Sermayenin dizginsiz kâr hırsının faturası; dünya emekçi halklarına savaşlar, antidemokratik yasalar, tutuklama, işkence, kadın cinayetleri, LGBTİ+ linçleri, sosyal hak gaspları, açlık, yoksullaşma, çocuk ölümleri olarak dönüyor. Kapitalist sistemin yarattığı çevre tahribatı sonucu ekolojik dengenin bozulması, tarım arazilerinin yok olması, su kaynaklarının tüketilmesi, savaşlar yoğun göçe neden olmakta, insanlığı bir felakete doğru sürüklemekte. Emperyalist saldırganlık Filistin’den Kongo’ya, Ukrayna’dan Sudan’a kadar kışkırttığı savaşlarla yüz binlerce insanın katledilmesine yol açmakta.
Tam da bu koşullar içerisinde Avrupa ülkelerinde çeşitli düzeylerde demokratik hak ve özgürlükler mücadelesi yürüten kurumların misyonu alan genişleterek devam ediyor. Dün önceliği bulundukları ülkelerdeki göçmenlere ve geldikleri ülkelerdeki gerici-faşist siyasal rejimlere karşı mücadeleler veren söz konusu göçmen kurumları, gelinen yerde aynı paralelde göçmenlerin yaşadığı ülkelerdeki sosyal, siyasal ve ekonomik yaşamın bir parçası olarak, yerli işçi ve emekçilerle, kadın ve gençlerle emperyalist saldırganlığa karşı geniş mücadele hattını kurmanın araçları olarak daha önemli hale gelmiş bulunmaktalar.
Geçtiğimiz hafta sonu düzenlenen Almanya Göçmen İşçiler Federasyonu 30. Kongresi bu gerçeğin altını bir kez daha çizerken, geçmiş döneme ilişkin yapılan tartışmaların ardından oluşturulan gelecek perspektifi Almanya’daki mücadele görevlerini kurumsal düzeyde açığa çıkartmış oldu.
Bu minvalde yoksullaşma düzeyi, sosyal hak kesintileri, taşeronlaştırma, ücret kesintileri, işyerlerinin kapanması, işsizliğin yaygınlaşması, ücret eşitsizliğinin artması, artan kadın cinayetleri, işyerlerinde cinsiyet ayrımcılığı, zorunlu askerlik yasası, savaş çığırtkanlığı, emeklilerin açlığa mahkûm edilmesi ve benzeri saldırı politikaları; önümüzdeki süreçte mücadelenin gelişimini koşullandırmaktadır.
Bu nedenle işçi ve emekçilerin mücadelesinin izleyicisi ve kayıt edicisi değil, katılımcısı ve örgütleyicisi olmak bakımından, BORBET ve BİRTAT işçi direnişlerinde ilgili ve müdahaleci olunması olumlu bir adım olurken, bu adımların büyütüp istikrarlı bir politik hatta dönüştürülmesi önümüzdeki sürecin temel yönelimlerinden birisi olmak durumunda. İşlevsel bir İşçi Komisyonu, böylesi bir rolü oynamak bakımından önemli olurken, üretime katılan ve işyeri temsilciliğinde yer alan birçok insanın olması bu yönelime güçlü bir zemin sunmaktadır.
Avrupa Birliği’nde göçmenlere dönük saldırı politikalarının merkezileştirilmesi ve cezaların sertleştirilmesi, öte yandan göçmen akışının yoğunlaşarak sürmesi gibi unsurlar, mülteci hakları ve mücadelesinin daha da gelişeceğinin göstergesidir. Göçmen karşıtlığı ve mülteci düşmanlığının devlet politikaları ile geliştirilmesi, AfD gibi faşist partilerin güçlendirilmesi bu saldırganlığı beslemektedir. Önümüzdeki süreçte önemli mücadele görevlerinden birisi olarak buna uygun bir örgütlülük ve mücadele düzeyi geliştirmek gerekiyor.
Kadın hakları söz konusu olduğunda ise başta kürtaj hakkı olmak üzere birçok temek hak ve kazanımlar tehdit altındadır. Korona salgınıyla birlikte daha da artan evde ve işyerinde kadın emeği sömürüsü katmerleşti. Genel gericileşmeyle birlikte LGBTİ+’lara dönük sosyal, psikolojik ve fiziki saldırılar tırmandırıldı. Tüm bu sebeplerle kadın özgürlük ve LGBTİ+ mücadelelerine karşı duyarlılığın artması ve önemli denebilecek bir düzeyde yönelim içerisine girmek bir zorunluluktur.
İklim ve çevre sorunlarının ağırlaşması ve dünyanın hızla yok oluşa sürüklenmesi karşısında iklim mücadeleleri büyüyerek gelişiyor. Kapitalizmin kâr hırsının yol açtığı bu durum karşısında mücadele görevlerinin ihmal edilmemesi bir başka mücadele eksenini oluşturmakta.
Kurumsallaşma düzeyi ve üye sayıları bakımından ortaya çıkan tablo, toplam gerçekliğe denk gelmediği gibi, örgütlenme alanında atılan adımların yetersizliğine de işaret etmekte. Bu nedenle var olan kurumların işlevli kılınması, olanaklı olan yerlerde kurumsallaşmaya gidilmesi önümüzdeki sürecin örgütsel gelişim perspektifini oluşturmalıdır. İşlevsel yönetim kurullarının oluşturulması, sosyal-kültürel faaliyet planlarının çıkartılarak kitleler içerisinde yaygınlaştırılması; kurum üye ve çevre-çeperinin eylemi ve emeği ile değiştiren, geliştiren hatta çekilmesi gelecek dönemin ana çizgilerini oluşturmaktadır.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 19 Aralık 2025 tarihli Perspektif köşesi











