Ekonomi, moda ve tüketim kültürünün erkek egemenliği ve toplumsal cinsiyet ilişkileriyle etkileşimi, kadın özgürlük mücadelesinin uzun süredir tartıştığı başlıklardan biridir. Bu bağlamda özellikle “küçük kız çocuklarının bebekleştirilmesi” yani çocukluk ve bebeklik imgelerinin moda, tüketim ve medya aracılığıyla sürekli yeniden üretilmesi hem çocukluğun ticarileştirilmesi hem de çocuklara yönelik pornografinin alan açması açısından kritik önem taşır.
Geçtiğimiz hafta Fransa’nın tüketici ve dolandırıcılıkla mücadele kurumu DGCCRF, SHEIN’in e-ticaret platformunda “çocuk gibi görünen seks oyuncakları (child-like sex dolls)” sattığını resmi olarak açıkladı. Kurumun değerlendirmesinde, “site üzerindeki ürünlerin açıklaması ve kategorilendirilmesi, çocuk pornografisi niteliğini kuşkuya yer bırakmayacak biçimde göstermektedir” ifadesi yer aldı. Ürünlerin tespit edilmesinin ardından marka hızla bunları platformdan çektiğini duyurdu. Fransız hükümet yetkilileri ise benzer bir durumun tekrar yaşanması halinde SHEIN’in Fransa pazarına erişiminin engellenebileceğini belirtti.
Tam bu tartışmalar sürerken Paris’teki BHV alışveriş merkezinde SHEIN’in geniş bir alan kiralayarak ürünlerini sergilemeye başlaması, kamuoyundaki tepkileri hızla daha da büyüttü. Bu durum, yalnızca “çocuk benzeri oyuncak satışı” ekseninde değil, çocuk ve gençlerin cinselleştirilmesi, tüketim kültüründe çocuk imgelerinin kullanımı ve toplumsal cinsiyet normlarının yeniden üretimi gibi daha geniş konularda yoğun tartışmalara yol açtı.
Çocukluk ve kadınlık imgelerinin tüketim nesnesine dönüştürülmesi kadın özgürlük mücadelesinin sürekli tartıştığı meselelerdendir. Çocukluğun “masumiyeti” aynı zamanda bir sınır hattıdır. Cinselliğin başlangıcına dair sınırların bulanıklaştırılması, küçük kız çocuklarının “bebekleştirilerek”, oyuncaklaştırılarak veya “cinselliğe hazır” biçimlerde sunularak cinsel bir materyale dönüştürülmesine hizmet eder. Moda alanında ya da oyuncak piyasasında üretildiğinde fark etmeyen bu pratik, toplumsal cinsiyet rollerini yeniden üretirken kız çocuklarını nesneleştirir, kırılganlaştırır ve güvenli alanlarının dışına iter.
“Çocuk benzeri” erotik ürünlerin piyasada bulunması, “küçük kız çocuğu” figürünün erotik çağrışımlarla ilişkilendirilmesi ve çocuk-kadın ayrımının belirsizleştirilmesi toplumsal cinsiyet eşitsizliği bağlamında son derece sorunludur.
Ayrıca SHEIN gibi şirketlerin temsil ettiği “ultra-fast fashion” modeli — düşük maliyetli sürekli üretim, kalitesiz ürünler, hızlı tüketim ve çabuk atma kültürü — özellikle çocuk ve genç tüketicileri hedef alarak “yeniliğe sahip olma”, “trend olma” ve “erken yaşta modaya uyma” baskısı yaratır. Bu tür görseller ve ürünler, erkek egemen zihniyetin biçimlenmesinde etkili olur; küçük kız çocuklarının görünürlüğünü, bebekleştirilmiş halleri üzerinden erotik bir materyale dönüştürerek çocukların ve gençlerin cinselleştirilmesine kapı aralar.
Epstein davası gibi vakalar, reşit olmayan kız çocuklarının maruz kaldığı cinsel saldırıların toplumsal hafızada hâlâ derin izler bıraktığını göstermektedir. Bu nedenle çocukların korunmasına yönelik duyarlığın artırılması hayati bir önem taşımaktadır.
Kapitalist üretim ve tüketim sisteminin azami kâr güdüsü, hiçbir etik ya da toplumsal sorumluluğu tanımadığını bir kez daha göstermektedir. Moda markaları ve e-ticaret platformları, daha fazla satış uğruna çocuk ve genç tüketicileri hedef alırken toplumsal cinsiyet eşitliği açısından sorumluluk üstlenmemekte, gerektiğinde çocuk bedenlerini dahi ticarileştirmeyi göze alabilmektedir.
Fransa’daki SHEIN vakası, çocukluk, moda, tüketim kültürü ve toplumsal cinsiyet arasındaki ilişkilerin ne denli karmaşık ve kritik olduğunu bir kez daha açığa çıkarmıştır. Küçük kız çocuklarının bebekleştirilmesi ya da çocuk-görünümlü erotik ürünlerle ilişkilendirilmesi, hızlı moda modeli, tüketim kültürü ve erkek egemen zihniyetin kesişiminde güçlü bir uyarı sinyali niteliğindedir.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 14 Kasım 2025 tarihli Sosyalist Kadın köşesi











