Avusturya’da kadın hareketinin başlangıcı çoğu zaman 1860’ların eğitim reformlarıyla anlatılır. Daha “makul”, daha “reformcu”, daha az sarsıcı bir başlangıç hikâyesi… Oysa gerçek başlangıç çok daha politik ve çok daha rahatsız edicidir: 1848.
Viyana’da devrim ateşi yükselirken, anayasa ve yurttaşlık hakları tartışılırken kadınlar sadece izleyici değildi. 28 Ağustos 1848’de kurulan Wiener Demokratischer Frauenverein, Avusturya’daki ilk siyasal kadın örgütüydü. Bu oluşumun önde gelen figürü ise aristokrat kökenine rağmen radikal demokrat safta yer alan Karoline von Perin-Gradenstein idi.
Bu dernek, kadınların “yurttaşlık” kavramının dışında bırakılmasına itiraz ediyordu. Henüz sistematik bir oy hakkı programı geliştirmemişti; ancak kadınların siyasal toplantılar düzenlemesi, bildiriler yayımlaması ve demokrat kulüplerle temas kurması başlı başına devrimci bir adımdı. Çünkü 19. yüzyılın ortasında siyaset, açıkça erkeklere ait bir alan olarak tanımlanmıştı.
NEDEN UNUTULDU?
1848 Devrimi bastırıldı. Demokrat kulüpler dağıtıldı. Dernek kapatıldı. Liderleri baskı gördü. Ve tarih yazımı, kazananların kaleminden ilerledi. Sonraki kuşaklar daha temkinli, daha reformist bir çizgi izledi. 1866’da kurulan ekonomik temelli kadın dernekleri uzun ömürlü oldu; bu yüzden “ilk” olarak anılmaları daha kolaydı.
Ancak burada kritik bir ayrım var: 1848 kadınları yardım faaliyeti yürütmüyordu; siyaset yapıyordu. Bu nedenle 1848’i görmezden gelmek, Avusturya kadın hareketinin radikal köklerini silmek anlamına gelir.
1848’İN BUGÜNE SÖYLEDİĞİ
Bugün Avusturya’da kadınlar parlamentoda temsil ediliyor, üniversitelerde çoğunlukta, hukuken eşit yurttaş statüsüne sahip. Ancak ücret eşitsizliği, bakım emeğinin görünmezliği ve kadına yönelik şiddet hâlâ gündemde. 1848’deki kadınlar anayasal yurttaşlık için mücadele ediyordu. 2020’lerde ise mesele, biçimsel eşitliğin ötesine geçmek. Belki de asıl soru şu: Kadınlar siyasete 1848’de girdi, ama siyaset kadınları gerçekten ne zaman eşit kabul etti? Tarih bize şunu gösteriyor: Kadınların kamusal alana girişi bir lütuf değil, mücadeleler sonucu kazanılmıştır. 1848’in barikatları yalnızca bir devrimin değil, Avusturya’daki feminist bilincin de doğum yeridir.
Ancak 1848 Devrimi bastırıldı. Demokrat kulüpler dağıtıldı, dernek kapatıldı, liderleri baskı gördü. Tarih yazımı ise kazananların kaleminden ilerledi. Sonraki kuşaklar daha temkinli ve daha reformist bir çizgi izledi. 1866’da kurulan ekonomik temelli kadın dernekleri uzun ömürlü oldu; bu yüzden “ilk” olarak anılmaları daha kolaydı. Oysa burada kritik bir ayrım vardır: 1848 kadınları yardım faaliyeti yürütmüyordu; siyaset yapıyordu. Bu nedenle 1848’i görmezden gelmek, Avusturya kadın hareketinin radikal köklerini silmek anlamına gelir.
Bugün Avusturya’da kadınlar parlamentoda temsil ediliyor, üniversitelerde çoğunlukta ve hukuken eşit yurttaş statüsüne sahip. Ancak ücret eşitsizliği, bakım emeğinin görünmezliği ve kadına yönelik şiddet hâlâ gündemde. 1848’deki kadınlar anayasal yurttaşlık için mücadele ediyordu. 2020’lerde ise mesele biçimsel eşitliğin ötesine geçmek.
Ücret farkı hâlâ var, bakım emeği hâlâ büyük ölçüde kadınların omzunda, kadına yönelik şiddet hâlâ gündemde ve yarı zamanlı çalışma kadınların kaderi gibi sunuluyor. Demek ki mesele sadece yasa değil; mesele güç meselesi, ekonomik bağımsızlık ve karar mekanizmalarında gerçek etki. 1848’de kadınlar barikatların yanında yer aldı, çünkü demokrasi yarım olamazdı. Bugün de aynı soruyu sormak gerekiyor: Eğer toplum eşitlikten söz ediyorsa, bu eşitlik neden hâlâ tam değil? Kadın hakları verilmedi — mücadeleyle kazanıldı ve mücadele bitmedi. 1848’in ruhu şunu söyler: Haklar geri alınabilir, ama bilinç geri alınamaz. Kadınların hikâyesi tarihte bir bölüm değil, demokrasinin kendisidir ve demokrasi kadınlar olmadan eksiktir.











