Faşist şeflik rejimi, devrimci sosyalistlere dönük hâlâ da devam etmekte olan stratejik nitelikte diyebileceğimiz bir saldırı gerçekleştirdi. Operasyonlara maruz kalan kurumları fiili olarak çalışamaz hale getirmeyi amaçlayan bu saldırılarda şu ana kadar 81 sosyalist tutsak edildi. Onlarcası ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Şu ana kadar ağırlıklı olarak Silivri ve Bakırköy hapishanelerinde tutsak edilen sosyalistlerin bir kısmı ise Antep, Malatya, Urfa, Adana ve Dersim gibi illerdeki hapishanelerde tutulmakta.
Kuşkusuz bu saldırıların esas hedefi sosyalistlerin Türkiye ve Kürdistan birleşik devrim perspektifine ve stratejisine, kadın özgürlük çizgisine ve fiili meşru mücadele yaklaşımıdır. Emperyalist küreselleşmenin geldiği boyuta bağlı olarak, başta Ortadoğu olmak üzere, yeni bir dizayn kurulurken, devrimci, sosyalist, komünist devrimci odakların tasfiye edilmesi planı da devreye sokulmuş durumda. Bu anlamıyla sosyalistlerin stratejik, politik ve ideolojik perspektifinin hedef alındığını söylemek yanlış veya bir abartı olmaz.
3 Şubat’ta başlayan operasyonlar ve tutuklamalar karşısında militan bir direniş sergileyen sosyalistler, gözaltı ve adliye süreçlerinde de örnek tutum ortaya koydular. “ESP umuttur, umut dimdik ayakta” diyerek adliye duvarlarını inleten sosyalistler, faşizmin kolluk güçlerinin, sözde “adalet dağıtıcısı” hâkim ve savcıların gözüne bakarak her koşulda teslim olmayacakları, mücadelelerine devam edeceklerini haykırdılar. Faşizm burada ilk ideolojik yenilgisini aldı.
Ardından faşizmin devrimci sosyalistlerin mücadelesini kriminalize etme, yalnızlaştırma politikası da emekçi sol hareketin birleşik duruşuyla boşa çıkartıldı. Bugün itibariyle hâlâ devam etmekte olan dayanışma ve birleşik hareket etme yaklaşımı, birçok alanda yürütülmüş olan birleşik mücadele tartışma ve pratiklerinin somut etki ve sonuçları olarak da pekala okunabilir.
Kuşkusuz bu saldırı devrimci sosyalistlerle sınırlı kalmayacak. Eğer faşizme karşı buradan doğru güçlü bir barikat örülmezse, başkaca direnen kuvvetlere, işçi-emekçi eylem ve grevlerine, öğrenci protestolarına, kadın direnişine, Kürt halkının onurlu barış talebine doğru yaygınlaşacaktır. Zira faşist devletin amacı bellidir. Açlığa mahkum edilen işçilerin, geçinemeyen emeklilerin, katledilen kadınların, geleceği çalınan gençliğin, yok edilen doğanın, Rojava Devrimi’nin, soykırıma uğrayan Filistin halkının sokaktaki sesini boğmak istemekteler.
Tutuklamalar karşısında Türkiye ve Kürdistan’da örülen devrimci dayanışma pratiği, Avrupa kentlerinde de belli bir karşılık bularak, enternasyonalist güçlerin de tepkilerini ortaya koyduğu eylem ve etkinliklerle karşılık buldu. Söz konusu pratiğin daha da büyütülüp, geliştirilmesine ihtiyaç var.
Bu kapsamda özellikle faşist devlet operasyonlarına ve tutuklamalara karşı Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu’nun (AVEG-KON) başlatmış olduğu, “saldırıların son bulması” ve “tutuklananların serbest bırakılmasını” talep eden kampanyayla, Tutsakların Sesi Platformu’nun (TSP) başlatmış olduğu “Kardeş tutsak kampanyası” önemli bir yerde duruyor.
AVEG-KON kampanyası değişik ilerici, devrimci, antifaşist bireylerin, siyasi partilerin, sendikaların, gazetecilerin, akademisyenlerin kampanyaya değişik düzeylerde katılımlarını örgütlemeyi, değişik dönemlerde örgütlenecek sokak eylemlerini, sosyal medya paylaşımlarını yaygınlaştırma ve delegasyonlar örgütlemeyi hedefliyor.
“Dayanışma halkların inceliğidir! Şimdi dayanışma zamanı!” diyen TSP kampanyası ise Türkiyeli ve göçmenler başta gelmek üzere, enternasyonalist kuvvetler içerisinde tutsak edilen sosyalistlerin ihtiyaçlarını karşılayacak maddi kampanyanın yanı sıra onlarla mektuplaşarak, tutuldukları tecrit koşullarını parçalayacak biçimleri içeriyor.
Her iki kampanyanın başarısına bugünden kilitlenmek, birçok siyasal gündemle içe içe geçirerek, söz konusu çalışmanın aciliyetini ve önemini bilince çıkarmak Avrupa’daki devrimci sosyalistlerin güncel görevleri arasındadır.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 20 Şubat 2026 tarihli Perspektif köşesi











