Faşist rejimlerin iktidarı ele geçirdiği veya hüküm sürdüğü dünyanın tüm coğrafik kesitlerinde neredeyse benzer zulüm politikalarını görürüz. Birbirlerinden devşirdikleri bu uygulamalar esasen bir faşist rejim geleneğidir. Latin Amerika’dan Türkiye ve Kürdistan’a, Hindistan’dan Meksika’ya aynı amaçlı uygulamalara karşı mücadeleleri görmekte bir madalyonun diğer parçasıdır. Yani nerede bir zulüm varsa yeşeren mücadelede umudun bir parçasıdır.
Gözaltında veya kaçırılarak kaybetme politikasını hayata geçiren faşist rejimlere karşı mücadele politik mücadele güçlerinin gündemini teşkil etmeye devam ediyor. Başta faşist ve gerici rejimler olmak üzere, “burjuva demokrasisi”nin olduğu ülkelerde de uygulanan gözaltında kaybetme saldırısı, 20. yüzyıl boyunca başta komünistler, devrimciler olmak üzere toplumsal muhalefete karşı vahşice uygulandı ve hâlâ birçok ülkede uygulanmaya devam etmektedir.
Bugün bakımından Suriye’de HTŞ çetelerine emperyalist-siyonist blokun eliyle devredilen yönetimin hemen ilk aşamalarında kaçırılan binlerce Kürt, Alevi ve Dürziden söz etmek abartı olmayacaktır. Esir takasları ile gündemleşen kaçırılmış ve akıbetleri bilinmeyen bu insanların büyük bir kısmı hâlâ HTŞ çetelerinin esir kamplarında veya hapishanelerinde tutulmaktadır.
Eva Maria Michelmann ve Ahmet Polad 18 Ocak tarihinden bu yana çeteler tarafından kaçırılan iki gazetecidir. Avrupa’da kurulan Eva ve Ahmet nerede İnisiyatifi tarafından yürütülen önemli mücadeleler sonucunda hayatta ve Halep hapishanesinde oldukları Suriye resmi makamlarınca kabul edilmek zorunda kaldı. İnisiyatif “Eva ve Ahmet’e Özgürlük İnisiyatifi” adını alarak şimdi onların özgürlüklerine kavuşmaları için mücadele ediyor. Fakat örülen bu mücadelenin öncülerinin önemli bir deneyimi arkalayarak yola çıktığını belirtmek abartı olmayacaktır. Örgütlenen bu önemli çalışmaların her iki gazetecinin bulunmaları ve bir kaybetme girişiminin bertaraf edilmesi bakımından hayati bir değeri olduğunu belirtmeliyiz.
17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’nın öngünlerindeyiz. Faşizmin aramızdan çekip aldığı kayıplarımızın akıbetini sormaya devam etmek, sorumlulardan hesap sormak, kayıplarımızın anılarına bağlılığın gereğidir.
Bir devlet terörü olan gözaltında kaybetme saldırısına karşı mücadelenin de köklü bir tarihi vardır. Kayıp yakınlarının ve politik güçlerin gözaltında kayıpları geri isteme mücadelesi, Arjantin’de Plaza de Mayo Anneleri ve Türkiye’de Cumartesi Anneleri örneklerinde olduğu gibi, birçok ülkede önemli örgütlenmeler ve mücadeleler ortaya çıkarmıştır. Türkiye ve Kürdistan’da gözaltında kayıplar mücadelesinin yaratılmasında komünistlerin büyük emekleri vardır. Cumartesi Anneleri mevziisinin yaratılması ve kayıp yakınlarının Kürdistan’da sürdürdüğü ısrarlı mücadelenin temelleri, Hüseyin Toraman yoldaş için yürütülen mücadeleden de ilham alarak, 21 Mart 1995’de gözaltında kaybedilen Hasan Ocak yoldaşın bulunması için yürütülen mücadelenin ortaya çıkardığı sonuçtur.
Bundandır ki, 17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplarla Mücadele Haftası‘nda gözaltında kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması ve sorumlulardan hesap sorulması için her alanda mücadeleyi yükseltme görevi ile karşı karşıyayız.
Gözaltında Kayıplar Haftası boyunca kayıplarımızın hesabını sormak için sokağa çıkmak, oturma eylemlerinden sergilere, yürüyüşlerden mitinglere, film gösterimlerinden TV programlarına kadar, yapılabilecek birçok faaliyet bizi bekliyor. Gözaltında kaybettiklerimizi asla unutmayacağımızı Eva ve Ahmet’i özgürleştirme eylemimizi büyüterek gösterelim.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 15 Mayıs 2026 tarihli Perspektif köşesi











