz için aynı sömürüye maruz kalıyoruz. Ama birlikte durduğumuzda kimse bizi kolay kolay yıkamaz. Örgütlenmek bir haktır ve hakkımızı aramak için yan yana gelmekten çekinmemeliyiz. Bu direniş, “Göçmen işçiler susmaz, göçmen işçiler boyun eğmez.” demenin en somut ifadesidir.
Son olarak, mücadeleyi dışarıdan takip edenlere ve bu satırları okuyanlara söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Bu mücadele ve kazanım; tek bizim Birtat işçilerinin değil, hepimizin mücadelesi. Bugün burada direnen biziz, yarın başka bir yerde siz olabilirsiniz. Emeğin ve sömürünün olduğu her yerde mücadele kaçınılmazdır. Birbirinize destek olun, baskı ve sömürüyü görün, tüm işçilere duyurun. Ve unutmayın, dayanışma yaşatır. Direniş sadece bir duruş değil, aynı zamanda bir umuttur. Ayrıca Birtat işçileri olarak 4 Ağustos’ta kalp krizi sonucu kaybettiğimiz Leyla Kara Abay’ı saygıyla anıyoruz.











