Quentin Deranque, Melenchon liderliğindeki LFI partisinin Avrupa Parlamentosu milletvekili Rima Hassan’ın Lyon’da yaptığı bir toplantıda kendisinin de dahil olduğu bir faşist grubun saldırısında antifaşistlerin Özsavunması esnasında yaşamını yitirdi.
Deranque’nin ölümünü bahane eden faşistler tüm Fransa’da saldırıya geçti. Paris, Lille, Castres, Bordeaux, Toulouse ve diğer yerlerdeki LFI ofislerinin yanı sıra CGT gibi sendika binaları da hedefteydi. Faşist çeteler, bazen yüzlerce kişilik gruplar halinde sokaklarda şiddet eylemleri gerçekleştirirken, geçtiğimiz cumartesi günü Lyon’da 3 bin kişinin katıldığı bir gösteri düzenlendi. Yürüyüş esnasında Nazi selamları, ırkçı hakaretler ve homofobik sloganlar atıldı.
Tüm ana akım burjuva medya ve partiler, sol görünümlü bir kısmı da dahil olmak üzere, antifaşistleri ve Meloşon’un LFI’sini katil olarak gösteriyorlar. Öyle ki bir hükümet sözcüsü LFI’yi “şiddet ortamını teşvik etmekle” suçlarken, saldırıdan “LFI’nin ahlaki sorumluluğu” olduğunu söyledi. Daha önce antifaşist kolektif Jeune Garde—Genç Muhafızlar’ın sözcüsü olan LFI milletvekili Raphael Arnault üzerinden dezenfrmasyon kampanyası örgütlendi.
Son olaylar bir kez daha gösterdi ki faşist hareket sadece sokakta hedefledikleri göçmenler için değil, aynı zamanda sol adına siyaset yapma eğiliminde olan tüm kesimlere karşı da bir tehlike.
Nitekim faşist saldırıya yanıt veren antifaşistlerin müdahalesinde yaşamını yitiren Deranque, aylarca göçmen veya solcu olsun, değişik zamanlarda sokak şiddetine karışan bir faşist. O, faşist Action Francaise grubuna üye ve faşist liderlerden eğitim alanlardan biri. Onun faaliyetleri, sokaklardaki faşist gruplarla, Le Pen arasındaki “iş bölümü” ve koordinasyon içinde çalışıldığının kanıtı niteliğinde. Keza Le Pen grubunun parlamentodaki milletvekili sekreterlerinin çoğu bu tür faşist gruplardan geliyor.
Bugün burjuva medya ve politikacılar, yerel seçimlere ramak kala, bu ölümden dolayı antifaşistleri ve solcuları hedefe yerleştirirken, saldırı rakamları asıl tehlikenin gelişen faşist hareketten geldiğini kanıtlar nitelikte: 2010 yılından bu yana kayda geçen faşist saldırıların sayısı 102. Bunların yaklaşık yüzde 70’i herhangi bir yasal yaptırımla karşılaşmadı. Bu eylemler arasında sendika üyelerine yönelik dayak, solcu aktivistlere ve LGBTİ+ kişilere yönelik şiddet yer alıyor. Göçmenlere dönük yapılan saldırılarının ise kaydı tutulmuyor.
Fransa’da egemen sınıfların uyguladığı kemer sıkma politikaları her gün daha da fazla işçi ve emekçileri yoksulluğun kucağına iterken, kitlelerde bu duruma karşı gelişen tepki ırkçı ve faşist harekete kanalize edilerek, bir yönüyle “sahte düşmanlar” yaratılarak, sermayenin egemenliği konsolide edilmeye çalışılıyor. Bu uğurda sisteme muhalif tüm güçler, başta da antifaşistler hedeflenerek, olası bir kitlesel direnişin önü bugünden alınmaya çalışılıyor.
Yine ekonominin olduğu kadar toplumun da militarizasyonunu örgütlemeye çalışan egemenler, faşist hareketi bu amaçla da
besliyor. Bütün bunlar yaşanırken başlayan İran’a dönük savaşa dahil olmak için Macron’un bölgeye Fransız donanmasının amiral gemisi Charles de Gaulle uçak gemisiyle birlikte çok sayıda uçak, uçak savar sistemi ve hava radarları göndermesi şaşırtıcı
olmadı.
Ancak bu durumun bilincinde olan antifaşistler, 14 Mart’ta ırkçılığa ve faşizme karşı güçlü bir sokak eylemiyle burjuva oyunlara yanıt verecek. Bu yanıtın süreklileşmesi ve hayatın tüm alanlarına yayılması faşist hareketin gelişimini engelleyebilir, burjuvazinin “böl-yönet” politikasına güçlü bir yanıtı ortaya çıkartabilir.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 6 Mart 2026 tarihli Avrupa Gündemi köşesi











