Dünya çapında emperyalist devletler arasında rekabetin ve hegemonya mücadelesinin arttığı, yeni bir paylaşım savaşına hazırlıkların yapıldığı, bölgesel savaşlarla yüzbinlerce insanın katledildiği, milyonlarcasının göçe zorlandığı ve emperyalist kapitalizmin zulüm düzenine karşı çıktıkları için on binlercesinin tutsak edildiği bir süreci yaşıyoruz.
Egemen sınıfların ekonomik ve siyasi krizlerinin derinleştiği her dönem olduğu gibi bu dönemde de giderek artan oranda baskıcı ve faşizan uygulamalara basvurduklarına tanık oluyoruz. Emperyalist ABD’den Avrupa’ya kadar benzer pratikler, dünün liberal kapitalist uygulamalarının aşılması ve katı otoriterleşme olarak işçi sınıfı ve ezilenlere yansıyor. Hindistan, Filipinler, İran, İsrail ve Türkiye gibi gericiliğin ve faşizmin iktidarda olduğu ülkelerde ise komünist ve devrimci harekete, işçi sınıfı ve toplumsal hareketlere karşı yaygın bir tasfiyeci dalga estiriliyor. Katliamları, kitlesel tutuklamalar izliyor.
Tüm dünyada gerek devrimci mücadele ve gerekse herhangi bir hak arayışı nedeniyle tutsak edilenlerin iradelerini kırmak ve teslim almak için tüm ulusal ve uluslararası hukuk ve insan hakları sözleşmeleri ihlal edilerek, işkence ve tecrit sıradanlaştırılıyor. Devrimci, ilerici, sosyalist ve antifaşist tutsakların infazları yakılmakta ve iletişim hakları ellerinden alınmakta ve hasta tutsakların tedavileri engellenmekte. Politik tutsakları teslim almak için yeni tecrit mekanizmaları, hapishaneler devreye sokuluyor. Bunun son örneğini son yıllarda sömürgeci faşist rejimin daha yaygın bir biçimde uyguladığı kuyu tipi hapishanelerde görüyoruz.
Gerek mimari yapıları gerekse de gündelik uygulamada tecrit koşullarının daha da ağırlaştırıldığı; ‘kuyu tipi hapishaneler’ olarak da tanımlanan Yüksek Güvenlikli Hapishaneler havalandırmasız ve tek kişilik hücre sistemine dayalı olarak inşa edilmiştir. Faşist Saray rejiminin tutsakları yavaş yavaş öldürme hedefiyle yapılmış olan bu hapishaneler, tutsakların güneş görmeyecekleri, hava almakta zorlandıkları ve tutsakların sağlığını bozarak iradelerini kırmayı hedeflemektedir. Bu hapishanelerde ağır hastalıkları olan tutsakların hastalıkları ilerlemekte, tahliyeleri keyfi olarak engellenmekte ve ağır hak gasplarına uğramaktadırlar.
Tüm bu saldırılar karşısında dünyanın her yerinde politik tutsaklar tüm baskılara karşı direnerek, devrimci ideallerini ve insanlık onurunu yüksekte tutuyorlar. Egemen sınıfların genel olarak işçi sınıfı ve ezilenleri teslim almanın aracı haline getirilmeye çalışıldıklarının bilincindeler, dört duvar arasında kendileriyle birlikte direnişte parlayanın gelecek onurlu yaşam olduğunun farkındalar.
Bu nedenle hayatları pahasına içerde direnen politik tutsaklarla dışarıda dayanışmayı her düzeyde büyütmek temel görevlerimiz arasındadır.
Bu dayanışma çabasının tek tek ülkeler içinde kalmaması ve enternasyonal alanda da büyütülmesi için Tutsakların Sesi Platformu (TSP) tarafından 20-21 Aralık’ta Paris’te Politik Tutsaklarla Uluslararası Dayanışma Konferansı gerçekleştirilecek. Konferans, katılımcı kurum ve kuruluşlarla, parti ve örgütlerle tutsaklığın sınıf mücadelesi içinde tuttuğu yeri, tutsaklarla enternasyonal dayanışmanın nasıl büyütülebileceğini ve politik tutsakları sahiplenen örgütler arasında deneyim aktarımı, iş birliği ve mücadeleyi birlikte geliştirmenin olanaklarını tartışmayı hedefliyor.
Konferansın amacına ulaşması hiç şüphesiz değişik alanlarda konuya duyarlı ve ortak mücadele perspektifine sahip temsilcilerin geniş katılımını sağlamaktan geçiyor. Bununla birlikte, konferans duyurusunun her alanda genişçe dağıtımının yapılması, politik tutsaklık sorununun en geniş işçi ve emekçilerin gündemine taşınması da konunun ve konferansın gündemleşmesi açısından önemli bir yerde duruyor.
Tutsakları sahiplenmenin her şeyden önce ideolojik bir sorun olduğunun farkında olan komünistlerin, konferansın başarısı için harekete geçip, politik-pratik gündem haline getireceklerinden hiç kuşku yok.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 28 Kasım 2025 tarihli Perspektif köşesi











