Yaz biterken, dönem boyunca Türkiye ve Kürdistan’da sömürgeci faşist rejimin, Filistin’de batı emperyalizminin desteklediği Siyonist İsrail’in, tüm Avrupa kıtasında ise emperyalistlerin işçi ve emekçi halklara dönük saldırıları artarak sürdü. Ve bölgesel, dünyasal krizler halklar üzerinde söz konusu saldırıların önümüzdeki dönemde de artarak devam edeceğini kesin bir şekilde gösteriyor. Kapitalizmin içerisine yuvarlandığı varoluşsal kriz durumu, emperyalistler arası gelişen rekabet ve hegemonya mücadelesi ve bu yeni koşullara göre kendisini uyarlamaya çalışan bilumum tüm gerici, faşist, kapitalist devletler ideolojik politik mekanizmaları devreye koyarak, halkları savaş koşullarına hazırlıyorlar. Tüm bu koşullar bizlere bir kez daha Rosa Lüksemburg’un o ünlü cümlesini hatırlatıyor: “Ya barbarlık, ya sosyalizm”.
Her yönüyle komünistlerin aktif müdahalesini gerektiren yeni bir sürece giriyoruz. Böylesi bir süreçte örgütlü yapılar, tek tek organlar ve tabi ki devrime ve sosyalizme inanan tüm devrimciler ve komünistler sürecin gerekliliklerine göre kendi pratiklerini uyarlamaları, yapılamaz, edilemez gibi görünenlerin sağlam bir ideolojik duruş ve güçlü bir iradeyle olabilir olduğunu en geniş kitlelere göstermek göreviyle karşı karşıyadır. Tüm boyutlarıyla insanlığa aykırı hale gelmiş, paslanmış ve çürümüş kapitalizme ve faşist rejime karşı mücadelenin haklılık ve meşruluk bilinciyle kuşanarak, “yapamam, edemem”, “zaman ayıramam”, “başaramam”, “sınırlarım var” gibi olumsuz ruh haliyle içsel ve özsel bir mücadele bizi bekliyor. Herkesin; her kadının, gencin ve bireyin faşizme ve emperyalizme öfkesini pratiksel olarak gösterebileceği, aynı zamanda alternatif yaşamı örecek örgütsel mekanizmalar geliştirebileceği, var olanların içerisinde yer alabileceği imkanlar ve olanaklar mevcuttur. Yeter ki bizi yönlendiren duygu her koşul altında kendi yolunu bulmak ve açmak olsun.
Yapabileceğini yapmayanlar, bilinç ve yeteneğini kendisinde saklayanlar; yaşanmış, yaşanan sorunu gerekçelendirerek devrimci çalışmada uzak duranlar, çalışmalara “tutum geliştirenler” her şeyden önce bilmeliler ki kendi mücadelelerine, kendi partilerine ve kendi devrimci tarihlerine zarar veriyorlar. Sorunlar mutlaka olacaktır, evet bunlar mutlaka tartışılmalı ve eleştirinin-özeleştirinin devrimci şiddetiyle aşılmalıdır. Fakat hiçbir sorun herhangi bir devrimcinin, komünistin çalışmalara karşı sıradanlaşarak ilgisiz ve örgütsüz kalışını getiremez-getirmemeli. Yaşandığı durumda bunun dışsal değil, esas olarak içsel ve özsel bir sorun olduğu, ideolojik ve politik arka planının olduğunun mutlaka bilinmesi gerekir.
İdeolojiktir; çünkü insanı insanın kurdu haline getiren, insanı kendi emeğine, üretimine yabancılaştıran, ahlaki ve kültürel çürümenin girdabı içerisinde öğüten emperyalist kapitalizme karşı bulunduğu her ortamda ve her imkanla süreklileşmiş bir duruş sergilemek yerine haklı veya haksız organın, partinin, yoldaş veya yoldaşların kapitalizmin günahları karşısında belki de devede kulak bile olamayacak büyüklükteki eksik veya hatalarını gerekçe göstererek çalışmalarda uzak durmak ideolojik terazimizin bozulduğuna işarettir.
Politiktir; çünkü emperyalistler Ortadoğu’da halklarımızın üzerine bir karabasan gibi çökmüşken, faşist saray rejimi işçi ve emekçilere, Kürt halkına, inanç topluluklarına, kadınlara karşı açık saldırgan tutum geliştirmişken partiyle, yanındaki yoldaşıyla karşı karşıya gelmek ve bu yolla hareketsiz, pratiksiz kalmak politik duyargalarımızın köreldiğinin habercisidir.
Bu sebepledir ki daha doğru bir devrimcilik için kendi ideolojik-politik eksik, hata veya yetmezliklerimizin üzerine gitmek bireydeki devrimci gelişimi sağlayacak yegane yöntemdir. Bu yapılmaz, yanlışları tartışmak adına, devrimci çalışmaya karşı tutumlar geliştirirsek, işte o noktadan itibaren sıradanlaşmanın köşe taşlarını atmış oluruz. Bu durumun ortaya çıkmasına yüreği, vicdanı, bilinci ve inancı olan hiçbir devrimci izin vermemeli.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 19 Eylül 2025 tarihli Perspektif köşesi











