Değişik Avrupa ülkelerinde işçi sınıfı ve emekçiler farklı nedenlerle şalterleri indirerek sokakları dolduruyor; militan mücadelelerin fitilini ateşliyor. Eylemlerin bir kısmı Avrupa egemen sınıflarının işçi ve emekçilere dönük ekonomik ve sosyal hak gasplarını en üst düzeye çıkarmalarına karşı gerçekleşirken, bir kısmı da Siyonist İsrail’in Filistin halkına karşı yürütmekte olduğu soykırım saldırılarının son bulması, bu amaçla Avrupa devletlerinin İsrail’e vermiş olduğu siyasi, askeri ve ekonomik desteğin kesilmesi taleplerini içeriyor.
Söz konusu eylemler egemen sınıfları köşeye sıkıştırırken, eylemlerin daha da kitleselleşmesi ve süreklilik kazanması ihtimali burjuvaziyi ve hükümetlerini tedirgin ediyor. Durum karşısında çaresizliği bariz olan egemenler, çözümü ya saldırı zincirlerini daha da sıkmakta ya da çeşitli burjuva oyunlarıyla kitlelerde birikmiş olan öfke ve basıncı düşürme yoluna gidiyorlar. Ancak her durumda devam edeceği açık olan kapitalistlerin bu çıkışsızlığı, önümüzdeki dönem işçi sınıfı ve emekçiler içerisinde var olan mücadelelerin gelişerek büyüyeceğine işaret etmekte.
Varoluş krizi yaşayan kapitalizm, farklı emperyalist güçler arasındaki rekabeti ve hegemonya mücadelesini alabildiğine arttırdı. Bugün artık 3. dünya savaşı, bir olasılık olarak her kapitalist devletin hesaba kattığı bir durum olarak gelişimine devam ediyor. Krizden çıkışın bir biçimi olarak ekonomiler daha fazla militarizme kayarken, toplumsal hayatın bütün alanları bu yeni duruma göre şekillendirilmeye çalışılıyor. Kapitalist rekabette ve silahlanma yarışında geri kalmak istemeyen güçler, işçi sınıfı ve emekçiler üzerindeki sömürü zincirlerini daha da sıkıyor; Siyonist İsrail’le olduğu gibi, hem bölgesel çıkarları hem de savaş koşullarında yükselen ticarette elde ettikleri kârlar nedeniyle halkların boğazlanmasına ortak oluyorlar.
Ancak son haftalarda Fransa ve İtalya’da gördüğümüz gibi işçi sınıfı ve emekçiler egemen sınıfların söz konusu saldırılarını artık sineye çekip beklememekte, tam tersine daha kararlı ve militan mücadelelerle sokaklara akmaktalar. Öyle görünüyor ki kapitalizmin varoluş krizi yaşadığı günümüz koşullarında gelişen sadece egemenlerin beslediği yeni faşist hareketler olmayacak. Aksine daha iyi ve adil bir yaşam isteyenler de gelişimin bir başka yönünü temsilen devrimci politikalara karşı ilgili olacak, hatta bu politikaların öncüsü olacak.
Fransa’da yeni başbakan Lecournu’nun kemer sıkma planındaki ısrarı yüzbinlerce işçi ve emekçinin katıldığı genel grevle karşılık buldu. Toplu taşımadan eğitime, enerjiden kamu hizmetlerine kadar birçok sektörde iş durdu. Paris başta olmak üzere büyük kentlerde meydanlar doldu. Sendikalar talepler karşılanmazsa daha sert ve uzun süreli grevlerin örgütleneceğini duyurdu.
Yine Siyonist İsrail’in Gazze’deki soykırımına ve Meloni hükümetinin İsrail’e verdiği desteği protesto eden on binlerce İtalyan işçisi greve çıktı. Sendikaların aldığı grev kararı nedeniyle Roma, Milano, Cenova, Ravenna gibi kentlerde yaşam dururken, işçiler polis saldırılarına karşı direnişle cevap verdi.
Avrupa’nın farklı ülkelerinde de benzer içeriklerde direnişler boy veriyor, kitleselleşiyor ve egemenleri sıkıştıran bir rol oynuyor.
Şüphesiz ki bu eylemlerde devrimci bir önderlikten bahsetmek şu an için mümkün değil. Ancak sınıf bilinçli sendikalar ve işçiler mücadele kararlılıklarını ortaya koyuyor. Söz konusu hareketler gelecek dönem bakımından ya kendi devrimci, sosyalist önderliklerini yaratacak, ya da tepki hareketleri olarak sönümlenecek.
Komünistlerin, mücadelenin enternasyonalliğini gözardı etmeden hem bu hareketlerin güçlenmesi, hem de bir yön bulmaları bakımından içinde barındırdıkları devrimci potansiyeli görmeleri, buna göre pratiklerini şekillendirerek, Avrupa işçi sınıfının -aynı zamanda onun göçmen bölüğü ve bir parçası olarak- mücadelesinde yer almaları ve görev çıkarmaları günün devrimci görevi olarak realize edilmeyi bekliyor.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 3 Ekim 2025 tarihli Perspektif köşesi











