Ortadoğu coğrafyası yüzyıllardır ezenler ve ezilenler arasındaki direnişlere ve katliamlara tanıklık ediyor. Mekanlar farklı olsa da ezilen halklarımız acılarını ortaklaştırarak yüzünü yeni direnişlere dönüyor.
Mart ayı ezilen halklar, kadınlar ve gençler için büyük direnişlere sahne olan bir ay olmakla birlikte, aynı zamanda da katliamlar ayı olarak hafızalarımızda yer ediniyor. Sömürü ve talan düzeni dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye ve Kürdistan’da da faşist iktidarlar eliyle işçi sınıfına, emekçilere ve ezilen halklara yönelik katliam, soykırım pratikleri ile uygulanıyor.
Katliamcı düzenin has uygulayıcılarından olan faşist şeflik rejimi, tarihteki katliam politikalarına yenilerini ekliyor. Faşist rejim bugün Rojava’da olduğu gibi katliamcı çete HTŞ ile elbirliği ederek tarihine yakışır yeni katliamlara yönelirken, direnen tüm kesimler de tarihlerinden aldıkları güçle daha büyük direnişler mücadelesinde olacaktır.
16 Mart 1978’de devlet-MHP-kontrgerilla iş birliğiyle İstanbul Üniversitesi’nde bombalı saldırı gerçekleştirilerek, 7 öğrenci yaşamını yitirmişti. Katliamın arkasında duran devlet katliamın faillerini korudu ve aklamaya çalıştı. Beyazıt katliamı 12 Eylül askeri faşist darbenin zeminini hazırlayan bir gerekçe olarak kullanıldı. Her ne kadar devlet katliamın üzerini örtmeye çalışsa da Beyazıt’ta katledilen öğrencilerin anısı bugün ezilenlerin adalet mücadelesinde yaşatılıyor.
Halepçe’de de 1988 yılında Saddam rejimi tarafından kimyasal bomba kullanılarak 5 bin Kürt katledildi. Binlercesi göç etmek zorunda kaldı. Kürt çocuklarının ‘Dayê bêhna sêvan tê / Anne elma kokusu alıyorum’ sesleri yükseldi.
12 Mart 1995’de Gazi mahallesinde devlet eliyle işlenen kontrgerilla terör saldırısında, kahvehaneler ve işyerleri tarandı. Saldırıda bir alevi dedesinin öldürülmesi karşısında halk sokaklara dökülerek karakola yürüdü hesap sordu. 3 gün boyunca süren isyan ve direnişte Gazi ve 1 Mayıs mahallesi’nden 22 alevi can devlet güçleri tarafından katledildi. Devlet, o dönem öne çıkan Hasan Ocak ve yoldaşlarına yönelik gözaltı ve tutuklama saldırıları ile ayaklanmanın ‘hesabını sordu’. Hasan Ocak Gazi ayaklanmasın kızıl komutanı olarak gözaltında katledildi.
12 Mart Gazi direnişi, alevi halkıyla birlikte, Kürt halkının, devrimcilerin zulme karşı baş eğmeyen direnişinin de tarihidir. Alevi halkı, devrimciler faşist devletin Gazi Katliamını suç üstü yakalamış ve isyana durmuştu.
Faşist MHP’li katiller, dün Milliyetçi Cephe’nin ortağı, bugün de diktatör Erdoğan’ın ortağı olarak Kürtlerin, devrimcilerin katliam ortağı olarak faşist saldırganlığını sürdürüyor.
Faşist devletin devrimcilere yönelik 30 Mart 1972‘deki siyasi katliamında ise, Tokat’ın Kızıldere köyünde Mahir Çayan ve 9 yoldaşı katledildi.
Mart ayı faşizme karşı direniş nedenlerimizin yeniden hatırlandığı, öfkemizin büyüdüğü, mücadelenin ivme kazandığı bir sürecin de başlangıcıdır. 8 Mart ile başlayıp 21 Mart’ta Newroz’la devam eden ve 30 Mart Kızıldere ile büyüyen ezilenlerin bir hesaplaşma ayıdır. Tarihimizle yeniden buluştuğumuz bir dönemdir.
Bugün işçi sınıfı ve ezilenler sömürgeci savaşlara, katliamlara ve yoksulluğa karşı dünyanın dört bir yanında ayaklanıyor. Ezilen halklar adalet istiyor. Filistin halkını soykırım katliamları ile diz çöktüremeyen İsrail-ABD ve emperyalist devletler bugün aynı hamilikle İran halkına sömürgeci savaşları dayatıyor. Rojava’da çete artığı HTŞ eliyle faşist Türk sömürgeciliğinin işbirlikçiliğinde Kürt halkının devrimci kazanımları yok edilmeye çalışılıyor. Tüm bu ırkçı-faşist saldırganlığa karşı ezilenlerin birleşik enternasyoalist mücadelesi ile saflaşacağız, direniş kararlılığımızı sürdüreceğiz.
Mart ayı katliamlarında katledilenleri bir kez daha saygıyla anıyor, mücadelelerini yükselteceğimizin sözünü veriyoruz. Ezilenlerin birleşik mücadelesiyle adalet yerini bulacak, katliamların hesabı sorulacak.
Gazi, Beyazıt, Halepçe ve Kızıldere katliamlarını unutmadık!
Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AVEG-KON)












