Tarih bazen ağır akar, bazen ise bir anda hızlanır ve kendini barikatların üzerinde anlatır. Avusturya işçi sınıfının tarihi, tam da bu kırılmaların içinden okunmalıdır. Bu tarih, yalnızca reformların, seçimlerin ya da sendikal kazanımların kronolojisi değildir; bu tarih, yenilgilerden öğrenen ve her seferinde yeniden örgütlenen bir sınıfın diyalektiğidir.
Bu diyalektiğin başlangıç noktalarından biri 1848 Devrimleri ve özellikle Viyana’da yaşananlardır.
BARİKATLARDA DOĞAN, PRATER’DE BOĞULAN
1848’de Viyana sokakları yalnızca liberal taleplerin yankılandığı bir alan değildi. İşçiler, zanaatkârlar ve kent yoksulları, açlık ve güvencesizlikle şekillenen yaşamlarına karşı barikatlar kurmuştu. Başlangıçta “özgürlük” talebi öne çıkıyordu; ancak çok geçmeden bu özgürlüğün kimin için olduğu sorusu belirleyici hale geldi.
Tam da bu noktada sınıfsal yarılma ortaya çıktı.
Burjuvazi, mutlak monarşiye karşı mücadelede işçi sınıfının gücünü arkasına aldı. Fakat işçiler sosyal adalet, çalışma koşulları ve ekonomik eşitlik talep etmeye başladığında, aynı burjuvazi geri çekildi. Düzenin devamı, özgürlüğün genişlemesinden daha önemli hale geldi.
Ekim 1848’de Viyana kuşatıldığında, bu tercih kanla mühürlendi. Prater çevresinde toplanan işçiler, yalnızca bir kalabalık değil, tarih sahnesine çıkmaya çalışan bir sınıftı. Karşılarında ise yalnızca ordu değil, aynı zamanda burjuva ihanetinin soğuk gerçekliği vardı.
Top ateşi barikatları dağıttı. Kurşunlar yalnızca bedenleri değil, henüz filizlenen bir siyasal özneyi hedef aldı. Bu bir bastırma değil, açık bir sınıf çatışmasıydı.
Ama tarih burada bitmedi. Çünkü o gün kaybedilen yalnızca bir ayaklanma değildi; aynı zamanda bir bilinç kazanıldı: işçi sınıfı kendi kaderini başkasına bırakamazdı.
DERS: ÖFKE YETMEZ, ÖRGÜT GEREKİR
Karl Marx ve Friedrich Engels, 1848 deneyimini analiz ederken temel bir gerçeğin altını çizdi: burjuvazi tarihsel olarak devrimci rolünü terk etmişti. Devletle iç içe geçmiş bir sınıf olarak, düzenin köklü dönüşümünden korkuyordu.
Engels’in Viyana üzerine yaptığı değerlendirme daha da nettir: örgütlü bir devlet aygıtı karşısında dağınık bir halk direnişi uzun süre ayakta kalamazdı.
Bu nedenle 1848, yalnızca bir yenilgi değil, stratejik bir derstir. Devrim spontane öfkenin değil, örgütlü gücün ürünüdür.
HAINFELD: SINIFIN KENDİNİ KURMASI
Bu dersler unutulmadı. Fabrika mahallelerinde, işçi kulüplerinde ve sendikalarda biriken deneyim, sonunda siyasal bir forma kavuştu. Bu dönüşümün merkezinde Victor Adler vardı.
1888–1889 yıllarında Hainfeld kasabasında toplanan kongre, yalnızca bir birleşme değil, tarihsel bir sıçramaydı. Dağınık sosyalist akımlar birleşerek Avusturya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ni kurdu.
Bu anın önemi açıktır:
1848’de barikatlarda eksik olan şey—örgütlü, merkezi bir sınıf gücü—artık vardı.
İşçi sınıfı ilk kez kendi adına, kendi programıyla ve kendi örgütüyle konuşuyordu.
Kızıl Viyana: Barikatların Kurumsallaşması
Kızıl Viyana sürecinde, sınıf mücadelesi bu kez sokaktan kuruma taşındı. Belediye konutları, kamusal sağlık hizmetleri, eğitim reformları… Bunların her biri, 1848’de barikatlarda dile getirilen taleplerin somut karşılığıydı. Devrimin dili sosyal politikaya çevriliyordu.
Ancak burada kritik bir çelişki vardı: siyasal iktidarın yerel düzeyde kazanılması, devletin bütününü kontrol etmek anlamına gelmiyordu.
TARİH NEDEN TEKRAR ETTİ?
Kızıl Viyana güçlüydü, fakat devletin gerçek gücü hâlâ başka ellerdeydi. Ordu, polis ve merkezi bürokrasi muhafazakâr güçlerin kontrolündeydi.
1934’te otoriter rejim kurulduğunda sosyal demokrat hareketin direnişi bastırıldı. Böylece tarih bir kez daha aynı soruyu sordu:
Sosyal reformlar, devletin temel yapısı değişmeden ne kadar kalıcı olabilir?
Tarih bir kez daha aynı soruyu sordu:
Devletin sınıfsal karakteri değişmeden kazanımlar kalıcı olabilir mi?
Yanıt, Prater’de verilmişti aslında.
DEVRİMCİ HAFIZA NEDİR?
Avusturya işçi sınıfının tarihi, 1848’in barikatlarından Hainfeld’in kongre salonuna, oradan Kızıl Viyana’nın belediye politikalarına uzanan kesintili ama süreklilik taşıyan bir mücadele hattıdır.
Bu hat bize şunu öğretir:
Barikatlar yalnızca sokakta kurulmaz.
Bazen bir parti programında, bazen bir sendika örgütlenmesinde, bazen de bir belediye bütçesinde kurulur.
Ama bütün bu biçimlerin arkasında değişmeyen bir gerçek vardır:
Örgütsüz bir öfke bastırılabilir.
Prater bunun kanlı kanıtıdır.
Fakat örgütlü bir sınıf, tarihin yönünü değiştirebilir.
Hainfeld bunun ilanıdır.
Kızıl Viyana ise bunun mümkün olduğunun ispatıdır.
Ama bütün bu mücadelelerin arkasında aynı gerçek vardır:
Örgütsüz bir öfke bastırılabilir.
Fakat örgütlü bir sınıf, tarihin yönünü değiştirebilir.
Ve tarih, bunu defalarca kanıtlamıştır.
Ve tarih—tüm bastırma girişimlerine rağmen—bu gerçeği tekrar tekrar doğrulamaya devam eder.











