2026 1 Mayıs’ı dönemin özgün taleplerinin öne çıktığı bir tablo ile geride kaldı. Avrupa’nın metropol kentleri olan Paris, Berlin ve Londra başta olmak üzere pekçok kentte yaygın ve kitlesel 1 Mayıs eylemleri gerçekleştirildi. Krizin faturasının kabardığı, ekonomik-sosyal yıkımın derinleştiği, siyasi baskı ve zorbalığın dizginlerinden boşaldığı bir dönemde işçiler, emekçiler, gençler, kadınlar, LGBTİ+’lar ve toplumun farklı kesimleri yakıcı talepleri ve özlemleriyle 1 Mayıs eylemlerinde yerlerini aldılar.
Paris’ten Madrid’e, Berlin’den Atina’ya dek tüm meydanlar; sermaye düzeninin krizine, emperyalist savaş politikalarına ve yoksullaştırma saldırılarına karşı yükselen sınıf öfkesinin ifadesi oldu.
Avrupa burjuvazisi yıllardır kendi krizinin faturasını emekçilere kesiyor. Enflasyon, ücret gaspları, emeklilik haklarının budanması, taşeronlaştırma, güvencesizlik ve sosyal hakların tasfiyesi artık kıtanın tamamında egemen sınıfların ortak programı haline gelmiş durumda. Buna paralel olarak savaş bütçeleri büyütülüyor, savaş militarizmi tırmandırılıyor, NATO eksenli saldırganlık siyaseti emekçilere “ulusal güvenlik” adı altında pazarlanıyor.
Fransa’da aylardır özellikle ulaşım ve eğitim sektöründe lokal grev hareketleri ile biriken toplumsal öfke, yeniden sokaklara taştı. Emeklilik gaspına, düşük ücretlere ve polis terörüne karşı on binler alanlara çıktı. Yunanistan’da grevler fiili bir genel direniş havası yarattı, ulaşım, kamu hizmetleri ve deniz taşımacılığı büyük ölçüde durdu; binlerce işçi yüksek ücret, toplu sözleşme hakkı ve sosyal devlet uygulamalarının güçlendirilmesi talepleriyle alanlara çıktı. Almanya’da sanayi merkezlerinde ücret ve iş güvencesi talepleri yükseldi. İspanya’da genç işçiler ve işsizler güvencesizliğe karşı kitlesel katılım gösterdi.
Fakat öne çıkan en temel talep dünyanın tüm 1 Mayıs meydanlarında ağız birliğiyle emperyalist savaş saldırganlığına karşı yükseltildi. Bu tablo tesadüfi olmadığı gibi, kapitalizmin girdiği krizin faturasının kabardığı, sömürünün katmerleştiği, yaşam koşullarının alabildiğine zorlaştığı; tüm bunlara karşı alttan alta öfkenin mayalandığını da gösterdi.
1 Mayıs eylemlerinin en belirgin özelliği, ekonomik talepler ile antiemperyalist ve savaş karşıtı taleplerin iç içe geçmiş olmasıdır. Avrupa işçi sınıfı ve emekçiler, enerji krizinin, enflasyonun ve kemer sıkma politikalarının bedelini ödemeyi reddettiğini açık biçimde ilan etti.
Özellikle merkezi eylem alanlarında üniversite gençliği, gençlik hareketinin merkezi konumunda olan kentlerde “Emperyalist savaşa karşı, savaş” sloganı ile kitlesel ve coşkulu bir şekilde 1 Mayıs alanlarına indi.
Ancak meydanlarda görülen bir diğer olgu ise bu öfkenin gerçek bir toplumsal devinim gücüne dönüşebilmesinin önündeki sendika bürokrasisi engelidir. Aşılması gereken temel bir engel olarak reformist sendikal ve sınıf uzlaşmacı çizginin sınıf hareketi üzerindeki frenleyici etkisinin küçümsenmemesi gerektiğini bir kez daha vurgulamalıyız. Bugün bu çizgi, işçi-emekçi hareketini düzen sınırları içinde tutmanın aracına dönüşmüştür.
Bu yıl 1 Mayıs tüm dünyada salt kapitalist sömürüye, emperyalist küreselleşmeye ve 3. dünya savaşı hazırlıklarına karşı bir mücadele günü olarak değil, ırkçılığa faşizme karşı mücadele günü olarak da enternasyonal bir nitelik taşıdı.
Şimdi gençliğin 2. dünya savaşının antifaşist zaferle sonuçlandığının ilan edildiği 8 Mayıs gününe atfen, emperyalist soygun savaşlarına, Batı Avrupa’da yeniden gündemleştirilen zorunlu askerliğe karşı Avrupa çapında örgütlenen “öğrenci grevi” ile dayanışmak 1 Mayıs’tan ilerisine yol göstermek anlamını taşıyor. Bu antifaşist mücadele gününü eylemli bir tarzda dünyanın dört bir yanına yaymak, faşizme, emperyalist soygun savaşlarına, 3. emperyalist paylaşım savaşı hazırlıklarına karşı, öğrenci grevi/boykotu ve sokak gösterileri örgütlemek devrimci ve antifaşist gençliğin olduğu kadar tüm mücadele güçlerinin güncel görevidir.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 8 Mayıs 2026 tarihli Perspektif köşesi











