Kapitalist emperyalist ülkelerde sadece sömürü oranları değil, kapitalist üretim koşullarının dolaysız bir yansıması olarak zenginlerle yoksullar arasındaki yaşam süresi farkı da giderek artıyor. Bunun yeni örneğini İngiltere ve Galler’de yapılan son araştırmalarda da görüyoruz.
Geçtiğimiz günlerde yayımlanan Ulusal İstatistik Ofisi’nin (ONS) son verileri, Britanya’nın kalbinde yer alan sınıf ayrımını açıkça ortaya koydu. Veriler, iktidarda geçirdiği yaklaşık iki yıl boyunca İşçi Partisi’nin işçi sınıfının yaşam koşullarını iyileştirmek söyle dursun, daha da kötüye götürdüğünü açık bir biçimde ortaya koydu. Rapor, İngiltere ve Galler’in en yoksul bölgelerinde yaşayanların, hayatlarının 50 yıldan az bir bölümünü sağlıklı bir şekilde geçirirken, en zengin bölgelerde yaşayanların ise 70 yıla yakın olduğunu ortaya koydu.
ONS, İngiltere’nin en yoksul bölgelerindeki erkeklerin hayatlarının yüzde 68’ini sağlıklı geçirmelerinin beklendiğini, kadınlar için ise bu oranın yüzde 62’ye düştüğünü gösteriyor. Ancak en zengin bölgelerde erkekler hayatlarının yüzde 83’ünü sağlıklı geçirme olasılığına sahipken, kadınlar için bu oran yüzde 79 oluyor. Galler’e ait istatistikler de benzer bir eğilim sergiliyor.
İstatistik Ofisi’nin (ONS) diğer verileri, en yoksul bölgelerdeki kişilerin hayatlarının en zengin bölgelerdekilere kıyasla ortalama olarak on yıla kadar daha kısa olabileceğini göstermekte. İngiltere’nin en yoksul bölgelerinde yaşam süresi beklentisi –başka hiçbir faktör dikkate alınmadan hesaplanan yaşam beklentisi– erkekler için 73,2 yıl, kadınlar için ise 78,3 yıl. Buna karşılık, en zengin bölgelerde bu rakamlar sırasıyla 83,6 ve 86,4’e çıkıyor.
Yoksul ailelerin evlerinin genelikle diyabet, artrit veya solunum yolu hastalıkları gibi kronik rahatsızlıkları olan kişilerle dolu olması tesadüfi olmasa gerek. En başta, her yerde nem ve küfün görüldüğü kötü konut koşulları insanların yaşam kalitesinin bozulmasının en büyük nedenlerinden. Yine aynı konutlarda yetersiz ısıtma ve havalandırma sistemlerinin varolması ise bir başka neden. Bu gibi durumlar birçok sağlık sorununu daha da kötüleştirirken, astım ve mantar enfeksiyonları gibi yeni sorunlara da yol açmakta.
Yaşadıkları yerlerde merdivenleri zar zor çıkabilen insanlar var ve bunun getirdiği zorluklar genellikle insanların dışarı çıkmalarını engelliyor. Özellikle dar ve kalabalık konutlarda sınırlı alanda yapılan hareketler en çok yoksulları etkiliyor.
Yine emeklilik yaşının yükselmesi nedeniyle, özellikle kadınlar ve fiziksel olarak ağır işlerde çalışmış olanlar olmak üzere, çalışan pek çok kişi daha da zor koşullarda yaşamak zorunda kalmakta. Gelir yetersizliği nedeniyle yarı zamanlı çalışmayı göze alamayan emeklilerin önemli bir kesimi, çocuk bakım masraflarının çok yüksek olması nedeniyle torunlarına da bakmak zorunda kalıyor.
Kapitalizm bir sömürü sistemi olarak insanların yaşam koşullarını iyileştirmek yerine, daha fazla kâr amacıyla daha fazla insanın kötü koşullarda çalışmak ve barınmak zorunda kalmalarını sağlıyor. Bu da kuşkusuz yaşam kalitesi ve süresi arasındaki büyük eşitsizliğin ortaya çıkmasının esas nedenini oluşturuyor.
Her ne kadar daha fazla kötü çalışma ve yaşam koşullarına mahkûm edilmek işçi ve emekçilerin daha fazla sistem sorgulamalarına yol açsa da, mücadelenin gelişmediği oranda yaşamda ve siyasette uzaklaşma hissi daha belirgin oluyor. Yine de her gün artan oranda insanlar kamu sektörünün, yani devletin kendileri için değil, bir avuç zengin için var olduğunun farkına varırken, yeni faşist hareketlerin bu duyguları sömüren söylemleri, işçi ve emekçilerin ayırdında olması gereken bir başka tehlikeye işaret ediyor.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 23 Nisan 2026 tarihli Avrupa Gündemi köşesi











