Avrupa’da derinleşen kapitalist durgunluk, emperyalist rekabeti keskinleştirirken siyasal krizlerle birlikte yeni bir birikim yönelimi dayatıyor. Fransa ve Almanya gibi AB’nin merkez ülkelerinde yaşanan hükümet değişimleri, kemer sıkma politikaları ve savaş sanayisinin hızla öne çıkarılması, aynı sürecin birbirini tamamlayan halkaları olarak ortaya çıkıyor. Düşen kâr oranları ve tıkanan büyüme modeli, sermayeyi devlet destekli yeni alanlara yönlendiriyor.
Fransa’da Barnier hükümetinin bütçe açığını düşürme gerekçesiyle hazırladığı kemer sıkma yasalarının hükümetin düşmesiyle sonuçlanması, krizin siyasal olarak da yönetilemediğini gösterdi. Kamu borcu GSYHİ’nin yüzde 110’unu aşan Fransa’da, AB’nin mali disiplin kuralları; ücretlerin baskılanması, sosyal harcamaların kısılması ve emeklilik haklarının tırpanlanması için bir sopa işlevi görüyor. Almanya’da borç freni uygulaması da benzer biçimde, ekonomik daralma koşullarında sosyal devlet harcamalarını hedef alıyor. İhracata dayalı büyüme modelinin Çin ve Uzakdoğu karşısında tıkanması ve enerji krizinin yarattığı baskı, krizin faturasının emekçilere kesilmesini hızlandırdı.
Aynı dönemde savunma harcamalarının olağanüstü biçimde arttırılması dikkat çekiyor. Sosyal haklar için ‘’kaynak yok’’ denilirken, savaş bütçeleri için yüz milyarlarca Euro bulunabiliyor. Bu tercih, krizin çözümünün değil ertelenmesinin bir ifadesi. Savaş sanayisi, devlet garantili siparişler ve uzun vadeli yatırımlarla sermaye için güvenli bir kâr alanını yaratıyor. Bu yönelim, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal sonuçlar da doğuruyor; otoriterleşme, grev örgütlenme haklarına dönük baskılar ve milliyetçi-ırkçı söylemler güç kazanıyor.
Renault’nun Fransız Savunma Bakanlığı’nın davetiyle askeri dron üretimine dahil edilmesi, bu tablonun somut bir örneğidir. Otomotiv gibi sivil bir sektörün askeri üretime yönlendirilmesi, Macron yönetiminin savunma bütçesini on milyarlarca Euro artırma çağrısıyla doğrudan bağlantılı. Kemer sıkma politikalarıyla emekçileri “fedakarlık” dayatılırken, aynı kamu kaynakları savaş sanayisine aktarılıyor. Böylece bütçe açıkları gerekçe gösterilerek sosyal haklar budanıyor, sermayeye ise yeni birikim kanalları açılıyor.
Bu süreç siyasal dengeleri de sarsıyor. Fransa’da merkez siyasetin zayıflaması ve aşırı sağın göçmen karşıtı politikalarla güç kazanması, ekonomik krizin nasıl faşist seçenekleri beslediğini gösteriyor. Göçmenler, hem kemer sıkmanın hem de savaş hazırlıklarının hedefi haline getiriliyor.
Avrupa işçi sınıfı, ezilenleri ve göçmenleri açısından bu gidişat, ortak bir yaşam ve kader birliğini zorunlu kılıyor. Kemer sıkma politikalarına, savaş sanayisinin büyütülmesine ve toplumu militarize eden bu yönelime karşı verilecek birleşik mücadele, aynı zamanda emperyalist savaşlara ve faşist dayatmalara karşı bir çıkış yolunu da barındırıyor. Avrupa’nın geleceği, savaş bütçelerinde değil, emekçilerin ortak mücadelesinde şekillenecek.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 30 Ocak 2025 2025 tarihli Avrupa Gündemi köşesi











