Avrupa’da 8 Mayıs Zafer Günü bu yıl yalnızca Nazi faşizminin yenilgisinin yıldönümü olarak değil, aynı zamanda yükselen militarizme, zorunlu askerliğe ve emperyalist savaş politikalarına karşı kitlesel bir mücadele günü olarak geçti. Avrupa’nın birçok kentinde gençlik ve kadın örgütleri “Savaşa Karşı Savaş – Askere Gitmiyoruz” şiarıyla uluslararası gençlik grevleri, okul boykotları ve sokak eylemleri örgütledi. İtalya’dan Fransa’ya, Almanya’dan İstanbul’a uzanan eylemlerde özellikle genç kadınların ve LGBTİ+’ların taşıdığı politik irade öne çıktı.
Berlin, Paris, Milano, Viyana ve İstanbul’da binlerce genç; savaş politikalarına, artan askeri bütçelere ve zorunlu askerlik uygulamalarına karşı sokaklara çıktı. Almanya’da öğrenciler ders boykotları düzenlerken, birçok kentte genç kadınlar, “Kadınlar Savaşa Karşı” kortejleri oluşturdu. Eylemlerde militarizmin yalnızca savaş alanlarında değil, gündelik yaşamda da erkek egemen şiddeti büyüten bir sistem olduğu vurgulandı.
Genç kadınlar özellikle okullardaki cinsiyetçi uygulamalara karşı da sokaklara çıktı. Eğitim kurumlarının genç erkekleri asker olmaya hazırlayan disiplin mekanizmalarına dönüştürüldüğünü, kadınların ise itaat eden, bakım emeği veren ve savaş düzenini ayakta tutan roller içine sıkıştırıldığını ifade ettiler. Almanya’daki öğrenci grevlerinde kadın öğrenciler, militarist propagandanın okullarda giderek yaygınlaştırılmasına, ordunun gençlik üzerinde yürüttüğü çalışmalara ve kız öğrencilerin “anne” ve “destekleyici” toplumsal rollerle sınırlandırılmasına karşı sloganlar attı. “Bedenimiz de geleceğimiz de savaş için değil” diyen genç kadınlar, eğitimin militarizmin değil özgürlüğün alanı olması gerektiğini savundu.
Eylemlerde genç kadınlar, savaşın kadınlar açısından yalnızca bombalar ve cephelerden ibaret olmadığını; yoksulluk, güvencesizlik, görünmeyen emek sömürüsü ve cinsel şiddet anlamına geldiğini dile getirdi. Yapılan konuşmalarda savaş dönemlerinde kadın cinayetlerinin arttığına, devlet şiddetinin derinleştiğine ve LGBTİ+’ların hedef haline getirildiğine dikkat çekildi. Militarizmin erkek-devlet şiddetini büyüttüğü, toplumun her alanında baskıyı artırdığı ve kadın bedenini kontrol altına almaya çalıştığı ifade edildi.
Eylemlerde Filistin, Sudan, İran ve Kürdistan’daki kadınların direnişi sık sık selamlandı. Kadın örgütleri, savaş bölgelerinde tecavüzün ve cinsel şiddetin sistematik bir savaş silahı olarak kullanılmasına karşı sessiz kalmayacaklarını dile getirdi. Gazze’deki saldırılar, Ortadoğu’daki emperyalist müdahaleler ve bölgesel savaş politikalarının halkları daha büyük bir yıkıma sürüklediği belirtilirken, kadınların hem bu savaşların hedefi hem de direnişin önemli bir parçası olduğu vurgulandı.
Konuşmalarda genç kadınlar, emperyalist devletlerin kendilerine biçtiği role açıkça itiraz etti. Kadınların “asker doğuran” ya da ücretsiz bakım emeğiyle savaş ekonomisini ayakta tutan bir konumda görülmesine karşı çıkıldı. Avrupa’da zorunlu askerliğin kadınları da kapsayacak şekilde genişletilmesine yönelik girişimlere karşı mücadele çağrısı yapıldı. Kadınlar, eşitlik adı altında savaşa dahil edilmek değil; savaşsız, sömürüsüz ve özgür bir yaşam talep ettiklerini haykırdı.
“Savaşa karşı savaş”, “Kadınlar savaşa karşı”, “Bir daha asla faşizm”, “Askere gitmiyoruz” sloganları Avrupa’nın birçok kentinde ortak şekilde yankılandı. Genç kadınlar ve LGBTİ+’lar, hiçbir emperyalist gücün ezilen halklara özgürlük getirmeyeceğini; gerçek kurtuluşun kadınların, işçilerin, gençlerin ve ezilen halkların ortak mücadelesiyle mümkün olacağını ifade etti. 8 Mayıs eylemleri bu yıl yalnızca geçmişte faşizme karşı kazanılmış bir zaferin anılması değil, aynı zamanda bugünün savaş politikalarına karşı büyüyen enternasyonalist kadın direnişinin güçlü bir ilanı oldu.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 15 Mayıs 2026 2024 tarihli Sosyalist Kadın köşesi











