Tüm batı emperyalistleriyle birlikte bölgedeki başta sömürgeci faşist Türk devleti, siyonist İsrail olmak üzere tüm gerici ve işbirlikçi Arap rejimlerinin desteğiyle Suriye’de iktidara taşınan HTŞ çeteleri insanlık dışı uygulamalarına devam ediyor. İktidara taşındıkları ilk günden itibaren kırılgan yapısını güçlendirmeye çalışan HTŞ, bunu aynı zamanda geniş çaplı katliamlar gerçekleştirerek hayata geçirmeye çalıştı.
Devrik Esad rejimi destekçisi olduğu iddiasıyla binlerce Alevi ülkenin batı kentlerinde katliamdan geçirilirken, güneyde bulunan Dürzi halkları da aynı saldırganlıkla karşı karşıya geldi. Bu süreçte HTŞ iktidarını kabul etmeyen, muhalif eğitimciler, akademisyenler, bilim insanları ve gazeteciler özel olarak hedefe kondu. Ağzını açan katledildi, kimisi tutuklanarak demir parmaklılar arkasına konuldu.
Özellikle sömürgeci faşist Türk devletinin yoğun desteği ve yönlendirmesiyle Rojava Devrimi ve bu devrime sahip çıkan başta Kürtler ve Araplar olmak üzere, Kuzeydoğu Suriye’de yaşayan tüm halklar da HTŞ ve faşist Türk devletine direk bağlı SMO gibi politik İslamcı çeteler tarafından sürekli olarak saldırı altında tutuldu.
18 Ocak’tan beri yaşamlarından haber alınamayanlar arasında yer alan Özgür TV programcısı ve muhabiri Ahmet Polad ve gazeteci Eva Maria Michelmann’ın akıbetlerinin kamuoyuna yansıması sonrası ailesi ve yoldaşlarının yoğun çaba ve uğraşları sonucu, kendileriyle birlikte kaçırılan ve HTŞ hapishanelerinde tutulmuş ve sonradan bırakılmış tanıklıklarla beraber HTŞ’nin elinde oldukları kesinleşmiş durumda. Her iki gazetecinin sistematik izolasyona ve ağır işkencelere maruz bırakılmış olmaları ise, tüm kanıtlara rağmen hâlâ ellerinde olduklarının HTŞ çetelerince kabul edilmemiş olması nedeniyle kuşku götürmez bir gerçek.
Geçtiğimiz hafta içerisinde her iki gazetecinin son durumlarına ilişkin Michelmann’ın avukatı, ailesi ve People’s Bridge temsilcisinin katıldığı basın toplantısında belirtildiği gibi, gazetecilerin akıbetinden HTŞ çeteleri ve bu çetelere açık destek sunan tüm emperyalist ve gerici devletler sorumludur. “Elimizde yok”, “bilgimiz yok” gibi cevaplar, konuya duyarlı insanları yatıştırıcı “ilgileniyoruz” gibi geçiştirici açıklamalar tüm gerici, antidemokratik uygulamalarla malul rejimlerde olduğu gibi, emperyalist ülkelerdeki burjuva politikacıların da tipik suçluluk halinin tezahürüdür.
Ancak, ister her iki gazetecinin her türlü akıbeti hakkında aileleri, çalıştıkları kurumları ve konuya duyarlı tüm kesimleri acilen bilgilendirmek, vakit kaybetmeksizin serbest kalmaları HTŞ çeteleri ve bölge gerici devletlerinin olduğu kadar, aynı çetelere her türlü siyasi, askeri ve ekonomik desteği vermekten çekinmemiş başta Almanya olmak üzere tüm emperyalist devletlerin sorumluluğundadır.
Bütün geçmiş deneyimlerin ortaya koyduğu bir gerçek olarak ancak koparıp alma kararlılığıyla bezenmiş, süreklileşen ve genişleyen bir çalışma gazeteci arkadaşlarımızın tutukluluklarının kabul edilmesiyle birlikte, özgürlüklerine kavuşmalarını sağlamanın yegane yoludur. Nasıl ki yaklaşık iki aydır yoğun bir şekilde süren çalışmalarla gazetecilerin hapishanelerde tutuldukları bilgisine ulaşıldıysa, özgürlüklerine kavuşmaları da daha öncesinde gerek Hasan Ocak gerekse Gökhan Güneş kampanyalarının gösterdiği yoldan ilerleyerek elde edilebilir.
Eva ve Ahmet’i HTŞ çetelerinin elinden söküp almak için daha yüksek tempo ve kararlılıkla “Ahmet ve Eva’ya Özgürlük” şiarını Avrupa’da da yaşamın her alanına yayalım.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 1 Mayıs 2026 tarihli Perspektif köşesi











