İngiltere’de İşçi Partisi hükümeti ve egemen sınıfların, Siyonist İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırıma verdiği desteğe karşı çıktıkları için tutuklanan sekiz Filistin dava tutuklusunun 1 ayı dolduran açlık grevi eylemi karşısındaki sessizliği devam ediyor. Filistinde işgalci güçlere askeri teçhizat desteği sunduğu için Elbit Systems ve RAF’ın Brize Norton üssüne dönük gerçekleştirilen eylemlerle bağlantı iddiasıyla gözaltına alınan aktivistlerin bazıları bir yılı aşkındır yargılanmadan hapiste tutuluyor.
Yedinci haftasına giren açlık grevi eyleminde iki siyasi tutsak, eylemin başından beri herhangi bir şey almayı reddiyor. İşçi Partisi ise, geçtiğimiz haftalarda 2000 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Yasası’na dayanarak “Palestine Action” grubunu yasa dışı ilan etmesinin ardından sekiz siyasi tutsağa da “terörist” damgası vurdu. Sözkonusu yasanın devreye sokulması İngiliz devletinin açlık grevinde olan tusaklar Qesser Zuhrah, Amu Gib, Heba Muraisi, Jon Cink, Teuta “T” Hoxha, Kamran Ahmed, Muhammad Umer Khalid ve Lewie Chiaramello üzerinde keyfi hareket etmesini de beraberinde getirdi.
Bu kapsamda tutsakların tıbbi bakımı geciktirilirken, tutsaklardan Qesser Zuhrah, saatlerce hücre zemininde yatarak ambulans beklemek zorunda bırakıldı. Tüm tutsaklara mektup ve iletişim kısıtlamaları getirilirken, herhangi biçimde medyayla bağlantı kurmaları yasaklanmaya çalışıldı. Oysa onların tek “suçu” gerçek teröristlere, yani Siyonist İsrail’e ve emperyalist destekçilerine karşı direnmekti.
Tarihsel olarak İngiltere’de açlık grevleri dendiğinde hemen aklımıza, ülkedeki egemen sınıfların “kötü niyetleri” ve “ölümcül içgüdüleri” gelmekte. Emperyalistlerin acımazlığını gözler önüne seren açlık grevi eylemleri, nesiller sonra tekrardan egemen sınıfların gerçek yüzünü bir kez daha teşhir ediyor.
Bugün Filistin davası tutsakların yürüttüğü açlık grevi eylemi, 1981’den beri İngiliz devletinin karşılaştığı ikinci büyük açlık grevi eylemidir. İlk grevciler, Kuzey İrlanda’da İngiliz sömürgeciliğine ve Katoliklere karşı ayrımcılığa direndikleri için Long Kesh hapishanesinin H Bloklarına kapatılan İrlandalı Cumhuriyetçi tutsaklardı.
Şüphesiz ki her iki eylem arasında hem farklılıklar hem de parelellikler var. 1981’deki açlık grevlerinde İngiliz devleti, İrlanda’nın kuzeyinde bir sömürgeci işgal savaşı yürütüyordu. Polisi, askeri, kraliyet yanlısı katil çeteleri devlet destekli katliamlar yapıyor, pogromlar gerçekleştiriyordu. Bu koşullarda emperyalistler, sömürgeciliğe karşı çıkanlara ibret olsun diye, aralarında Bobby Sands’in de olduğu 10 İrlandalı Cumhuriyetçi direnişçinin açlık grevinde yaşamını yitirmesine neden oldu.
Emperyalist İngiltere’nin değişmeyen zalim rolü, İrlanda’nın sömürge altında tutulmasında olduğu gibi, bugün siyonist işgal altındaki Filistin’de de aynı. İsrail’in Gazze’deki soykırımına verdiği sürekli destek nedeniyle meşruiyet kriziyle karşı karşıya kalırken, sokak eylemlerinde uyguladığı polis şiddeti, doğrudan eylem grubu Palestine Action’ın yasaklaması ve sekiz tutsağın açlık grevleri karşısındaki sessizliği, tarihsel zalimliğine ayna tutuyor.
Ancak bir başka gerçek ise 1981 direnişinin emperyalist sömürgecileri sarsması idi. Zulme ve baskıya karşı gerçekleştirilen açlık grevleri, kitle hareketinin güçlü biçimde açığa çıkmasına ve direnişin büyümesine vesile olmuştu.
Şimdi açlık grevi talepleri; sansürün son bulması, derhal kefaletle serbest bırakılma, adil yargılama, Palestine Action yasağının kaldırılması ve Elbit Systems’ın kapatılması için geniş desteğin örgütlenmesi gerekiyor. Soykırımı destekledikleri ve buna direnenleri ölüme terk ettikleri için İşçi Partisi ve egemen sınıflardan hesap soran direnişi tüm alanlara yayalım.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 26 Aralık 2025 2025 tarihli Avrupa Gündemi köşesi











