Son aylarda Avrupa’da özellikle kadınlara, trans bireylere, gençlere yönelik baskı ve şiddetin gözle görünür biçimde arttığını görüyor ve yaşıyoruz. Özellikle anti-faşist gösterilerde, filistin halkıyla dayanışma eylemlerinde bu yaşanıyor. Gerek sokaklarda polis ablukasında, gerekse gözaltı merkezlerinde çıplak aramadan sözlü-fiziksel tacize kadar, polisin uyguladığı cinsel şiddet yaşayanların ifadeleriyle doğrulanıyor.
Viyana’da gerçekleşen Eurovison Şarkı Yarışması’nda Siyonist İsrail Devleti’ni protesto eden 14 gencin şiddetle göz altına alınması ve sonrasında yaşadıkları, bunun en son örneği… Sadece 14 kişi olan bu kadın-erkek-trans gençleri gözaltına almak için 100’e yakın polis görevlendirildi. Gözaltı sırasında özellikle genç kadınlara ve trans bireylere hem sözlü hem fiziksel cinsel taciz ve şiddette bulunuldu. Gözaltında tutuldukları merkezde çıplak arama dayatıldı. Fiziksel ve cinsel şiddet uygulandı.
Özellikle mayıs ayı boyunca Avrupa’nın farklı kentlerinde polisin devrimci, anti-faşist, sosyalist kadın ve translara karşı daha acımasız ve cinsel şiddet dolu saldırılarının fark edilir ölçüde arttığını görüyoruz. Londra, Paris, Berlin, Stuttgart, Leibzig, Hannover, Viyana… Bu saldırıları yaşandığı şehirlerden bazıları… Geçmiş aylarda İsrail ve Türkiye hapishanelerinde Alman vatandaşı olduğu halde genç kadınların yaşadıkları cinsel şiddet hala hafızalarımızda…
Erkek egemen sistemin kolluk güçleri, işkencecileri, on yıllardır, devrimci ve sosyalist bireylere cinsel saldırı, taciz ve tecavüzü bir şiddet biçimi olarak uygularlar. Özellikle faşizmin hüküm sürdüğü coğrafyalarda bu sık yaşanan bir durumdur. Son yıllarda ise bu tablo değişiyor. Kendini insan hakları savunucusu, dünyaya adalet ve özgürlük getiren, modern eşitlikçi, düşünce özgürlüğünün vatanları olarak sunan batılı emperyalistler, sosyalist, devrimci, anti-faşist kadın ve translara karşı cinsel şiddet ve saldırılarını arttırmış durumdalar. Ve bunu sokakta, metroda, polis aracında yapmaktan çekinmiyorlar. Ayrıca her fırsatta trans dostu, cins özgürlükçü olduğunu, yasa ve yaşam olanaklarıyla onları savunduklarını söyleyen batılı emperyalistlerin ikiyüzlü saldırgan politikalarını, transfobik ve cinsiyetçi şiddetlerini, ayrımcı, onur kırıcı söylem ve davranışlarını sosyalist-devrimci translara karşı, eylemlerde sıklıkla görüyoruz.
Bu saldırıların amacı bizler için açık. Kadın özgürlük mücadelesinin ve sisteme baş kaldıran kadınların her dönem ve her coğrafyada ilk saldırılan ve sindirilmek istenen kesim olduğunu biliyoruz. İnanan ve gücüne güvenen kadınların neleri değiştirebileceğini, bu sistem bizden daha iyi biliyor. Bu yüzden acımasızca saldırıyor. Bu yüzden en yasal en basit hak arama eylemlerine, orantısız biçimde saldırıyor. Çünkü korkutmak, teslim almak, sindirmek, kendine olan inancını ve güvenini yok etmek istiyor. Ama nafile, başaramıyor. Yaşanan her saldırı sonrası kadınlar ve translar daha güçlü ve mücadelesine inanmış biçimde sokaklarda yerini alıyor. Tarih bunun tanığı.
Bugün biz kadınlara düşen erkek egemen kapitalist sistemin bu karanlık yüzünü, iki yüzlülüğünü haklara ve topluma daha çok teşhir etmek, haklı mücadelemize daha çok sahip çıkmak, birbirimize daha çok sahip çıkmak, dayanışmak ve kadınların ortak, birleşik mücadelesini örmek… Faşizm gerek tek tek kişi olarak üniformalı biçimde gerekse kurumlarıyla saldırıya geçmiş durumda. O zaman daha fazla direniş daha fazla örgütlülük. Başka yolu yok.
Yaşasın kadın mücadelesi, yaşasın kadın dayanışması!
Cinsel, transfobik, kadın düşmanı polis saldırılarına karşı ortak mücadeleye!
Sosyalist Kadınlar Birliği (SKB) Avrupa











