Sovyet anıtları, Alman faşizmine karşı mücadelede hayatını kaybeden Kızıl Ordu askerlerinin anısını yaşatan mekânlar olarak görülüyor. Ancak tam da bu tarihsel anlam giderek daha fazla hedefe konuyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları, Sovyetler Birliği’nin Almanya’nın Hitler faşizminden kurtuluşundaki rolünü yeniden değerlendirmek ya da geri plana itmek için bir gerekçe olarak kullanılıyor.
Berlin’deki Yeşiller Partisi içindeki tarih bilincinden yoksun bazı çevreler şu sıralar başkentteki Sovyet anıtlarını hedef alıyor. Verdikleri bir önergeyle, bu anıtların “tarihsel açıdan eleştirel biçimde yeniden yorumlanmasını” ve “siyasi araçsallaştırmaya karşı daha güçlü korunmasını” talep ediyorlar. Sovyet savaş anıtları, siyasi kamuoyunun bazı kesimlerinin uzun zamandır rahatsızlık duyduğu yapılar arasında yer alıyor. Son olarak Berlin SPD milletvekili Alexander Freier-Winterwerb de Treptower Park’taki Sovyet anıtında bulunan Stalin’e ilişkin yazıtların “bağlamsallaştırılması” gerektiğini savunmuştu.
Söz konusu önergeler henüz kabul edilmiş değil. CDU Sözcüsü Olaf Wedekind’e göre parti henüz nihai tutumunu belirlemiş değil. Sol Parti’nin ise Taz gazetesinin aktardığına göre Berlin Eyalet Parlamentosu komisyonlarında önergeye destek verdiği belirtiliyor.
Berlin’de üç Sovyet anıtı bulunuyor: 1945’te inşa edilen ve Reichstag’a yapılan saldırı sırasında hayatını kaybeden Sovyet askerlerinin gömülü olduğu Tiergarten Anıtı ile 1949’da açılan Schönholz ve Treptower Park anıtları. Tarihçi Jörg Morré’ye göre Schönholz başlangıçta büyük bir asker mezarlığı olarak planlanmıştı. Daha sonra Batı Berlin’den getirilen Sovyet savaş cenazeleri de buraya nakledildi. Morré, Treptower Park’taki anıtı ise esas olarak faşizme karşı kazanılan zaferin ve Almanya’nın kurtuluşunun bir simgesi olarak tanımlıyor. Buradaki mezarlar başlangıçta planlanmamış, uygulama sürecinde eklenmişti.
Bu nedenle Sovyet anıtları, Alman faşizmine karşı mücadelede hayatını kaybeden Kızıl Ordu askerlerinin anısını yaşatan mekânlar olarak görülüyor. Ancak tam da bu tarihsel anlam giderek daha fazla hedefe konuyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları, Sovyetler Birliği’nin Almanya’nın Hitler faşizminden kurtuluşundaki rolünü yeniden değerlendirmek ya da geri plana itmek için bir gerekçe olarak kullanılıyor. Daha 2022 yılında CDU milletvekili Stefanie Bung ve partisindeki bazı isimler, Tiergarten’daki Sovyet anıtında bulunan tankların kaldırılmasını talep etmişti. 2023’te ise Yeşillerden Cordelia Koch, Schönholz’daki bir Stalin alıntısının “tarihsel bağlam içinde açıklanması” gerektiğini savundu.
Almanya’daki bu yeni antikomünizm dalgası şimdiye kadar görece sınırlı kaldı. Buna karşın Doğu Avrupa’da 2022’den itibaren Sovyet anıtlarına yönelik adeta bir saldırı yaşandı; özellikle de İkinci Dünya Savaşı’ndaki zaferi anan anıtlar hedef alındı. Almanya’daki durum ise farklılık gösteriyor; çünkü burada hem anıt koruma yasaları hem de savaş mezarlarının korunmasına ilişkin düzenlemeler geçerli. Ayrıca Almanya ile Sovyetler Birliği arasında 1991’de imzalanan anlaşma da iki ülkeyi karşılıklı olarak asker ve savaş esirlerinin mezarlarını koruma ve bakımını üstlenme yükümlülüğü altına sokuyor.
Yine de Yeşillerin mevcut önergesi yeni bir aşamayı temsil ediyor. Önerge; Ukraynalı milliyetçiler, “Zeitenwende” çizgisindeki tarihçiler ile antikomünist kurum ve dernekler gibi farklı aktörler tarafından destekleniyor. Eleştirmenler ise bunun, Sovyet anıtlarının Sovyet karakterini adım adım geri plana itme ve tarihsel mesajlarını yeniden yorumlama girişimi olduğunu düşünüyor. Bu yaklaşım, şimdiye kadar aktarılan tarih anlayışının “Stalinci Sovyetler Birliği tarafından tek taraflı biçimde şekillendirildiği” iddiasıyla gerekçelendiriliyor. Buna göre Hitler-Stalin Paktı, “Stalinist suçlar ve Sovyet yönetimi altında baskıya uğrayan halkların ve azınlıkların deneyimleri” göz ardı edilmiş oluyor. Ancak bu tarihi çarpıtan tartışmalar sırasında, anıtların esas olarak Alman faşizmine karşı kazanılan zaferin anıtları olduğu gerçeği giderek arka plana itiliyor.
Önergede yer alan planlar arasında; bilgi panoları ve dijital içeriklerle anıtların “bağlamsallaştırılması”, ayrıca Kızıl Ordu içindeki etnik ve ulusal çeşitliliğin daha fazla vurgulanması bulunuyor — oysa bu çeşitlilik Sovyet anma kültüründe zaten dışlanmış değildi. Bunun yanı sıra, “anıtların kötüye kullanılmasını etkili biçimde önleyecek tedbirler” geliştirilmesi öngörülüyor; bu da özellikle her yıl 8 ve 9 Mayıs günlerinde uygulanan kısıtlamaların kalıcı hale getirilmesini amaçlıyor gibi görünüyor. Ayrıca “bilim dünyası ve sivil toplumun” sürece dahil edilmesi planlanıyor; yani kampanyayı siyasi olarak destekleyen aktörlerin.
Ancak önergenin yönelimi en açık biçimde eğitim projelerinde ortaya çıkıyor. Almanya’nın sonraki bölünmesi ve “Almanya ile Avrupa’daki diktatörlükler” teması da bu eğitim çalışmalarına dahil edilecek. Böylece gelecekte bu anıtlarda, Doğu Avrupa’nın 1945’te özgürleşmediği, yalnızca bir egemenlik biçiminden diğerine geçtiği anlatısının daha yoğun biçimde işleneceği şimdiden görülüyor — sanki faşizmin yenilgisi bir kurtuluş anlamına gelmiyormuş gibi.
Önergenin olumlu karşılanabileceğine dair işaretlerden biri de ilgili komisyonun yapısı. Eski Berlin İçişleri Senatörü Andreas Geisel (SPD), Kültür Komisyonu üyesi olarak bu girişimle ilgilenecek ve daha önce Sovyet anıtlarının görünümüne müdahaleleri desteklediğini kamuoyuna açıklamıştı. Komisyonda ayrıca 2022’de Tiergarten’daki tankların kaldırılmasını isteyen CDU milletvekili Stefanie Bung da bulunuyor. Bu nedenle birçok gösterge, Yeşillerin önergesinin komisyonda olumlu bir yaklaşımla ele alınacağını düşündürüyor.











