Emperyalistler ve bölgesel işbirlikçileri dünyanın pek çok yerindeki sitem dışı güçleri, dünyanın neresinde olursa olsun devrimci yapıları, ocakları söndürmek için uzun süredir ideolojik, politik ve örgütsel tasfiye saldırıları düzenliyor. Filistin’de siyonistlerin, Kürdistan’da başta sömürgeci faşist diktatörlük olmak üzere, HTŞ çetelerinin Rojava devrimine dönük saldırıları, Hindistan ve Filipinler’deki gerici iktidarların gerçekleştirdiği katliamlar bu kapsamda ilk akla gelenler.
Şüphesiz ki tüm bu saldırıların emperyalistler arası çelişkilerin giderek daha da keskinleşmesi, militarizmin her alana yayılması, yeni bir emperyalist savaş emarelerinin geliştiği günümüz koşullarında kendi nüfuz alanlarını tamamen kontrol altında tutmak, bu konuda oyun bozan, çıban başı olabilecek kuvvetlerin şimdiden bertaraf edilmek istenmesi gayesiyle çok yakından ilişkisi var.
Bu koşullarda devrimcilerin, sosyalistlerin söz konusu saldırıları boşa çıkartması hiç kuşkusuz güncel görevleriyle kuracakları devrimci ilişkiden ve ideolojik sağlamlılıktan geçer. Böylesi bir süreçte örgütlü yapılar, tek tek organlar ve tabi ki devrime ve sosyalizme inanan tüm devrimciler ve komünistler sürecin gerekliliklerine göre kendi pratiklerini uyarlamaları, yapılamaz, edilemez gibi görünenlerin sağlam bir ideolojik duruş ve güçlü bir iradeyle olabilirliğini en geniş kitlelere göstermek göreviyle karşı karşıyadırlar.
Bu nedenle bir kez daha, köküne kadar insanlığa aykırı hale gelmiş ve çürümüş emperyalist kapitalizme, faşist rejime ve tüm gericiliğe karşı mücadelenin haklılık ve meşruluk bilinciyle kuşanarak, “yapamam”, “zaman ayıramam”, “başaramam” gibi olumsuz ruh haliyle içsel ve özsel bir mücadele bizi bekliyor. Herkesin; her kadının, gencin ve bireyin faşizme ve emperyalizme öfkesini pratiksel olarak gösterebileceği, aynı zamanda alternatif yaşamı örecek örgütsel mekanizmalar geliştirebileceği, var olanların içerisinde yer alabileceği imkanlar ve olanaklar mevcuttur. Yeter ki bizi yönlendiren duygu her koşul altında kendi yolunu açmak olsun.
Yapabileceğini yapmayanlar, bilinç ve yeteneğini kendisinde saklayanlar, şu veya bu yaşanmış, yaşanan sorunu gerekçelendirerek devrimci çalışmada uzak duranlar, çalışmalara “tutum geliştirenler” her şeyden önce bilmeliler ki kendi mücadelelerine, kendi partilerine ve kendi devrimci tarihlerine zarar verir. Sorunlar mutlaka olacaktır, evet bunlar mutlaka tartışılmalı ve eleştirinin-özeleştirinin devrimci şiddetiyle aşılmalıdır. Fakat hiçbir sorun herhangi bir devrimcinin, komünistin çalışmalara karşı –hele ki günümüz abluka koşullarında- sıradanlaşarak ilgisiz ve örgütsüz kalışını getiremez. Yaşandığı durumda bunun dışsal değil, esas olarak içsel ve özsel bir sorun olduğu, ideolojik ve politik arka planının olduğu, emperyalist kapitalist gericiliğin üzerimize boca etmeye çalıştığı tasfiyecilik ve umutsuzluk girdabının etkisini bir de bu biçimiyle göstermeye başladığının mutlaka bilinmesi gerekir.
İdeolojiktir; çünkü insanı insanın kurdu haline getiren, insanı kendi emeğine, üretimine yabancılaştıran, ahlaki ve kültürel çürümenin girdabı içerisinde öğüten emperyalist kapitalizme karşı bulunduğu her ortamda ve her imkanla süreklileşmiş bir duruş sergilemek yerine haklı veya haksız organın, partinin, yoldaş veya yoldaşların kapitalizmin günahları karşısında belki de devede kulak bile olamayacak büyüklükteki eksik veya hatalarını gerekçe göstererek çalışmalarda uzak durmak ideolojik terazimizin bozulduğuna işarettir.
Politiktir; çünkü emperyalistler Ortadoğu’da halklarımızın üzerine bir karabasan gibi çökmüşken, faşist şeflik rejimi diktatörlüğünü derinleştirme yolunda başta Kürt halkı olmak üzere tüm işçi ve emekçilere, inanç topluluklarına karşı açık saldırgan tutum geliştirmişken, partiyle, yanındaki yoldaşıyla karşı karşıya gelmek ve bu yolla hareketsiz, pratiksiz kalmak politik duyargalarımızın köreldiğinin habercisidir.
Bu sebepledir ki doğru ve kararlı bir devrimcilik için kendi ideolojik-politik eksik, hata veya yetmezliklerimizin üzerine gitmek, devrimci-politik mücadelenin ihtiyaçları konusunda kendimize roller biçmek, bireydeki devrimci gelişimi sağlayacak yegane yöntemdir. Bu yapılmaz, yanlışları tartışmak adına, devrimci çalışmaya karşı tutumlar geliştirirsek, işte o noktadan itibaren sıradanlaşmanın köşe taşlarını atmış oluruz. Bu durumun ortaya çıkmasına devrimci vicdanı, bilinci ve inancı olan hiçbir birey izin vermemelidir.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 5 Şubat 2026 Perspektif köşesi











