Bu yıl Amazon yağmur ormanlarının ortasında, Brezilya’nın Belem kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Konferansı COP30’un farklı olması bekleniyordu. Birleşik Arap Emirlikleri ve Azerbaycan gibi petrol üreticisi ülkelerde düzenlenen önceki iki COP konferansının ardından, bir yön değişikliği umudu pompalanıyordu.
Oysa daha önceki COP zirvelerinin gösterdiği gibi, bu yılki COP’ta burjuva siyasetçilerin gezegeni kurtarmakla ilgili gösterişli açıklamalar yapmalarının ötesine geçemedi. Yaklaşık 56 bin “delege”nin kayıt yaptığı Belem COP’ta, çok azı iklim bilimcisiydi. Daha da azı, iklim değişikliğinden en çok etkilenen en yoksul ülkelerin temsilcileri veya çevre tahribatı nedeniyle yok olan yerli toplulukların temsilcileriydi.
COP30’da seslerini duyurmayı başaran bir grup vardı ki onlar da fosil yakıt endüstrisi temsilcileriydi. Orada bulunanlardan 1.600 kişi kömür, gaz veya petrol şirketleri temsilcisiydi. Bu, “delege”lerin yaklaşık 25’te biri demek. Bu, COP29’a oranla fosil yakıt lobicilerinin sayısında yüzde on iki artış anlamına geliyor.
Bu yıl da görüldü ki COP süreçleri, serbest piyasaya bağımlılığı nedeniyle sözde hedefler bakımından başarısızlığın tescillenmesidir. Yüksek sesle dile getirilen “Net sıfır” sloganları, emisyonları azaltmak için gelecekteki planları uygulayan şirketlere dayanan serbest piyasa planlarından başka bir şey olmayan “karbon ticareti”, “karbon kredileri” ve “karbon dengeleme”ye olan bağımlılığı maskelemektedir.
Ancak bu yıl ki COP, daha geniş anlamda, jeopolitik değişiklikler nedeniyle de zayıf geçti. Faşizmin yükselişi, iklim değişikliği konusunda harekete geçme konusunu tartışma isteğini bile zayıflatmıştır. Ve bu durum, sağcı iklim inkârcı politikacıları memnuniyetle finanse eden fosil yakıt endüstrisini cesaretlendirmiştir.
Küresel taahhüdün zayıflığı, emisyon azaltımını göstermesi gereken beş yıllık hesaplamayı içeren Ulusal Katkı Taahhütlerini bildirmeyen 70’den fazla ülke tarafından net bir biçimde ortaya konuldu. Oysa aynı zirveye rapor sunan ülkeler, dünyanın 2,5 santigrat derece ısınmaya doğru gittiğini gösteren rakamlar ortaya serdi.
COP30’a katılan ve çoğu ya az gelişmiş ya da gelişmekte olan kapitalist ülkelerden 80’i, fosil yakıtların kullanımından uzaklaşmak için bir yol haritası önerdi. Ancak petrol zengini ülkeler, bunun gelecek yıl raporlanacak gönüllü bir plana dönüştürülmesini önerdiler. Ve zirve, emisyon azaltımlarını ve fosil yakıtlardan uzaklaşmayı geciktirmekte çıkarı olanlar için bir zafere dönüştü.
COP sonrası birçok yorumcu, ülkeleri küresel sıcaklık artışını sınırlamaya zorlayan uluslararası bir anlaşma olan Paris Anlaşması’nın kendisinin tehdit altında olduğunu endişeyle dile getirirken, iklim değişikliği konusunda alınacak önlemler ise daha çok uzaklarda görünüyor.
Dünya çapında iklim kaosunu yaşayan milyonlarca insan için COP, muhtemelen anlamsız bir çaba gibi görünüyordur. Dolayısıyla umut, direnenlere bağlı. Tıpkı on binlerce kişinin, gerçek önlemler alınmasını talep etmek için Belem sokaklarına akması gibi. Güvenlik duvarını zorlayan kitle, nihayetinde aynı duvarı yıkarak, kapitalist lobicilere korku salmayı başardı. Bu da, fosil yakıt kapitalizmine karşı mücadele etmek için militan mücadelelerin gerekliliğini bir kez daha göstermiş oldu.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 5 Aralık 2025 2025 tarihli Avrupa Gündemi köşesi











