Emperyalist savaşlara ve silahlanmaya, kapitalist sömürüye, faşizme, erkek egemen düzene ve doğanın yağmalanmasına karşı mücadele edenler, egemen sınıfların sistematik tutuklama terörüne maruz kalmaktadır.
Hapishanelerde uygulanan ağır tecrit koşulları; yaygın hak ihlalleri, infaz yakmalar, mektup ve iletişim cezaları, görüş yasakları, kitap ve yayınlara erişimdeki kısıtlamalar, hasta tutsakların sağlık hizmetlerine ulaşamaması ve tahliye edilmesi gereken ağır hasta tutsakların durumu, son dönemde sıkça gündeme gelen başlıklar arasındadır. Y ve S tipi hapishanelerle birlikte bu ihlaller daha da derinleşmiş, mevcut tecrit koşulları katmerlenerek ağırlaşmıştır.
Y ve S tipi hapishaneler, tutsakların günlük yaşamlarını tamamen tecrit koşullarında sürdürmeye zorlandığı; en ağır insan hakları ihlallerinin sistematik biçimde yaşandığı mekânlar hâline gelmiştir. Hapishaneler, tutsaklar açısından adeta birer ölüm mekânına dönüşmüş durumdadır. Bu tablo artık yalnızca politik tutsakların sorunu olmaktan çıkmıştır.
Bu ağır koşullar altında kadınlar ve LGBTİ+ bireyler, tecridi ve hak gasplarını çok daha boyutlu biçimde yaşamaktadır. Tecrit ve sözde “tretman” uygulamaları, homofobik yaklaşımlarla derinleştirilmekte; yalnızca yasa ve yönetmelikler değil, homofobik hapishane idarelerinin keyfi uygulamaları da baskıyı çarpan etkisiyle artırmaktadır. Ankara Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde trans erkek Poyraz’ın şüpheli ölümü, bu zincirin son halkası olmuştur. Hapishanelerdeki homofobik ve erkek egemen tutumlar, kadınlar ve LGBTİ+ bireyler için tam anlamıyla bir cendereye dönüşmüştür.
Koğuş tipi hapishanelerde kalan tutsaklar ise kapasitenin çok üzerinde, insanlık dışı koşullarda tutulmakta; işkencenin bir başka biçimi bu alanlarda hayata geçirilmektedir. Kadın tutsaklar hijyen malzemelerine erişimde ciddi sorunlar yaşamakta; çıplak arama dayatması gibi insan onurunu zedeleyen uygulamalar sistematik biçimde sürdürülmektedir. Yaşam alanlarına yerleştirilen kameralarla kadın tutsaklar sürekli gözetim altında tutulmakta, düzenli ve planlı bir işkence rejimi uygulanmaktadır.
Tüm bu saldırılara karşı politik tutsaklar hapishanelerde büyük bir direniş sergilemektedir. Tecride karşı örgütlenen açlık grevleri, bu direnişin en temel ve en güçlü araçlarından biridir.
Yaşananlar yalnızca Türkiye ve Kürdistan hapishaneleriyle sınırlı değildir. İsrail, Hindistan, İran, ABD, Filipinler ve Peru hapishanelerinde de politik tutsaklar benzer baskı rejimlerine karşı direniş içindedir. Hapishane politikalarında uluslararası burjuvazi birbirinden öğrenmekte; en ağır ve en insanlık dışı uygulamaları hayata geçirme konusunda ortak bir kararlılık sergilemektedir.
Tam da bu koşullar altında, Tutsakların Sesi Platformu, 20–21 Aralık tarihlerinde Paris’te Uluslararası Politik Tutsaklarla Dayanışma Konferansı düzenleyerek, dünyadaki politik tutsakların durumunu ve mücadelenin nasıl büyütülebileceğini tartışmaktadır. Bu konferans, ortak mücadele perspektiflerinin oluşturulması açısından önemli bir yerde durmaktadır.
ADGB, Avrupa’daki bileşenlerinin bulunduğu tüm alanlarda eşgüdümlü biçimde 16, 17 ve 18 Ocak tarihlerinde, Y ve S tipi hapishanelerdeki tecride karşı dayanışma açlık grevleri örgütleyecektir.
Politik tutsakların tecride ve hak gasplarına karşı yürüttüğü mücadeleyi dışarıdan büyütmek, hepimizin önüne koyması gereken acil ve tarihsel bir görevdir.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 19 Aralık 2025 tarihli Sosyalist Kadın köşesi











