13 Eylül Cumartesi günü, İngiltere tarihinin en büyük aşırı sağcı, faşist hareketi olarak 100 binden fazla ırkçı ve faşist Londra merkezinde bir yürüyüş düzenledi. Faşist Tommy Robinson’ın çağrısıyla “Krallığı birleştir” sloganıyla gerçekleştirilen yürüyüş, tüm Avrupa’da olduğu gibi İngiltere’de de gelişen faşist tehdidin boyutunu gösterdi. Yürüyüş aynı zamanda iktidardaki sözde sosyal demokrat İşçi Partisi’nin iki yüzlü neoliberal ve göçmen karşıtı saldırgan söylem ve politikalarının faşizmi ve ırkçılığı ne kadar meşrulaştırdığını da ortaya koymuş oldu.
Faşizm ve ırkçılık karşıtlarının 20 bin kişilik karşı gösterileri ise faşistleri durdurmaya yetmedi. Polisin faşistlerin önünü açan, ama antifaşistleri toplandıkları yerde yürütmemede somutlanan tutumu bunda belirleyici rol oynadı. Polisin bu yürüyüşten bir hafta önce Filistin’i desteklemek için ülke çapında yapılan eylemlere saldırganlıkta ve 800’den fazla gözaltı yapmakta sınır tanımazlığının en küçük emaresi bile, şiddet dolu slogan ve dövizlerle Londra merkezini kolaçan eden faşistlere karşı görülmedi.
Geçtiğimiz dönem içerisinde İngiltere’de faşist hareket üç temel konu üzerinde durarak güç kazandı: göçmenlerin tutulduğu kamp ve otel önlerinde yapılan faşist gösteriler, Asyalı ve Müslüman erkeklerin kadınlara karşı özel bir tehdit oluşturduğu yönündeki “evlendirme çeteleri” iddiası ve son olarak yaz döneminde düzenlenen İngiltere bayrağı asma kampanyası.
Dönem içerisinde diğer Avrupa ülkelerinde yaşananların aynısı İngiltere’de de yaşanmaya devam etti. Sağcısından liberaline ana akım burjuva politikacılar, özellikle 2007-2008 küresel finans krizinden sonra, işçi ve emekçiler için kötüye giden ekonomik koşullar ve genel yaşam standartlarından düşüşün suçunu göçmenlere ve mültecilere yüklediler. Bu, ırkçı ve faşist argümanların meşrulaşmasına neden olurken, genel faşist hareketin gelişiminin de önünü açtı.
Bugün İngiltere’de, Nigel Farage ve Reform UK gibi sağcı, ırkçı hareketler, “İngiliz Savunma Birliği” gibi faşist hareketlerin kurucusu Tommy Robinson gibi tescilli faşistlerle kurdukları ortaklıklarla gündemi belirler hale geldiler. Nitekim Reform UK’nin mülteci karşıtı protestoları benimsemesiyle birlikte, sağcıların faşistlerle birlikte yürüyüş yapması, ortak hareket etmesi daha kabul edilebilir hale geldi. “Kitlesel” ve “yasadışı” göçmenlere karşı çıkmak, İngiltere’nin “ulusal çöküş” hikayesine son vermek için değişik kuvvetleri bir araya getiren sahte tutkal oldu.
Bununla birlikte faşist yürüyüş karşısında genel antifaşist hareketin pasif ve edilgen duruşu esas itibariyle alt edilmesi gereken ruh halini ortaya koyuyor. Faşizme ve ırkçılığa karşı yüz binlerce kişiyi seferber etmenin aciliyeti kendisini dayatıyor. Çünkü yürüyüşe kitlesel katılım bile tek başına ciddi bir uyarı anlamına gelirken, çoluk-çocuk tüm aileler biçiminde geniş katılım da şimdi ve gelecek için endişeye yol açması gereken önemli bir faktör.
Evet, 13 Eylül faşistlerin İngiltere’de zafer kazandığı gün olarak tarihe geçebilir. Ancak 13 Eylül aynı zamanda sol, sosyalist ve antifaşistler için de bir uyarı günü olarak tarihe geçebilir, geçmeli. Yükselen ırkçılığa ve faşist harekete karşı okulda, fabrikada, sokakta; hayatın her alanında mücadeleyi süreklileştirmek, kitlesel bir antikapitalist, antifaşist hareketi örgütlemek yerlisi ve göçmeniyle tüm işçi ve emekçileri bekleyen insani bir görev olarak kendisini dayatıyor.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 26 Eylül 2025 2025 tarihli Avrupa Gündemi köşesi











