1962’den beri toplanan Münih Güvenlik Konferansı geçtiğimiz günlerde toplandı. Emperyalist savaş emarelerinin biriktiği bir dönemde gerçekleştirilen Konferans, emperyalist savaş sanayii şirketlerinin (Rhienmetall ve MDA gibi silah şirketleri bu yılın konferans sponsorlarıydı) yanı sıra dünyanın birçok ülkesinden burjuva siyasetçileri de bir araya getirdi. Bu yıl bakımından İran’ın davet edilmediği konferansa, farklı emperyalist güçler arası rekabet ve ilişkiler damgasını vururken, yeni dönemin savaş stratejileri vb. de tartışılmış oldu.
Konferans öncesi yayımlanan rapor, aslında konferansta ana gündem olarak nelerin tartışılacağına dair öncesinden de fikirler vermişti. Rapor birçok farklı konunun yanı sıra, özellikle Trump yönetimindeki ABD emperyalizminin tek yanlı, AB gibi “müttefiklerini” görmezden gelen, hedefleyen politikalarının yarattığı etkileri tartışırken, konferansa da konu etkin bir biçimde yansımış oldu. Almanya başbakanı Merz, konferans ilk günü yapmış olduğu konuşmasının ana gündemi olarak bu konuyu ele alırken, “Avrupa’nın bir yandan ABD ile var olan ilişkisini korurken, bir yandan da kendi savunmasında ABD’den bağımsızlaşması gerektiği” fikrini öne çıkardı. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un benzer minvalde “AB’nin yeniden güç kazanması gerektiği”nin altını çizmesi de AB emperyalistlerinin ABD karşısında ortak tavır geliştirmeye çalıştıklarının göstergesi oldu.
Keza Çin dışişleri bakanının Konferans boyunca Avrupalı temsilcilerle yakın durmaya çalışması, değişik düzeylerde AB emperyalistlerine Çin’e ziyaret önerilerinde bulunması ve tek kutuplu dünyanın eski döneme ait bir gerçek olduğunu döne döne anlatmaya çalışması da, farklı emperyalist güçlerin ABD emperyalizminin tek yanlı saldırgan tutumundan duyduğu rahatsızlığı gösteren verilere işaret etti.
İran’ın davet edilmemesine rağmen, ABD emperyalizminin flört ettiği devrik Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi’nin konferansa davet edilmesi, emperyalistlerin İran’da rejim değişikliği politikalarının önümüzdeki günlerde de artarak devam edeceğine işaret etti. Rıza Pehlevi Konferans boyunca şimdiki İran rejimiyle yapılacak müzakerelerin sonuç vermeyeceği, bunun için bir an önce askeri müdahalenin gerçekleştirilmesi gerektiği konusunda emperyalistleri ikna etmeye çalıştı. Bu durum hiç şüphesiz ki şu anda Molla rejimine karşı İran halk direnişinin nasıl ve hangi yönde emperyalistlerin denetimine alınabileceğinin çabası olarak da okunmalı.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Konferansın ikinci gününde yaptığı konuşmada Avrupalı müttefiklerine Avrupa’dan uzaklaşmak istemedikleri, aksine birlikte “yeni bir Batı yüzyılı” inşa etmek istediklerini belirtirken, “Eğer bazen Başkan Trump, Avrupalı dostlarımızdan açık bir dille ve aciliyetle ciddiyet ve karşılıklı koordinasyon talep ediyorsa, bu sadece sizin ve bizim geleceğimiz için duyduğumuz derin kaygıdandır” diyerek sizi de biz düşünüyoruz diyerek emperyalist küstahlığı, müttefiklerine karşı da kullanmaktan çekinmedi.
Salon içerisinde tüm bunlar yaşanırken, 100 bini aşkın bir kitlenin zirvenin yapıldığı Münih kentini kuşatması ve “silahlanma ve savaşa hayır” talebini bayraklaştırması emperyalistlerin savaş planlarına karşı halkların mücadelesinin gelişme potansiyelini gösteren veri oldu. Emperyalist zirvelerin halklarca kuşatılması görüş açısıyla birlikte emperyalist savaş tehlikesine karşı protestolardan fiili-meşru eylemlere, süreklileşen bir mücadele hattı anın ve yakın geleceğin devrimci görevi olarak önümüzde duruyor.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 20 Şubat 2026 tarihli Avrupa Gündemi köşesi











