Egemen sınıflar toplumsal muhalefete yönelik uyguladıkları gözaltında kaybetme saldırısını dünyanın birçok ülkesinde uygulamaktadır. Başta devrimci, ilerici kesimler olmak üzere, faşist, gerici devletlerin sömürü ve baskı rejimlerine karşı duran tüm muhalif kesimler bu saldırının hedefi olmaktadırlar.
Kirli savaş yöntemleriyle her yıl binlerce insan devletin kolluk kuvvetleri veya paramiliter çeteler tarafından kaçırılarak işkence ile katlediliyorlar. Toplumun her kesiminden sendikacı, işçi, öğrenci, hukukçu, yazar veya devrimciler tüm toplumsal muhalefetin susturulması için katledilip gizlice gömülüyorlar. Bu yönteme başvuran devletler, baskıya ve sömürüye dayalı sistemlerine karşı aktif mücadele içinde olan insanları gözaltına alıp kaybederek, toplumda kaygı, belirsizlik ve korku yaratmaya çalışıyor.
Dünyanın birçok ülkesinde faşist gerici diktatörlükler tarafından uygulanan bu kirli yöntemle yüzbinlerce insan katledilmiştir. Bu katletme politikası bugün hala sürmektedir. Meksika’da 2020 yılı içinde 12 bini aşkın insan devlet güçleri veya devlet güçleri ile ilişki içinde hareket eden çeteler tarafından kaçırılarak kaybedildi. Kayıpların yaşandığı ülkelerden biri olan El Salvador’da 2020 yılında 1500’ü aşkın ve Ocak-Mart 2021’de ise 300’ü aşkın insan kaçırılmıştır. Kolombiya’da 28 Nisan 2021’de genel grevle başlayan vergi reformu karşıtı protestolarda 40’ın üzerinde insan devlet güçleri tarafından katledilirken, gözaltına alınan insanlardan 400’den fazlasının akıbeti bilinmemektedir. Bugün 18 Ocak’tan bu yana Rojava’ya yönelik HTŞ tarafından gerçekleştirilen saldırılar esnasında kaçırılan gazeteciler Eva Michelmann ve Ahmet Polad’ın akıbetleri hakkında henüz ortaya çıkan sınırlı bilgiler bu kaçırılarak kaybetme politikasının bir örneğidir. Aylardır sürdürülen mücadele sonrasında her iki gazetecinin Halep hapishanesinde tutuldukları ortaya çıkmıştır. Yine ailesinin ve kadın örgütlerinin ısrarlı mücadeleleri sonucunda Dersim’de kaybedilen Gülistan Doku’nun katlinin ve örtbasını sağlayanlarının dönemin devlet görevlileri ve yakınları tarafından gerçekleştirildiği ortaya çıkmıştır.
İlerici ve devrimci güçler ve kayıp yakınları bu insanlık suçunu teşhir edebildiği ve diktatörlüklerin bu saldırısına karşı toplumsal muhalefeti ve örgütlü mücadeleyi geliştirdiği oranda geri püskürtebilmiştir. Arjantin’de Plaza de Mayo Annelerinin on yıllara yayılan mücadelesi, Türkiye’de Cumartesi Annelerinin 1995 yılından bu yana süren ve 1100. Hafta oturumunu gerçekleştireceği 25 Nisan’ın öngünlerinde olduğu bu mücadele yol göstericidir.
Her hafta gözaltında kayıpların akıbetini soran, sorumluların yargılanmasını isteyen Cumartesi Annelerinin mücadelesi faşist şefliğin tüm saldırılarına rağmen sürmektedir.
Cumartesi Annelerinin yürüttüğü bu uzun soluklu mücadele tüm engellemelere rağmen sesi boğulmak istenen, sömürülen, yok sayılan ve geleceği çalınan ezilen tüm kesimlerin mücadele onurunu büyütüyor.
Avrupa’da yaşayan göçmen emekçiler olarak bu haklı mücadelenin yanında olmak ve dayanışmayı geliştirmek zorundayız. Bundan dolayıdır ki, Avrupa’da çalışmalarını yürüten Konfederasyonumuz AVEG-KON, 25 Nisan’da uluslararası kamuoyunu gözaltında kaybedilenlerin akıbetlerinin açıklanması ve sorumluların yargılanması için kayıp yakınlarının mücadelesini sahiplenmeye, Cumartesi Annelerinin 1100. Hafta oturma eylemini Avrupa’dan desteklemek için yerli ve göçmen emekçileri 25Nisan’da gerçekleşecek eylemlere katılmaya çağırıyoruz!
AVRUPA EZİLEN GÖÇMENLER KONFEDERASYONU (AVEG-KON)











