Eylem üretecek, sürükleyici olacak bir birleşik merkez örgütlemesi ve emekçi semtleri, işçi havzalarını, kimi meydanları zorlamaları önceliklidir. “Geniş”, “daha geniş”, “en geniş” birlik çağrıları ancak böyle eylemli bir kuvvetin varlığı koşullarında anlam kazanacaktır. O nedenle “en geniş birlik” eksenli tartışmalar, dilekler yerini birleşik eyleme bırakmalıdır. On milyonlarca işçinin, kadının, gencin, yoksulun yüreğinde büyüyen, adaletsizliklerle dolu havayı temizleme istek ve talebine cevap olacak rüzgar başka türlü ortaya çıkarılamaz.
Faşist şeflik rejiminin, seçim sistemini biçimsel olarak işletme, fakat bunun Tayyip Erdoğan ve AKP’nin mevcut pozisyonunu ortadan kaldırmasını engelleme oyununun üçüncü perdesi açıldı. Oyun, yığınların gözleri önündeki bir açık hava sahnesinde sergileniyor. CHP’yi sert bir iç kargaşalığa ve bölünmeye itmeye odaklı yeni perde veya aşama faşist Trump yönetiminin desteğine sahip. Bu desteğe, ABD’nin bölgesel emperyalist planlarına uyum düzeyinin yükseltilmesi ve Trump’ın gözdesi ABD tekellerine yeni ayrıcalıklar sunulması biçiminde “teşekkür edileceği”ni söylemek malumun ilanı olacaktır.
Tayyip Erdoğan’ın başkanlık talebinin reddedildiği ve AKP’nin burjuva meclis çoğunluğu saltanatına ağır bir darbe vurulduğu 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında Kuzey Kürdistan’da genel seçimlerin gerektiği ölçüde; yerel seçimlerin genellik seviyesinde fiilen ortadan kaldırıldığı şahit gerektirmiyor. Kürt ulusal demokratik taleplerine destek anlamı taşıyan ve kimi kentlerde yüzde 70’lere varan oylar İçişleri ve Adalet bakanlıklarına bağlı silahlı ve silahsız bürokrasi eliyle fiilen geçersiz ilan edildi. Fezleke-görevden alma-tutuklama ve kayyum çarkı seçim sistemini ezip başkalaştırdı.
Bu uygulama, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasından başlayarak, “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” karşı, “parlamenter sistem”i savunan burjuva partilerin öncüsü ve anketlerin birinci partisi CHP’ye genişletildi. “Terörsüz Türkiye” adı verilen “demokrasisiz Türkiye” programından seçimleri kazanmaya aday burjuva muhalefet partisinin payına düşen şimdilik budur. Fakat bununla sınırlı kalmayacaktır.
Burjuva muhalefetin temel kuvveti ve öncüsü olarak CHP, faşist devlet terörünün ve faşist psikolojik savaşın bu yeni düzeyi karşısında şaşkınlığını atabilmiş değil. Bocalama içinde. Özgür Özel ve kurmay gücü hala “hukuk sistemi” içinde çözüm bulma gafletini sergiliyor. Seçmen kitlesinin ve “adaletsizliklere öfke” etrafında harekete geçebilecek daha geniş bir kesimin politik gidişata yön vermesine mesafeli, siyasi korkaklıktan ibaret bu tutum, faşist şeflik rejiminin CHP stratejisinin yeni aşamasını göğüsleme yeteneği de gücü de taşımıyor.
Oysa, faşist şefin uyguladığı yöntemler de kullandığı araçlar da tıpkı başkaca konularda olduğu gibi ne yerli ne de milli. Strateji de taktikler de son otuz yıldır sahnede. Oyuncular, dekor, seyirciler değişiyor, oyun aynı oyun. Yazarı ABD emperyalizmi. Yönetmenliği de resmen veya fiilen ABD emperyalizmi yapıyor. Tipik bir örnek olarak Brezilya hatırlanabilir. Brezilya’da sahne, İşçi Partili Devlet Başkanı Dilma Rousseff’un 2016’da yolsuzluk suçlamalarıyla görevden alınmasıyla açılmıştı. Sonradan ortaya çıktığı gibi ortada suçlamayı doğrulayacak tek bir kanıt yoktu. Fakat bu oyunun sahnelenmesini engellemedi.
Ne var ki bu yetmezdi. Son görev döneminin sonunda yüzde 86’lık seçmen desteğine ulaşan Lula’nın 2018’de seçimlere katılması da engellenmeliydi. ABD destekli burjuvazi ve devlet, yeni bir yolsuzluk sahnesi kurdu. Lula’nın sahibi olduğu bir apartman dairesinin ve bir çiftliğin onarımını yaptırıp karşılığında müteahhitlerin ihale çıkarı elde etmesini sağladığı gerekçesiyle hapis cezası alması örgütlendi. Bunun için o tarihten dört yıl önce kara para aklama ve yolsuzluktan hüküm giyen ABD imalatı Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) eski direktörlerinden Léo Pinheiro’nun, Lula’nın aleyhine tanıklık etmesi sağlandı. Karşılığında ise cezası indirildi. Lula’nın önceden veya suçlama döneminde söz konusu apartman dairesinin ve çiftliğin sahibi olduğuna dair en küçük bir kanıt sunulamadı. Aynı şekilde, müteahhitlerin herhangi bir çıkar sağladığı da kanıtsız kaldı. Fakat bu durum, planın uygulanmasını engellemedi. Burada, dönemin ABD Adalet Bakan Yardımcısı Kenneth Blanco’nun, ABD’li adalet yetkililerinin, Lula’nın 2018 başkanlık seçimlerinin dışında bırakılması konusunda “gayriresmi temaslar” gerçekleştirdiklerini söylediğini de not edelim. Temasların Lula davasının mahkeme sahnesindeki belirleyici aktörü “yargıç Moro’yu ziyaret” biçiminde yürütüldüğünü ve Moro’nun, Lula’sız seçimin galibi faşist Jair Bolsonaro hükümetinde bakan olarak ödüllendirildiğini de hatırlatalım.
Bu örneklerin Brezilya’yla sınırlı olmadığı, bu tarz bir “operasyonun” örgütlenemediği koşullarda Maduro örneğindeki gibi faşist kaçırma saldırısı yöntemlerine geçildiği tüm dünya halklarının gözleri önünde.
KAYYUMA HAYIR DİYEN CHP’LİLER İÇİN FİİLİ MEŞRU MÜCADELE DIŞINDA BİR ÇIKIŞ YOK
Tayyip Erdoğan faşist şeflik rejimi tahtını terk etmemek için tüm politik, yargısal, mali, askeri imkanlarını kullanacaktır. Bunun bir parçası olarak, saldırı püskürtülemezse CHP en azından seçim akşamına değin mahkeme salonlarından ve hapishane koridorlarından çıkamayacaktır. Bu koşullarda Özgür Özel ve CHP yönetiminin Yargıtay dahil, faşist şeflik rejimi yargısından medet umması, kayyum Kemal’le uzlaşarak bir çözüm üretebileceği hayaline kapılması kendini ve yığınları aldatmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır. İşlevini yerine getirmiş bulunan mitinglerden ibaret bir eylem biçimiyle saldırının yeni düzeyinin püskürtülmesi ise imkansızdır. Mevcut koşullarda CHP kitlesinin kent meydanlarında ve emekçi semtlerde yüzlerce kişilik gruplar halinde bildiriler dağıtması, mahallerde gece yürüyüşleri yapması, kitleye açık konuşma kürsüleri kurması, CHP’li üniversitelilerin “Kayyumlar defolun”, “Kayyum sistemine son” gösterileri düzenlemesi bile mitinglerden daha hazırlayıcı, saflaştırıcı ve baskılayıcı olacaktır.
Devrimciler ve antifaşistler bu gerçeği, umudunu CHP’ye bağlamış işçilere, kadınlara, gençlere, emekçilere ve yoksullara gösterme sorumluluğu taşıyorlar.
“EN GENİŞ BİRLİK” ÇAĞRILARI PASİFİZE OLMAK DIŞINDA BİR SONUÇ ÜRETEMEZ
CHP’ye yönelik kayyum Kemal saldırısından sonra devrimci ve antifaşist partiler, örgütler, faşizme karşı birleşik mücadele ihtiyacına dikkat çektiler, çağrılar yaptılar. Doğaldır ki, bu çağrılar bir yönüyle artan ve yeni kesimlere yönelen faşist saldırganlığı cevaplama göreviyle, bir yönüyle ise patlak verme ihtimali yükselen kitle mücadelesinde devrimci etki kanalları açma hedefiyle bağlıydı. Bu açıdan yerinde oldukları şüphe götürmez.
Çağrıların ortak sorunu veya zayıflığı ise, “geniş”, “daha geniş”, “en geniş” antifaşist birlik vurgularında somutlanıyor. Bu tür bir koyuş, henüz taze olan ve etrafında onca polemik üretilen 1 Mayıs dersinden öğrenmede ne kadar yüzeysel kalındığını gösteriyor.
İçinden geçtiğimiz dönemde ve faşist şeflik rejiminin kayyum Kemal saldırısının kitlelerde yarattığı öfke koşullarında duruma etkin bir antifaşist, antişovenist müdahalede bulunmak için fiili meşru mücadeleyi önde tutacak bir birleşik merkez acil politik ihtiyaçtır. Verili durumda birliğin düzeyi (cephe, güç birliği, platform, eylem birliği) kendisinden daha az önemlidir. Bu konuda kararlı olan devrimci parti ve örgütlerin bir araya gelmesi, tıpkı Taksim 1 Mayıs İnisiyatifi gibi eylem üretecek, sürükleyici olacak bir birleşik merkez örgütlemesi ve emekçi semtleri, işçi havzalarını, kimi meydanları zorlamaları önceliklidir. “Geniş”, “daha geniş”, “en geniş” birlik çağrıları ancak böyle eylemli bir kuvvetin varlığı koşullarında anlam kazanacaktır.
O nedenle “en geniş birlik” eksenli tartışmalar, dilekler yerini birleşik eyleme bırakmalıdır.
On milyonlarca işçinin, kadının, gencin, yoksulun yüreğinde büyüyen, adaletsizliklerle dolu havayı temizleme istek ve talebine cevap olacak rüzgar başka türlü ortaya çıkarılamaz.











