Avrupa, Türkiye, Kürdistan ve dünyanın birçok yerinde kadın düşmanlığının yükseldiği bir dönemde kadınlar 8 Mart’ı sokaklarda karşıladı. Kadınlar, tarihin en karanlık dönemlerinde bile sokakları terk etmedi. Devrimci ve demokratik mücadelede tarihsel günlerin anlamı yalnızca geçmişi hatırlamak ve ona sahip çıkmak değildir; aynı zamanda güncel politik gündemlere dair mücadele perspektiflerini ortaya koymak ve yön tayin etmektir. Kadın özgürlük mücadelesi bu yıl da 8 Mart’ı bu perspektifle karşıladı.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da milyonlarca kadın dünyanın birçok ülkesinde sokakları doldurdu. Gündüz yapılan eylemlerden gece yürüyüşlerine kadar kadınlar taleplerini meydanlarda haykırdı.
Avrupa’nın hemen hemen tüm ülkelerinde kadınların temel taleplerinden biri, emperyalist savaşların yıkıcı sonuçlarına karşı kadın mücadelesini büyütmek oldu. Avrupa devletlerinin bütçelerinden savaşa ayırdıkları büyük pay teşhir edildi. Artan erkek şiddeti ve son yıllarda kadın cinayetlerindeki artış da eylemlerde sıkça vurgulandı. Erkek egemen sistemin sonucu olan kadın katliamları, temel gündemlerden biri oldu.
İsviçre başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde kadınlar, aynı işi yapmalarına rağmen erkeklerden yüzde 15–20 daha düşük ücret alıyor. “Eşit işe eşit ücret” talebi, kadın örgütlerinin sokaklarda haykırdığı başlıca taleplerden biri oldu.
Göçmen kadınların yaşadığı sorunlar, görünmeyen ev içi emek, ücretsiz kreş talebi, artan yoksullaşma ve Fransa gibi ülkelerde sosyal kesintiler içeren yasalar da 8 Mart eylemlerinde öne çıkan başlıklardı.
Kürdistan ve Filistin’deki savaşlar ile Siyonist İsrail ve emperyalist ABD’nin İran’a yönelik hava saldırılarıyla artan savaş tehlikesine karşı enternasyonalist mücadele çağrıları sokaklarda dile getirildi.
Fransa, Belçika ve Almanya’da Kadın Grevi çağrısı bu yıl da kadın örgütlerinin temel gündemlerinden biri oldu. 8 Mart’ı Kadın Grevi ve toplumsal mücadele günü olarak sahiplenme yaklaşımı öne çıktı. Almanya’da 8 Mart’ın pazar gününe denk gelmesi nedeniyle kadın grevi 9 Mart’ta yapıldı.
İsviçre’de kadınlar, polis ablukasına ve engellemelere rağmen eylemlerini gerçekleştirerek taleplerini haykırdı; İsviçre silahlarının emperyalist savaşlarda kullanıldığı da eylemlerde dile getirildi. Fransa’da ise sadece Paris merkezinde 130 bin kişinin katıldığı eylem kitleselliğiyle öne çıkarken, kadınların faşist ve siyonist grupları, geçen yıldan farklı olarak, güçlü ve örgütlü bir blokaj eylemiyle alana almayarak manipülasyonlarının önüne geçmesi eylemin bir başka başarılı yanını oluşturdu.
Avrupa’daki eylemlerde ayrıca Rakka’da Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılar ve HTŞ çeteleri tarafından kaçırılan gazeteciler Eva Michelmann ve Ahmet Polad şahsında bölgedeki kayıplara dikkat çekildi. Dağıtılan bildirilerle, kayıp gazetecilerin ve bölgede kaybedilen kişilerin bir an önce bulunması talep edildi.
Sonuç olarak, dünyanın birçok ülkesinde yaygın, kitlesel ve militan 8 Mart eylemleri gerçekleştirildi. Kadın Grevi bazı ülkelerde yalnızca ajitasyon düzeyinde kalmış olsa da Almanya’da karşılık bulması önemliydi. 8 Mart’ın pazar gününe denk gelmesi, Fransa ve Belçika gibi ülkelerde uzun yıllardır yapılan Kadın Grevi çağrılarına sokakta yanıt oldu.
Kitlesel bir 8 Mart sonrası bu ruhu süreklileştirmek ve kadın özgürlük mücadelesinin temel gücü haline getirmek önümüzdeki dönemin temel görevleri olarak karşımızda duruyor. Cisel şiddet, baskı ve sömürüye karşı kadın devrimi perspektifiyle örgütlülüğü geliştirmek, alanları kuşatmak, erkek egemenliğinin tüm görünümlerine karşı amansız mücadeleyi örmek tüm komünistlerin aksatamayacağı temel görev olarak yakıcılığını koruyor.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 13 Mart 2026 tarihli Perspektif köşesi










