Avrupa burjuvazisi, sermaye çıkarları söz konusu olduğunda kendi göstermelik demokrasisini bir yana bırakarak, antidemokratik uygulamalara sarılıyor. Sermayenin dolaşım özgürlüğünde sınır tanımayan AB, “Terörle Mücadele Yasası”, Europol, Frontex vd göç ve göçmenlik yasa ve kurumlarıyla göçmenlere ve mültecilere dönük saldırganlığı ayyuka çıkartıyor, demokratik hak ve özgürlükleri askıya alıyor.
Bugünün dünyasında AB, silah satışı ve savaş bölgelerine müdahale ile dışta yayılmacı bir politika izlerken, içte de anti-terör yasaları, devrimci ve direnişçi sembollerin yasaklanması, göçmen kurumlar üzerinde artan baskılar, yükselen sınır dışı uygulamaları, “tersine göç” politikaları, sokakta adeta ritüel haline gelen ve güvenlik güçlerinin göçmenlere uyguladığı şiddet; izlenen göçmen karşıtı politikalar ile devlet eliyle ırkçılığın geliştirilmesi gibi gerici politikalara sarılmaktadır. Nitekim kimi Avrupa ülkelerinde faşist partilerin oylarının artması bu politikaların sonucudur.
Örneğin Almanya’da AfD’nin birinci parti konumuna yükselmesi göçmen karşıtı politikalardan ayrı düşünülemez. Merz hükümetinin göçmenleri hedef göstermesi, göçmen yasalarını daha da gericileştirmesi; Suriyeli ve Afgan göçmenleri geri gönderme pratiği ırkçı politikaların güçlenmesinin kaldıracı olmaktadır.
Benzer adil olmayan eşitsiz ve saldırgan yaklaşımı, göçmenlerin içerisine itildikleri sosyal ve ekonomik koşullarda da görmek mümkün. Örneğin yine Almanya’da, 2024 yılında göçmen kökenli insanların yoksulluk riskinin, göçmen kökenli olmayan nüfusa göre neredeyse üç kat fazla olduğu tespit edilmiştir. Yapılan resmi araştırmaya göre göçmen kökenlilerin yoksulluk riski yüzde 30 iken genel nüfusun yoksulluk riski yüzde 12’dir. Almanya’da en yüksek yoksulluk riskiyle karşı karşıya olan grubun yine göçmenler olduğunu açıklayan aynı Almanya Merkezi İstatistik Dairesi’dir.
Tüm Avrupa ülkelerinde tablo genel olarak birbirinden farklı değil. Hal böyle iken geçtiğimiz Pazartesi günü Brüksel’de bir araya gelen AB içişleri bakanları “Geri Dönüş Direktifi”nin ayrıntıları ve üye devletler arasındaki sözde dayanışma mekanizmasının düzenlenmesi konularında anlaşmaya vardı. Almanya’nın bastırması sonucu ortaya çıkan anlaşma Avrupa Parlamentosu’nca onaylanmasının ardından, büyük ihtimalle önümüzdeki yaz aylarında yürürlüğe girecek.
Anlaşmaya varılan Geri Dönüş Direktifi, göçmenlere dönük saldırıları katmerleştirirken, adından da anlaşılacağı gibi AB devletlerinin göçmenleri geldikleri veya üçüncü ülkelere geri gönderme konusunda elini güçlendiriyor. AB ülkeleri arasında “güvenli menşe ülkeler” listesinin genişletilmesi konusunda da anlaşan içişleri bakanları, söz konusu listede gelen ülkelerden iltica başvurularını kabul etmeyecek. Listenin birçok gerici ve otoriter rejimlerin olduğu ülkeleri de kapsayacağını düşündüğümüzde, varılan anlaşmanın hem genel burjuva hukuka hem de insan haklarına aykırı olduğu kuşku götürmez bir gerçek.
Yeni düzenleme ayrıca “geri itmeleri” de farklı biçimde yasallaştırıyor. Geçtiğimiz dönem İtalya’nın Arnavutluk’ta, İngiltere’nin ise Ruanda’da açmayı planladığı fakat ulusal mahkemelerin engellediği üçüncü ülkelerde inşa edilecek “geri dönüş merkezleri”, yani modern toplama kampları yeni dönemde yasal olarak inşa edilebilecek duruma geliyor.
Son olarak düzenleme, iltica başvurusu reddedilen göçmenlere dönük ev araması, elektronik kelepçe gibi insanlık dışı uygulamaları da yasal güvence altına alıyor.
Bütün bunlar AB emperyalistlerinin göçmenlere dönük saldırılarında hız kesmek bir yana, arttırarak devam edeceklerini gösteriyor. Yoksullaşmanın günah keçisi olarak göçmenleri mimleyen egemenler, gericileşme ve genel insan haklarını ayaklar altına almada sınırları çoktan aştılar. Dolayısıyla söz konusu göçmen yasalarına karşı mücadele, egeme acn sınıflara ve sistemlerine karşı mücadele anlamına geliyor.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 19 Aralık 2025 2025 tarihli Avrupa Gündemi köşesi











