Türkiye Cumhuriyet tarihinin en zalim katliamlarından biri olan Dersim Tertelesi neredeyse bir asra dayanan sessizlikten ve baskı politikalarından mücadelenin bir kazanımı olarak sıyrılabildi.
Resmi tarih uzun yıllar boyunca bu devlet katliamını “isyan bastırma” olarak sunmuş; ancak açığa çıkan tanıklıklar ve arşiv belgeleri bunun kitlesel katliam, zorunlu sürgün ve sistematik toplumsal yıkım içerdiğini göstermiştir. Ayrıca Kürt halkına dayatılan zulüm politikalarının toplumsal belleğimizdeki yeri, birden fazla soykırımcı katliamın olduğunu doğrularken, bir kez daha katliam günleri ile özdeşleşmiş ‘Xo vira meke’ sözünü anımsatıyor.
Soykırım niteliğindeki bu devlet operasyonu planlı bir yeniden yapılandırma ve tasfiye projesi olarak devreye konulmuştur. Farklı etnik, dinsel ve bölgesel kimliklerin merkezileştirilmiş Türk-Sünni ulusal kimliğe tabi kılınması hedeflenmiştir. Dersim, Kürt/Alevi kimliği, coğrafi özerkliği ve merkezi otoriteye tarihsel mesafesi nedeniyle bu projenin önündeki “istisnai alan” olarak kodlandı.
1935 tarihli Tunceli Kanunu ile bölge özel askeri-idari rejime tabi tutularak adı değiştirildi, olağan hukuk askıya alındı ve geniş askeri yetkiler tanınarak tasfiye planı işletildi. Bu süreçte ölüm mangaları insanlık tarihinin en vahşi yok etme biçimlerini sergilemişlerdi. Yapılan sözlü tarih çalışmalarına göre Dersim’de 63 katliam mekanı tespit edilmiştir. 1937-38 yıllarında, yediden yetmişe tüm Dersim halkına yapılan operasyonlar sonucu on binlerce insan katledildi. Binlercesi topraklarından kopartılarak zorla sürgüne gönderildi. Binlerce Dersimli çocuk evlatlık olarak verilerek ailelerinden, köklerinden koparıldı.
Dün olduğu gibi bugün de halkların iradesi ve kendi kaderini tayin etme hakkı, sömürgeci saldırılarla bertaraf edilerek, emperyalist savaş hazırlıkları, militaristleşmeyle sürüyor. Bu konjonktürün bir parçası olarak Erdoğan şefliğindeki faşist sömürgecilik Kürt sorununu faşist devlet sistemi içinde yönetilebilir kılmak ve bireysel haklar temelinde kısmi tavizlerle “çözmek” istiyor. Kürt halkının özlemi ve isteği ulusal demokratik talepleri için yasal mücadele alanının güvencelenmesidir.
Bu durum adil ve demokratik bir barış anlaşması ile, devletin ulusal inkara son vermesini ve Kürt ulusal varlığını tanımasını, anayasal ve yasal dönüşümler yaparak anadilde eğitim hakkı ve soykırım katliamları ile yüzleşmek, adaletin tesis edilmesi başta gelmek üzere belirli ulusal demokratik hakların tanınmasını gerektirir.
Kürt halkını sayısız kez katliamlar yoluyla tahakkümü altına almayı bir devlet politikası haline getirmiş olan faşist Türk sömürgeciliği, Kürt halkının küllerinden yeniden doğan direnişçi mücadelesi ile karşılanmıştır.
Bugün Türkiye işçi sınıfı ve ezilenleri, özgürlük ve adalet taleplerini kanla boğan, Türk egemen sınıflarının karşısında ezilen, yok sayılan, ulusal demokratik haklarını talep ettiği için katliamlardan geçirilen Kürt halkıyla aynı safta olmalıdır. Bu hem Türk halk onurunu yüksekte tutmanın, hem de özgürlüğe, insani ve onurlu bir yaşama ulaşmanın biricik yoludur.
Bugün Avrupa’da yaşayan Kürdistanlı ve Türkiyeli göçmen işçi ve emekçilerin Kürt halkının kolektif demokratik haklarının tanınması ve anayasal güvenceye alınmasının bir parçası olan katliamlarla yüzleşme mücadelesi ertelenemez bir görevi bulunmaktadır. Kürt halkının ulusal demokratik haklarının sağlanmasının yegane koşulu da mücadele edilerek sağlanacaktır. Sömürgeci Türk devletinin Kürt halkına karşı işlediği suçlar, soykırımcı katliamlar aydınlatılmadan, yüzleşme sağlanmadan, savaş suçluları yargılanmadan gerçek adalet sağlanamaz.
Dersim Tertelesi’nden Roboski’ye ve özyönetim direnişinde işlenen suçlara varıncaya dek katliamların hesabı yarına kalmadan mücadele sürecektir. Bu amaçla Kürdistanlı ve Türkiyeli işçi ve emekçileri, enternasyonalist devrimcileri Kürt halkının ve mücadelesinin yanında olmaya çağırıyoruz.
Dersim Tertelesine ve tüm katliamlara gerçek adalet sağlansın!
Kürt halkının ulusal demokratik hakları tanınsın!
Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AVEG-KON)











