71 devrimci kopuşu ve atılımı tekrar edilemez. O, burjuva devlete cepheden savaş açmak ve hangi sözsel (“teorik”) eksiklik ve yetersizlikleri taşırsa taşısın bu yolla pratikte burjuva ideolojiden kopuşmak gibi çok özel bir tarihsel işlevi yerine getirdi. Feda ruhu ve devrimci yoldaşlıkta da “ilk kurşun” niteliğine sahip olan ’71 devrimci atılımı, devrimci irade bahsinde de hala kılavuzdur. Onu geliştirmek, aşmak veya gerisine ve dışına düşmek dışında bir seçenek bulunmuyor.
Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve 13 komünistin sürmekte olan savaşa katılmak ve devrimci sosyalist bir seçenek oluşturmak hedefiyle giriştikleri dönüş hamlesinin ilk etabında katledilmeleri, kuruluşundan kısa süre sonra TKP’yi siyasi irade kırılmasıyla karşı karşıya bıraktı.
TKP, Şefik Hüsnü’nün önderlik ettiği dönemde, tüm inatçı, fedakar duruşuna karşın, burjuva devrimini tamamlamayı havale ettiği Kemalist diktatörlüğün “sosyalist muhalefeti” olmayı, devrimi değil, kitle gövdesi örgütlemeyi, tüm varoluşunu bu temelde şekillendirmeyi yol eyledi. Bu zeminde işçi kitle örgütlerindeki etkisini iktisadi mücadeleyle sınırladığı gibi; dönemin koşulları altında özel öneme sahip olan yoksul ve emekçi köylülüğün demokratik istemleriyle ve Kürt ulusal demokratik talepleriyle devrimci bağlar kurma imkan ve görevi karşısında da seyirci ve sosyal-şoven bir pratik sergiledi. Buna karşın yasallığı kabul görmediği için zorunlu olarak yasadışı, illegal parti formunu sürdürdü.
1960’lı yıllarda modern revizyonist kampa dahil olan Şefik Hüsnü sonrası TKP, ’71 devrimci atılımı yaklaşırken “barışçıl yoldan devrim” tezlerinin savunucusu, reformizmin ve parlamentarizmin en sıkı destekçisiydi. Nitekim ’73 sonrasında, “yasallık” ve CHP’nin de içinde yer alacağı “ulusal demokratik cephe” onun temel politik hedefleri olarak öne çıkacaktı.
TİP, gerek Behice Boran gibi TKP’li kadrolar, gerek Aybar gibi aristokratik aydınlar aracılığıyla yasalcılığın, reformizmin ve parlamentarizmin temsilciliğini yapıyordu.
Niteliksel gücün tutsak düştüğü 1951 darbesi, TKP’nin Mihri Belli gibi yeni kuşak önder kadrolarının yasadışı, gizli örgüt iradesini de kırmıştı. 60’lı yıllarda TKP’den atıldıktan sonra politik çalışmalarını sürdüren Mihri Belli ve arkadaşları bir daha yasa dışı, gizli örgüte dayalı bir politik mücadeleye yönelmediler.
Hikmet Kıvılcımlı yasadışı, gizli örgüt ve mücadele biçimleri konusundaki kararını çok uzun yıllar önce vermişti.
Siyasi ve toplumsal koşullar ’71 devrimci atılımını mayaladığında, çok uzun yıllardır TKP dışında oluşturdukları dernek ve dergi çevresi formundaki gruplara liderlik eden ve TİP içinde muhalefet örgütleyen Mihri Belli de Hikmet Kıvılcımlı da bu devrimci göreve ilgi göstermediler.
Mihri Belli’nin, Mahir’in bir devrim partisi, bir devrim örgütü kurma, mücadelenin politik askeri biçimlerini savaşıma dahil etme arayışına, yasal parti hedefli bir “proleter devrimciler kurultayı”ndan öteye geçen cevabı olmadı.
Hikmet Kıvılcımlı ise Ocak 1971’de arkadaşlarıyla birlikte hastanede kendisini ziyarete gelip, görüş alışverişinde bulunan Mahir’le yaptığı görüşmeden sonra, 2 Şubat 1971 tarihli Sosyalist gazetesinin başyazısında şöyle yazıyordu: “Halkı o işsizlik ve pahalılık cehenneminde aydınlatacak bilinçli örgütlenme günün biricik problemi. Herif durmuyor, dinlenmiyor, iktidar canavarına birkaç yüz gencin daha sıcak kanını içirme fırsatını ve keyfini vermek istercesine, horoz dövüşü çapında ve yazıyla, çiziyle ‘silahlı savaş devrimciliği’ kışkırtmalarını aklınca ‘teori’leştiriyor. Silah sözcüğünün salavatla ağıza alınacağını, onu da ancak ehil olanın, yerinde alabileceğini pratikçe kavramıyor.”
Genç devrimci önderler, bu koşullarda, yasal, parlamantarist, reformist zihniyet ve pratikten, sermaye ordusunun bazı kesimlerinden devrim beklentilerine dayalı teori ve görüşlerden kopuşmak, kendilerine yol açmak dışında bir seçenek bulunmadığını gördüler ve harekete geçtiler.
Bir daha yinelenemeyecek olan o “ilk kurşun” gerçeği; en ağır bedeller pahasına başarılan, sonraki bütün dönemi etkileyen kopuş ve atılım pratiğinin öyküsü veya gerçekleri biliniyor.
’73 SONRASI DÖNEMDE ’71 DEVRİMCİ ÇIKIŞIYLA İLİŞKİLENİŞİN KİMİ SORUNLARI
İşçi sınıfının, yoksul, emekçi köylülüğün ağırlığını duyurduğu, fakat asıl olarak gençliğin önderlik ettiği ‘68-71 yükselişine faşist askeri darbeyle, yarı-askeri faşist diktatörlükle cevap veren burjuvazinin, THKP-C, THKO ve TKP/ML önderlerini katledip örgütsel iskeleti oluşturan militanları tutsak etmesi bizzat hareketin içindeki kadroların önemli bir bölümünün “mücadelenin politik askeri biçimlerini savaşıma dahil etme” kararlılıklarını sarstı. Düşünsel olarak geriye savrulmalarına yol açtı. Bu yaklaşım Marksizm ve Leninizm’in kitabi kavranışıyla birleşince özeleştirel tutumlardan ’71 devrimci atılımını aşacak veya hiç değilse onu bazı bakımlardan ileriye taşıyacak bir perspektif çıkmadı. Strateji yoksunluğu, söz-eylem uyumundaki ağır sürtünmeler duruma damgasını vurdu.
THKP-C, THKO ve TKP/ML saflarından çıkan eleştirici grupların örneğin “yaşasın halk savaşı” sloganıyla var oldukları dönemle, bu sloganı literatürlerinden çıkardıkları dönem arasında örgüt ve mücadele biçimleri bakımından anlamlı hiçbir fark bulunmaması bu gerçeğin göz önündeki ifadelerinden biriydi. Sonraki yıllarda Dev-Yol adını alacak olan, Mahir’in tezlerinin ve eyleminin en tam savunucusu olduğu iddiasındaki grubun, o tezlerde ve eylemlerde özsel bir nitelik taşıyan “silahlı propaganda”, “öncü savaş”; “suni denge”nin bu araçlarla “bozulması” konusunu pratikte rafa kaldırması, yasadışı gizli parti anlayışından geriye savruluşu; İbrahim’in görüş ve çizgisinin eksiksiz, mutlak savunucusu olmak iddiasıyla “Koordinasyon Komitesi”yle kopuşup ayrı bir grup olarak örgütlenen TKP/ML’nin faşist 12 Eylül cuntasına değin bir kır gerilla gücü oluşturmaya, halk savaşına pratik ilgisizliği sorunun bir başka görünümüydü.
80’li ve 90’lı yıllarda tüm bu konularda değişik parti ve grupların bakış açısında, zihniyetinde, pratiğinde, olumlu ve olumsuz farklılaşmaların oluştuğu biliniyor.
’71 DEVRİMCİ KOPUŞU VE ATILIMI BUGÜNE NE SÖYLÜYOR
’71 devrimci kopuşu ve atılımı tekrar edilemez. O, burjuva devlete cepheden savaş açmak ve hangi sözsel (“teorik”) eksiklik ve yetersizlikleri taşırsa taşısın bu yolla pratikte burjuva ideolojiden kopuşmak gibi çok özel bir tarihsel işlevi yerine getirdi. Feda ruhu ve devrimci yoldaşlıkta da “ilk kurşun” niteliğine sahip olan ’71 devrimci atılımı, devrimci irade bahsinde de hala kılavuzdur.
Onu geliştirmek, aşmak veya gerisine ve dışına düşmek dışında bir seçenek bulunmuyor. O nedenle çapı, içinde yer alan örgütlü güçler ve kitle desteği yönünden kendisini kıyas götürmez ölçüde aşan 74-80 dönemi gerçeğine karşın, ’71 kopuşu ve devrimci atılımı, başta önderleri olmak üzere ölümsüzleri şahsında hala “referans” kaynağıdır.
’71 devrimci atılımının önderleri arasında ideolojik politik kavrayış ve üretkenlik bakımından doğal olarak farklılıklar vardır. Bunların bir kısmı burjuva ideolojiden kopuş ölçüsünden, bir kısmı sosyo-ekonomik yapının doğru kavranışı, devrimimizin özgün yönlerini arayış bakımından özel bir değere de sahiptir. İbrahim Kaypakkaya’nın Kürt ulusal gerçeği, kaderini tayin hakkı ve Ermeni Soykırımı’nı hiçbir uzlaşmaya izin vermeyecek biçimde ele alışı ve eylemiyle sözlerini yükseğe kaldırması, Kemalizm’in işçilere ve köylülere karşı geliştirilen bir ideoloji ve pratik olduğunu berrak biçimde vurgulaması; Mahir Çayan’ın sosyo-ekonomik yapıya dair görüşleri, parti ufku ve silahlı mücadele biçimleri konusunda şablonculuktan sakınma yönelimi; THKO ve THKP-C’nin silahlı mücadelede buz kıran rolü oynayan öncü görüşleri kimi önemli özgünlüklerdir.
Konumuzla bağlı olarak soru şudur: Neden Kürt ulusal gerçeği, parçalanmış sömürge Kürdistan ve Ermeni Soykırımı konularında berrak, ufuk açıcı görüşlere ulaşmış, dava insanı olma vasfı tartışmasız ve ’71 sonbaharına değin yaşamını sürdüren Hikmet Kıvılcımlı’nın adı değil de İbrahim Kaypakkaya’nın adı bu konular etrafında daha yüksekte duruyor? Kıvılcımlı’nın, “Dev-Genç seminerleri”nde sorulan (başkaca zamanlarda da ısrarla sorulduğuna dikkat çektiği) bir soruyu yanıtlarken ifade ettiği, “Bu görüşleri gündemleştirmek için bedel ödemek gerekiyor” içeriğindeki sözleri buna bir açıklık getiriyor. Kaypakkaya “bedel ödeme” bahsinde Kıvılcımlı’nın geçmeyi yanlış bulduğu sınırları geçmiştir. İbo da, Deniz de, Mahir de sözlerine eylemleriyle can verdiler; sözlerini eylemleriyle geliştirip aştılar, sözlerini eylemleriyle özdeşleştirdiler. Hala birer sınır çizgisi olabilmelerinin hikmeti budur.
’71 devrimci kopuş ve atılımının önderlerinin Kürt ulusal sorunu dahil en önemli konularda ortaya koydukları görüşlerin teorik ve pratik bakımdan tamamlandığı, aşıldığı gözler önünde. O nedenle bugün dikkatlerin odaklanacağı konu o görüşleri dikkat merkezine çeken veya yükseklere kaldıran devrimci kopuş ve pratiktir. Çünkü bugün, emperyalist burjuvazinin ve işbirlikçilerinin dünya devrim ocaklarını söndürme saldırısı altındayız. Çünkü bugün egemenlerin faşist terörüyle kuşatılmış biçimde ideolojik-siyasi tasfiyecilik yayılıyor, derinleştiriliyor. Çünkü, bugün onlarca ayaklanma devrim hedefine eylemli tarzda bağlı, özgür örgütlenme ve özgür mücadele niteliklerine sahip, kitle çalışmasını devrimi örgütleme perspektifiyle yürüten devrimci öncülerden yoksunluk nedeniyle anlamlı politik değişimlere yol açmaksızın sönüp gidiyor.
Bugün, yasalcılığa, parlamentarizme ve reformizme karşı pratik, eylemli bir tavır geliştirmeksizin; özgür örgütlenme ve fiili meşru mücadeleden başlayarak özgür eylem yönünde açık bir çaba ve irade sergilemeksizin ’71 devrimci kopuş ve atılımının gerisine düşmeyi önleyemezsiniz. Kıvılcımlı’nın, ’71 kopuşu arifesindeki, “halkı işsizlik ve pahalılık cehenneminde aydınlatacak bilinçli örgütlenme günün biricik problemi” sözlerini kopuş ve atılım ihtiyacının önüne dikmesinde olduğu gibi, “gözaltısız, tutuklamasız, ağır bedeller ödemesiz” taktikleri, kitle çalışması için bunun zorunlu olduğu biçimindeki görüşleri özgür mücadele ve bedel ödeme zorunluluğunun, görevlerinin önüne barikat olarak dikerek “İboculuk”, “Mahircilik”, “Denizcilik” yapamazsınız. Ömrünüzün kolektif devrimci yaşamını misliyle aşan bölümünü bireysel yaşam temelinde veya bireysel yaşama endeksli ve kendinden ibaret bir yasal örgütlenme, yasal politik çalışma çerçevesinde yürürseniz Mahirlerin, Denizlerin, İboların yoldaşı olma hakkını ve onurunu yitirirsiniz.
’71 devrimci hareketinin ve önderlerinin katkılarını, niteliklerini vurgulamak doğaldır ve gereklidir. Fakat özsel bakımından bugün daha önemli, pratikte daha anlamlı olan; ’71 gerçeğine ve önderlerine doğru bir yaklaşım imkanı yaratan tutum onlardan öğrenmeye; öğrendiklerini eylemli kılmaya daha büyük bir dikkat göstermektir.
1-Mihri Belli aynı dönemde Deniz’i de ikna edememiş; Deniz Mihri Belli’yle değil Hüseyin İnan’la yoldaşlık yapmayı, THKO’nun kuruluşuna giden yolda yürümeyi tercih etmişti.
2-“Genç arkadaşlar, sizin yediğiniz kazıklardan, başınız üstüne çevrilen fırıldaklardan, çok çok bir kuşak daha eski olan bizler de aldık nasibimizi. Yüzlerce sayılıyorduk, geriye bir düzine ya kaldık ya kalmadık. Çoğunluk, doğru dürüst bir savaşçık olsun veremeden rezil demagogların ve kalpazanların elinde çarçur olup gitti. Baktık ki, gençlik hızı ile davranıp bataklığın üstüne yürümek bir şeyi çözmüyor, tam tersine hep biz kaybediyor, biz telefat veriyoruz: İşçi sınıfının düşüncesi ile davranmaktan başka çıkar yol olmadığını kavradık. Kavradık ama, çok geç. Ve bu bize pahalıya oturdu.” (Aktaran, Turhan Feyizoğlu, Mahir, 312)
3-Aktaran, Ahmet Kale, Kıvılcımlı Külliyatı, 292











