Geçtiğimiz dönemde İsrail Siyonizminin Gazze’de gerçekleştirmiş olduğu katliamlara karşı en anlamlı somut tepki İtalyan liman işçilerinden gelmişti. Ezilen ve katliamdan geçirilen bir halka, boş söz ve vaatlerden ziyade, enternasyonal dayanışmanın etkili örneğini gösteren İtalya işçileri, İsrail’e silah sevkiyatı yapan gemilerin bazılarının bu direniş sonucu demir alamamasına, ilgili şirketlerin seferlerini defalarca iptal etmek zorunda kalmalarına vesile olmuşlardı.
Başını ABD başkanı Trump’ın çektiği emperyalistlerin sözde barış adı altında Gazze’yi parsellemeye çalıştıkları bir anda, geçtiğimiz cuma günü İtalya, Yunanistan, Fas ve Türkiye’de liman işçilerinin koordineli greve giderek Akdeniz çevresinde 21 limanı kapatması ve İsrail’in soykırımını tekrardan gündemleştirmesi, değişik ülkelerde liman işçilerinin sınıf dayanışması için geldiği seviyeyi ortaya koymanın yanı sıra, Siyonist katliamların unutulmayacağına da işaret etti.
Greve giden işçilerin talepleri arasında ABD, NATO ve AB tarafından desteklenen İsrail’in Filistin’deki soykırımına derhal son verilmesi; limanlardan Filistin ve diğer savaş bölgelerine yapılan tüm silah sevkiyatlarının engellenmesi; istikrarlı bir insani yardım koridorunun kurulması; AB’nin Yeniden Silahlanma girişiminin reddedilmesi ve limanların ve stratejik altyapının militarize edilmesine yönelik planların sonlandırılması yer alıyor.
İsrail’e yapılan silah akışını kesmek için gerçekleştirilen grev, en güçlü geçtiği İtalya ve Yunanistan’da örgütlü işçi sınıfının gücünü de ortaya koymuş oldu. Enternasyonalizmi günün anahtar kelimesi haline getiren işçiler, grevin yanı sıra örgütledikleri protestolarla sokakları da zapt ettiler.
Kuşkusuz bu sonucun ortaya çıkmasında özellikle İtalya ve Yunanistan’da hem İsrail’e silah sevkiyatını hem de İsrail mallarının dünya pazarlarına ulaşımını durdurmak için bağımsız örgütler kuran, kampanyalar örgütleyen işçilerin çabaları önemli rol oynamaktadır. Değişik limanlarda kurulan özerk işçi grupları, bilhassa İsrail’e silah ticaretini sürekli olarak izlemek ve sendikaları acil bilgilendirmek için “gözlemevi” kurulmuş olması, hızlı müdahaleleri de olanaklı hale getirmiş durumda.
Yunanistan’da Pire ve Elefsina gibi önemli merkezlerde yoğunlaşan grevde, ulaştırma, sağlık ve eğitim sektörlerinden işçiler, “limanların militarizasyonunu” reddetmek için güçlerini birleştirdi. Limanların savaş alanı değil, iş yeri olduğunu haykıran işçiler, “Limanların kanın değil, terin döküldüğü yerler” olması için mücadelelerine devam edeceklerini, bu hakkın korunmadığı yerde direnişin meşru olduğunun da altını çizmiş oldular eylemleriyle.
İtalya’daki eylemler işçilerin Filistin ile dayanışmasının uluslararası bir gösterisi olmakla kalmadı, aynı zamanda daha geniş siyasal konuları da gündeme taşımış oldu. Özellikle devam eden limanların özelleştirilmesi saldırısının daha geniş kapsamlı kamu altyapısını da etkilediğini belirten işçiler, kemer sıkma politikaları ve silahlanmayı da hedeflemiş oldular. Kemer sıkma politikalarının kamu güvenliğine zarar verdiğinin altını çizmiş oldular.
Farklı ülkelerden liman işçilerinin koordineli grev hareketi, özellikle İtalya üzerinden okunacak olursa, Filistin halkıyla enternasyonal dayanışmanın biçimi ve düzeyi için güncel bir çıta olmuştur. Bu tip eylemlerin, grev hareketlerinin Avrupa’nın ve dünyanın tüm limanlarına yayılması, başkaca sektörel alanlardan işçilerce örnek alınması katillere, soykırımcılara ve onların emperyalist destekçilerine karşı yürünecek yolu göstermekte.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 13 Şubat 2026 tarihli Avrupa Gündemi köşesi











