Aralık ayı geldiğinde Anadolu ve Kürdistan’da Hıristiyanlar, Aleviler, Kürtler, Yahudiler ve Romanlar için içimizi hüzün ve acı kaplıyor. Sadece Aralık ayı katliamları değil, bütün katliamlar/soykırımlar için durum böyledir.
Son on yıldır özellikle Avrupa’da “Maraş’tan Roboskiye Katliamları unutmadık, unutturmadık” şiarı ile Aralık ayı katliamları için etkinlikler yapmaktayız. Bu esas olarak hafıza tazelenmesi, adalet bilincinin gelişmesi, toplumsal sorumluluğun hatırlatılması ve ölümsüzlerimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirme konusunda önemli bir duyarlılık ve bilinç yarattı. Bu bilinçle katliamlarla yüzleşmede ısrar etmeliyiz. Bunu bütün katliamlar ve soykırımlar için yapmalıyız.
Maraş katliamı nezdinde katliamlara karşı duruşumuzu, katliamların yapılmaması için nasıl mücadele vermemiz ve örgütlenmemiz konularında yoğunlaşmamız gerekiyor.
Türkiye’de niye katliamlar oluyor? TC (Türkiye Cumhuriyeti) öncesinde 1915 yılında çok belirgin olarak Ermeni (Rum, Süryani, Yahudi, Roman) soykırımı hepimizin hafızasında yerini ve tazeliğini koruyor. 1900 ile 1923 arasında bütün katliamları İttihat ve Terakki yaptı. İttihat ve Terakki’nin yarım bıraktığı uluslaşma, Türkçüleştirme ve Müslümanlaştırma stratejisini TC devam ettirdi. TC’nin bütün kadroları İttihat ve Terakki’nin kadroları idi.

TC’nin tarihi katliamlar tarihidir. Neredeyse her aya bir-iki katliam düşmektedir. TC son yüzyılda yaptığı katliamlarla yüzleşmedi ve yüzleştirilmedi.
Maraş katliamı 19-26 Aralık 1978 tarihlerinde gerçekleşti. Maraş katliamının ilk anması 32 yıl sonra komşu il Adana’da gerçekleşti. Katliam zamanında Maraş’ta örgütlü bulunan sosyalist ve devrimcilerin eksikliği ve yetersizliği var. Bu tespit TKP/M-L Hareketi (DHB) adına bizim özeleştirimiz olsun. Darbeyi öngördük, katliamı öngörmedik. Katliam olacaksa bile Maraş’ta değil, Pazarcık ve Elbistan’da bekliyorduk. Bütün olanaklarımızı da buralara kaydırmıştık. Bizim irademizden bağımsız olarak ve koşulların devrimciler için ağır koşullar içermesinden dolayı da katliam sonrasını yönetme de yargılama süreçlerini takip etmede de yetersiz kaldık. Maraş içinde de kimsenin kalmamış olması da esas olarak önümüzü görmemizi engelliyordu. Bu anlamıyla soykırım kapsamında düşman katlederek başaramadığını şehri boşaltmak, Kürtsüzleştirmek, Alevisizleştirmek ve devrimci/sosyalist dinamiklerinden koparmak bağlamından başarmıştı. Maraş halen boşluğunu sürdürmektedir. Maraş için yapılanlar Maraşlılarla birlikte değil Maraş dışında sergilenmektedir. Bundan dolayı da her zaman bir yanı eksik bir seyir izlemektedir.
Katliamlar, sadece tarihleri geldiğinde anmak, yasını tutmak, unutmamak, unutturmamak ve aileleri, mağdurları ile sınırlı olan bir acıyı bir daha hissetmekle sınırlı olmamalıdır. Şimdiye kadar bu yöntem ve metotla bir yol alamadık. Bunu yapmakta önemlidir ama artık yöntemimizi değiştirmemiz gerekiyor. Çünkü alışagelmiş yöntemli ne devleti ne de kendimizi katliamlarla yüzleştirebiliriz. Katliamlarla böyle hesaplaşılmaz. Her şeyden önce katliamlara karşı vereceğimiz mücadele metodunu değiştirmemiz gerekiyor.

19-28 Aralık tarihleri arasında katliamlarla yüzleşme haftası gerçekleştirmeliyiz. Bu haftada katliam mağdurlarını ziyaret etmeli, mezar ziyaretleri yapmalı, anma geceleri düzenlemeli, belgesel-film gösterileri yapılmalı, tanıkları sosyal-görsel-yazılı medyada konuşturmalıyız. Paneller-konferanslar, basın açıklamaları, sokak protestoları yapmalıyız. Dosyalar hazırlayıp uluslararası kurumlara sunmalıyız. Bu hafta içinde eğlence, düğün, şenlik ve konserler yapmamalıyız. Katliamlar ve soykırımlara karşı mücadele çerçevesinde bir platform oluşturulmalı her ay bir gün bir katliam için özellikle katliamların olduğu yerlerde gösteri ve açıklamalar yapılmalıdır. Bu Cumartesi Aileleri, Suruç Aileleri gibi bir içeriğe kavuşturulabilinir. Bütün katliamların Müzeleri ve anıtları yapılmalıdır. Bütün katliamlar uluslararası bağımsız organizasyonları tarafından yeniden soruşturulmalı ve yargılama yolu açılmalıdır. Kayıp mezarlar açıklanmalıdır.
Maraş, hapishaneler, Roboski ve bütün katliamlar devletin yaptığı katliamlardır. Devletin örgütlemediği, yol vermediği, göz yummadığı ve içinde olmadığı hiçbir katliam yoktur. Bunu iş olsun diye, devlete düşmanlığımızdan söylemiyoruz. Sorumlularını ve faillerini tek tek sayabiliriz. Bunlar yargılama dosyalarında mevcuttur.

Katliamların sorumluları ve esas failleri bilinmesine rağmen hiçbir zaman yargılanmadılar. Bir cezasızlık politikası söz konusudur. Çünkü devletle suç ortaklıkları vardır. 1900’lerden beri devlet bitin katliamların ve işlediği suçların sorumlularını onurlandırmıştır. Devlet, devlet adına suç ve cinayet işleyen katillere sahip çıkmıştır. Devlet katliamlarla yüzleşmek istemediği için böyle davranıyor.
Şu ana kadar sürdürdüğümüz mücadele yöntemiyle devleti katliamlarla yüzleştirmemiz mümkün değildir. Katliamlara karşı mücadele etmek ve yeni katliamların olmasını önlemek istiyorsak; bütün mağdurların anlatımlarını toplayıp bir bellek oluşturmalıyız. Hakikat, hafıza birikimini uluslararası yargı, kamu ve bilimsel alandaki akademi çevrelerine taşımalıyız. Özellikle Russell Davası, AİHM, BM, Lahey gibi yargılama süreçlerini işletmeliyiz. Topyekün bir mücadele ile belki bazı noktalarda devlete bazı noktalarda geri adım attırabiliriz.
Şimdiye kadar oluşturduğumuz önemli deneyimlerde var. Cumartesi Anneleri, Suruç Aileleri, Barış Anneleri, Roboski Aileleri, 10 Ekim Derneği gibi. Bunu bütün katliamlar için yapılabilir ve katliamları güncel mücadelenin konusu haline getirebiliriz. Niye Russell Mahkemesi gibi bir mahkeme kurmuyoruz. ICAD (Uluslararası Kayıplara Karşı Mücadele Komitesi) gibi bir uluslararası yapı oluşturmuyoruz. Sadece devletin pozisyonuna göre değil biz yapmamız gerekeni yapıp devleti yanımıza çekme mücadelesi vermeliyiz. Çünkü Türkçü devlet suçlu olduğu için hiçbir şey yapmaz.
Yüzleşmek isteyen devlet ve bu zihniyet/eğilimde olan bir devlet 50 yıl geçmiş bir Maraş katliamı davasını niye devlet sırrı kapsamına alır ve erişilmesini engeller. Maraş katliamı anmalarını niye yasaklar. 12 Eylül darbesi ile birlikte katliamı niye Ermenilere, devrimci ve sosyalistler mal etmek için bir yıla varan dünyanın en ağır işkence ve vahşetini uygular. Bu mağdurları suçlu gösterme politikası bütün katliamlarda karşımıza çıkmaktadır.
Maraş katliamı, son yüzyılın bütün katliamlarının en vahşi uygulamaları ve yaşanan barbarlığının hayata geçirilen deneylerinin toplamını oluşturan bir laboratuvardır. Bütün katliamlar kendisinden önceki katliamların izlerini taşırlar. Bu cezasızlık politikasının bir sonucudur.
Katliamlarla yüzleşmek ve sorumlularına karşı mücadele vermek istiyorsak adını doğru koymak, sorumlularını doğru tespit etmek zorundayız. Çünkü bu mücadele ve politikamızı belirler. Eğer katliamları devlet ve faşist güruhlar yapmışsa o zaman bizim faşizme ve devlete karşı mücadele yürütmemiz gerekiyor. Örgütlenmelerimizde bu ihtiyaca cevap vermelidir.
Bugüne kadar verdiğimiz mücadele ile katliamları ve acıları bir süre sonra normalleştiriyoruz. Katliamlara olay demeye başlıyoruz. Kullandığımız dil bir süre sonra düşmanımızın diliyle aynılaşıyor.
Taleplerimiz netleşmelidir. Hangi mücadele yöntem ve biçimleri etrafında örgütleneceğiz? Uluslararası alanı mutlaka kullanmalıyız. Protestocu tarzı da kullanalım ama bilim alanlarını, üniversiteleri ve akademik alanı mutlaka devreye koymalıyız. Katliam mağdurlarının ne durumda olduğunu, nasıl yaşadıklarını, ne yiyip ne içtiklerini, neye ihtiyaçları olduğunu biliyor muyuz? Ölümsüzlerimizin ailelerini sahipleniyor ve ziyaret ediyor muyuz? Mezarlarını yapıyor ve ziyaret ediyor muyuz? Her katliamın bir anıtını ve müzesini yapma konusunda somut adımlarımız ve girişimlerimiz var mıdır?
Bütün mücadele ve örgütlenmelerimizde olumsuzluklarımız var ancak olumlu yanlar da vardır. Direnişler, yarına deneyim olarak aktarılacak ders ve deneyimlerde vardır. Maraş’ta onca olumsuzluk ve eksikliğe rağmen verilen özsavunma direnişi sayesinde katliam amacına ulaşmamıştır. Musa Suna ve Süleyman Metin aynı binada yaşıyorlar. Musa Funda’nın bu evde faşistlere karşı verdiği mücadele sayesinde bazı insanlar kurtulmuştur. Karamaraş Mahallesinde Guro (Mehmet) Kocamaz ve Mehmet Mengücek’in direnişi sayesinde mahalleye girilmemiştir. Yörükselim Mahallesinde devrimci ve sosyalistlerin mahalle halkıyla birlikte özsavunma direnişi sayesinde faşistler mahalleye girememiş ve katliamda hedeflerine ulaşamamışlardır. Bu öz savunma ve direnişler sayesinde ve örgütlü mahallelerde katliam esas olarak gerçekleşmedi. Bu bize örgütlenmenin ve direnişin bir sonucunu vermektedir. Ancak katliamdan sonra Kürt Alevilerin ve devrimcilerin şehri boşaltması devletin Alevisizleştirme ve Kürtsüzleştirme politikasına hizmet eden bir sonuç doğurmuştur.
Soykırımcı, sömürgeci ve katliamcı devleti bu katliamlarla yüzleştirmezsek yarın ne gerçek bir barış sağlayabiliriz ne de barış içinde yan yana yaşayıp birliktelik oluşturabiliriz.
Devletin kodlarında bir Kürtsüzleştirme ve Alevisizleştirme stratejisi var. Bütün katliamları bu stratejinin gereği olarak yaptı. Halen devlet bu stratejisinden vazgeçmiş değildir. Bundan dolayı bırakın demokratikleşmeyi ve yüzleşmeyi kendimizi yeni katliamlara hazırlamalıyız. Bunun için ortak taleplerimizde bir araya gelmeli, birleşik örgütlü mücadeleyi büyütmeli, ortak platform ve oluşumlarla direnmeyi esas alarak örgütlenmeliyiz. Katliamların önüne geçmek için ve katliamlardan kurtulmak için katliamcı zihniyeti sahip olan devletle hesaplaşmayı esas almalıyız. Bu devleti suçlarıyla yüzleştiremezsek ve demokratikleştiremezsek katliamların önüne geçemeyiz. Aralık 2025











