İsviçre’de kadın işçiler erkek işçilerden %17 ile %20 arasında daha düşük ücret alıyorlar . Ancak bazı iş kollarında çalışan ya da yönetici pozisyondaki insanların ücretlerini açıklamamalarından dolayı bu alanlarda ücret eşitsizliği oranının daha fazla olduğu biliniyor. Yasalarda eşitlik ilkesi var ancak bu hayata geçmiyor. Tam da bu sebeple kadınlar, 1991 yılında ilk defa “eşit işe eşit ücret” talebi ile İsviçre’de kadın grevine gittiler. Bu greve katılımın 500 binin üzerinde olması o dönemde ciddi bir yankı uyandırdı. O yıldan bugüne kadar hâlâ iş yaşamında ücret eşitsizliği giderilmiş değil.
14 Haziran Kadın Grevi, yalnızca kadınların çalışma yaşamındaki eşitsizliklere karşı bir itirazı değil, aynı zamanda kapitalist sistemin yarattığı çok yönlü sömürü düzenine karşı yükseltilen güçlü bir toplumsal itirazdır. Kadınların ücretli emek içinde maruz kaldığı ayrımcılık ile ev içindeki görünmeyen emeğin ücretlenmesi ve görünür kılınması için şekillenen bu mücadele, sınıfsal ve cinsiyet temelli eşitsizliklerin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Kapitalizm, tarihsel olarak kadın emeğini iki defa sömürmüştür. Bir yandan kadınları düşük ücretli, güvencesiz ve sendikasız işlere yönlendirirken diğer yandan çocuk, yaşlı ve hasta bakımını büyük ölçüde ücretsiz bir emek olarak kadınların omuzlarına yüklemiştir. Böylece sermaye, işçinin yeniden üretim maliyetlerini azaltırken kadınların yaşamlarını da görünmez bir emek döngüsüne hapsetmiştir. Kadınların evde harcadığı saatler, ulusal gelir hesaplarında görünmez kılınsa da ekonominin ayakta kalmasının temel koşullarından biridir.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde kadınlar erkeklerle aynı işi yapmalarına rağmen daha düşük ücret almakta, yönetici pozisyonlarında daha az temsil edilmekte ve işsizlikten ilk etkilenen kesimlerden biri olmaktadır. Esnek çalışma adı altında yaygınlaştırılan güvencesizlik politikaları ise özellikle kadın emekçileri hedef almaktadır. Çünkü sermaye için kadın emeği, kolayca ikame edilebilen, daha düşük maliyetli ve daha az örgütlü bir işgücü olarak görülmektedir.
14 Haziran Kadın Grevi bu nedenle yalnızca ücret eşitsizliğine karşı değil, kadınların yaşamın her alanında maruz bırakıldığı ayrımcılığa karşı bir mücadele çağrısıdır. Grev, kadınların üretimden gelen güçlerini kullanarak toplumun işleyişindeki merkezi rollerini görünür kılmaktadır. Kadın grevi aynı zamanda topluma şu soruyu da soruyor, kadınsız bir günde toplumsal yaşam nasıl şekilleniyor?
Bu soru, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda politik bir sorudur. Çünkü kadınların özgürleşmesi, bireysel başarı hikâyeleriyle ya da birkaç kadının yönetim kademelerine yükselmesiyle sağlanamaz. Gerçek eşitlik, sömürünün ve ayrımcılığın üretildiği yapısal mekanizmaların değiştirilmesini gerektirir. Kreş hakkından eşit işe eşit ücrete, ücretsiz bakım hizmetlerinden cinsiyete dayalı iş istihdamı ve cinsiyetçi iş bölümüne, sendikal örgütlenme özgürlüğüne kadar birçok talep bu nedenle sınıfsaldır.
Kadınların yaşadığı baskı, yalnızca patriyarkanın değil, patriyarka ile sermaye arasındaki tarihsel ittifakın sonucudur. Bu nedenle kadınların kurtuluşu, emekçilerin kurtuluşundan ayrı düşünülemez. Aynı şekilde işçi sınıfının özgürleşmesi de kadınların eşit ve özgür olmadığı bir düzende mümkün değildir.
14 Haziran’da yükselen ses, yalnızca kadınların değil, eşitlik ve adalet isteyen herkesin sesidir. Bu grev, toplumsal yaşamı ayakta tutan görünmeyen emeğin görünür hale gelmesini sağlarken, mevcut düzenin kadınlar açısından yarattığı adaletsizlikleri de teşhir etmektedir. Kadınların talepleri yalnızca kadınlara değil, daha insanca, daha eşit ve daha dayanışmacı bir toplum özlemine işaret etmektedir.
Kadın grevinin öngünlerinde emperyalist, sömürgeci devletler G7 zirvesini toplayarak savaş, sömürü düzeninin devamı için karalara imza atacaklar.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, kadın emeğini ucuz işgücü olarak gören anlayışa karşı örgütlü mücadeleyi büyütmek ve kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamın her alanında eşit biçimde yer almasının önündeki engelleri kaldırmaktır. 14 Haziran Kadın Grevi, bu mücadelenin yalnızca bir günü değil, daha adil bir geleceğin kurulması için verilen uzun soluklu mücadelenin önemli duraklarından biridir.
Savaşa ve sömürüye karşı mücadeleyi büyütme zamanı.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 11 Haziran 2026 2024 tarihli Sosyalist Kadın köşesi











