Mevcut durumda, faşist, inkarcı “terörsüz Türkiye” planına-programına karşı mücadeleyi yükseltmek, faşist sömürgeci yalanları, demagojileri en geniş kitleler önünde teşhir etmek, beklenti uyuşması ve tehlikeler konusunda uyarıcı olmak, yalnızca ulusal demokratik güçlerin değil, tüm devrimcilerin, antifaşistlerin, ilericilerin öncelikli görevidir.
“Terörsüz Türkiye”, “Barış ve demokratik toplum” hedefleri etrafındaki görüşme ve uzlaşmalarda durumun ne olduğu konusunda yapılan değişik açıklamalar gerçeği en hafif ifadeyle bulanıklaştırıyor. Başta Kürt halkımız olmak üzere, işçi sınıfı ve ezilenlerin açık bir fikir sahibi olması gerekirken, spekülasyonlar, spekülatif yorumlar baskın hale geliyor. Bu durum faşist şeflik rejimine değişik tipte avantajlar sağlıyor, “terörsüz Türkiye” programına endeksli faşist psikolojik savaşın alanını genişletiyor. Bu koşullarda pratiğin sözlerine dikkat kesilmek öncelikli ve bir bakıma zorunlu hale geliyor.
Pratiğin tablosuna bakalım:
Kürt ulusal demokratik hareketi görüşmelerin ve uzlaşma yöneliminin sürmesi için yapabileceği her şeyi yaptı. Silahlı mücadeleye son verildi. PKK feshedildi. Silah yakma kanıtı sergilendi. Silahlı mücadelenin, özgür (illegal) örgütlenmenin, devrim düşünce ve eyleminin yanlışlığı, yararsızlığı teori katına çıkarılıp geniş çapta propagandasına girişildi. Çağrıdan sonra iki hafta içinde Abdullah Öcalan’ın çalışma ve yaşam koşullarının baş müzakereciliğe uygun hale getirilmesi koşulu askıya alındı, kayyumlar ve hasta tutsaklar konusundaki faşist uygulamalara son verilmemesi sürecin selameti için sineye çekildi. Komisyon raporu adlı inkarcı, antidemokratik, faşist sömürgeci suçları yok sayan metin ehven-i şer sayıldı. 19 Mart ayaklanması dahil, faşist şeflik rejimiyle kitleler veya ezilenlerin değişik bölükleri arasındaki mücadelelerle pratik ilişkilenişten uzak duruldu. Durum Rojava Devriminin temel kazanımlarının ortadan kalkmasına, anadilde eğitim ve ulusal özerklik sınırlarının gerisine düşülmesine vardı.
Faşist inkarcı sömürgecilik, PKK 12. Kongresi’nden sonra, Abdullah Öcalan’ın çalışma ve yaşam koşullarının değiştirileceği, kayyum, hasta tutsaklar ve AYM-AİHM kararları meselelerinde süregiden politikaya son verileceği, sonraki yakın dönemde de “umut hakkı”na değin değişik yasal düzenlemeler yapılacağı izlenimi yarattıktan, ulusal demokratik ve yasal sol cenahtan bir dizi yazarı bu mecrada yazma, tartışma “tuzağına” çekmeyi başardıktan sonra bir milimetre bile ilerlemedi. “Adıma karşı adım” biçiminde gelişeceği söylenen plandan anladığı şeyin, Kürt ulusal demokratik hareketinin bir adım atması, sonra yine Kürt ulusal demokratik hareketinin bir adım atması olduğunu saklayamaz hale geldi. Dahası “terörsüz Türkiye” programının hedeflerini Suriye’de faşist, kadın düşmanı politik İslamcı HTŞ rejiminin Rojava Devrimine, Kürt halkına açtığı faşist sömürgeci savaşa verdiği destekle de ortaya koydu.
Bütün bunlara rağmen faşist şef Erdoğan, Nisan sonunda şunları söyleyebildi: ”23 Nisan resepsiyonunda da ifade ettiğim gibi; süreçte olumlu bir atmosfer vardır. Yapılması gerekenler bellidir. Süreç olması gerektiği şekilde ilerlemektedir.”
Durumdan memnuniyeti açık olan Erdoğan’ın, “Yapılması gerekenler bellidir” sözleriyle ulusal demokratik hareketin tek taraflı tavizler vermeye devam etmesini; hiçbir “yasal düzenleme” yapılmadan tümüyle silahsız-savunmasız hale gelmesini, “terörsüz Türkiye” planına bağlı “yol haritasının” esas alınmasını istediği görülüyor.
Numan Kurtulmuş’un 16 Mayıs’ta basında yer alan sözleri de bunu teyit ediyor. Şöyle diyor Kurtulmuş:
“Siyaset olarak üzerimize düşeni yerine getirdik. Bundan sonra da yerine getireceğiz”; “Eğer terör örgütü şimdiye kadar beklendiği gibi üzerine düşen sorumlulukları eksiksiz yerine getirse ve ellerindeki silahları tamamen bırakmış olsaydı zaten bu mesele şimdiye kadar çoktan geride kalacak, çoktan hallolacaktı”; “özellikle Suriye’deki grupların yeni Suriye yönetimiyle entegre olması ve bu entegrasyonun beklediğimiz gibi olumlu bir şekilde seyretmesi de işlerimizi kolaylaştıran bir başka faktördür“; “özellikle İran’da ‘PJAK’ denilen terör örgütü üzerinden onları silahlandırılarak halkın ayaklandırılmaya çalışılması senaryosu da fiyaskoyla sonuçlandıktan sonra artık terör örgütünün silah bırakmaktan başka hiçbir şansı yoktur ve söz verildiği gibi, vaat edildiği gibi bu silahlar bırakılacak ve Türkiye’de tam manasıyla kardeşlik hakim olacaktır.”
Faşist şeflik rejiminin “süreç”le ilgili meclis komisyonu başkanı ve meclis başkanı olarak Kurtulmuş’un sözleri yorum gerektirmiyor. Burada önemli olan, faşist şeflik rejiminin bölgesel durumun kesin olarak lehine döndüğü görüşüne ve İran’daki “fiyaskodan” sonra “Artık terör örgütünün silah bırakmaktan başka hiçbir şansı yoktur” noktasına varmış olmasıdır. Bu “süreç” yönetimi konusunda yeterince uyarıcıdır.
Bu gerçeklere rağmen, DEM Parti yöneticilerinin ve sözcülerinin kimi sorunlar olsa da her şeyin yolunda gittiği, tersi sözlerin ve değerlendirmelerin gerçeği yansıtmadığı biçiminde açıklamalar ve propagandalar yapmaları sorumlu bir tutum değildir. Beklentiler yaratılmasının ve değişik talepler için fiili meşru mücadeleye dayalı bir kitle basıncının örgütlenmemesinin ulusal demokratik kitle hareketi dinamiği üzerinde yarattığı olumsuz etki herkesçe görülebilir durumdayken ve faşist inkarcı “terörsüz Türkiye” planı-programı daha pervasız biçimde dayatılıyorken, kitleleri ve kuvvetleri yanıltacak, pasifize edici beklentiler yaratmak, burjuva oyunlara kapılmak hiçbir gerekçeyle izah edilemez. Rojava’da yaşananlardan ders almamakta ısrarın bedelinin çok ağır olacağını görmek için yüzeysel bir bakış bile yeterlidir.
Mevcut durumda, faşist, inkarcı “terörsüz Türkiye” planına-programına karşı mücadeleyi yükseltmek, faşist sömürgeci yalanları, demagojileri en geniş kitleler önünde teşhir etmek, beklenti uyuşması ve tehlikeler konusunda uyarıcı olmak, yalnızca ulusal demokratik güçlerin değil, tüm devrimcilerin, antifaşistlerin, ilericilerin öncelikli görevidir. Kürt halkının ulusal varlığının ve anadilde eğitimin resmen kabul edilmesi, Abdullah Öcalan ve tüm savaş esirlerinin serbest bırakılması başta olmak üzere inkara ve sömürgeciliğe karşı ulusal demokratik talepleri yükseltecek, fiili meşru eylemlerle savunulacak bir platform oluşturulması faşist şeflik rejimine karşı mücadelenin güncel politik gereğidir.











