Odaklanılması gereken mesele devrimci ve demokratik çalışmanın etkili hale getirilmesinin araçları, yolları, biçimleri ve gerekleridir. Devrimci, demokratik düşünceleri, talepleri ve çağrıları asgarisinden milyonlarca emekçiye ve ezilene taşıma imkanlarının örgütlenmesidir. Bugün bunun en etkili ve tek tek partilerin, grupların çalışmalarını ileri itecek biçimi, kitle gücünden bağımsız olarak fiili meşru mücadele ve devrimci kitle şiddetini kapsayacak bir çizgide yürüme ve kuvvet seferber etme kararlılığına sahip partilerin, örgütlerin birleşik mücadele yoluyla değişik sorunlar etrafında politik kitle ajitasyonunu yoğunlaştırmaları, alanını genişletmeleri, kimi kentlere yönelik iradi müdahalelerde bulunmalarıdır.
İnkarcı-sömürgeci, erkek egemen kapitalist devlet ve faşist şeflik rejimiyle işçiler, kadınlar, Kürt halkı, ezilen inançlar, ezilen ulusal topluluklar ve halk gençliği arasındaki çelişkiler toprağında boy veren sorunlar, talepler, saflaşmalar ve mücadeleler, eşiğinde olduklarına en fazla inandıkları anlarda bile egemenlerin “huzur” hayallerini darbelemeye devam ediyor. Ezilenlerin “bıçak kemikte” diye tarif ettikleri gerçeklik, politik literatürdeki ifadesiyle çelişkilerin şiddeti, keskinliği nedeniyle siyasi ve ekonomik taleplerle başlatılan belirli bir kararlılığa sahip her mücadele, kapitalist, şovenist, erkek egemen, politik İslamcı ve faşist demagojilerin, yalanların geniş yığınlar üzerindeki etkisini aşındırıyor. Dayanışma, örgütlenme, mücadele, birlik ve cesaret arzusunu ezilenlerin yeni kesimlerine yayıyor. Bu, her şeyden önce adalet duygusu zeminindeki saflaşma biçiminde vücut buluyor. En sınırlı, en vazgeçilmez iktisadi talepler etrafında yürütülen maden işçileri eyleminin yarattığı ilgi ve sempati bunun yakın dönem örneğidir.
Bu aşınmanın hızlanmasının, derinleşmesinin, kopuşa dönüşmesinin yığınların sorunları, talepleri, özlemleriyle bağlı devrimci, demokratik, ilerici ajitasyon, propaganda, eylem ve örgütleme faaliyetinin sürekliliğine, yaygınlığına ve biçim olarak zenginliğine bağlı olduğu biliniyor. Devrimciler ve ezilen yığınlar gerçekliğinden bakıldığında deneyimin söylediği, eylemin bir kar makinası olduğu ve bu kar makinasının kuvvetli bir propagandacı, bilinç örgütleyici, ruh hali değiştirici olarak en geniş kitleleri etkilediği; nihayetinde eylemin yeni eylemlerin hazırlayıcısı, ebesi olduğudur.
O nedenle de, komünist, devrimci, sosyalist, kadın özgürlükçü parti, örgüt, grup iddiasındaki yapılar ve kadrolar, bildirilerin, afişlerin binlerle sayıldığı, pankartların, duvar yazılamalarının sözü edilebilir bir düzeye erişmediği; politik kitle ajitasyonu çalışmalarında en geri sınırların aşılamadığı; devrimci, antifaşist basının, yayınların kitlelere ulaştırılması çalışmalarının korkunç derece yetersiz olduğu; kültür-sanat etkinliklerinin takvimsel ve nicelikçe çok zayıf kalmaya devam ettiği; fedakarlık gücünün, bedel ödemenin, demokratik ve devrimci cüretin en dar kuvvetlere ait nitelikler olmaktan çıkarılamadığı, onlarca kent ve ilçede on yılı aşkın zamandır devrimci, antifaşist ajitasyon ve propaganda çalışmasının ya kesintiye uğradığı veya olabilecek en dar sınırlara hapsolduğu, yine onlarca ilde böyle bir çalışma yürütmenin hayal hanesine alınmadığı, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da işçilerin yüzde 90’ından fazlasının sendikal örgütlenmenin bile dışında olduğu; resmi ve sivil faşist saldırılara, ırkçı, cinsiyetçi suçlara ve suçlulara dönük devrimci eylemliliğin ayağa kaldırılamadığı koşullarda kitlelerin pasifliği, uysallığı, egemen ideoloji, siyaset veya kültürle zehirlenmişliği, çürümüşlüğü üzerine söz tüketmemelidir. Dahası böyle bir söz tüketişten ar duymalıdır.
Bu noktada, şunu bir kez daha açıklıkla söyleyelim: genel siyasi şartlardan, kitle hareketinin ve tek tek yapıların örgütsel durumundan hareketle fiili meşru mücadele ve devrimci kitle şiddetini kapsayacak tarzda “sokağa, eyleme, özgürleşmeye” hattında mevzilenme yönelimini verili koşullarda “maceracılığın” bir türevi olarak görmek, yığınlara ayak uydurmayı temel taktik olarak benimsemek, Taksim 1 Mayıs hedefini ve muharebesini “meydan fetişizmi”, “reformizmin ters yüz olmuş hali” olarak tartışmak biçimindeki tasfiyecilikle varılacak bir yer yoktur.
Odaklanılması gereken mesele devrimci ve demokratik çalışmanın etkili hale getirilmesinin araçları, yolları, biçimleri ve gerekleridir. Devrimci, demokratik düşünceleri, talepleri ve çağrıları asgarisinden milyonlarca emekçiye ve ezilene taşıma imkanlarının örgütlenmesidir. Bugün bunun en etkili ve tek tek partilerin, grupların çalışmalarını ileri itecek biçimi, kitle gücünden bağımsız olarak fiili meşru mücadele ve devrimci kitle şiddetini kapsayacak bir çizgide yürüme ve kuvvet seferber etme kararlılığına sahip partilerin, örgütlerin birleşik mücadele yoluyla değişik sorunlar etrafında politik kitle ajitasyonunu yoğunlaştırmaları, alanını genişletmeleri, kimi kentlere yönelik iradi müdahalelerde bulunmalarıdır.
Ne yazık ki, siyasi ve örgütsel bakımdan kendine dönüklük, politik iddia zayıflığı, hantallık, tutku yetersizliği, devrimci kendiliğindencilik, değişik tarzda darlıklar ve grupsal kaygılar cephe birliği, güç birliği, eylem birliği biçimindeki merkezi birleşik mücadele örgütleri oluşturma görevini yerine getirmeyi geciktirmeye devam ediyor.
Bu bekleyişin, irade zayıflığının, risk ve sorumluluk almaktan kaçışın verdiği zararları asgariye indirebilmek yine de mümkün. Güncel politik görevlerle etkin bir ilişkilenişi zorlayacak, dağınık, zayıf güçlerin enerjisini verimli tarzda birleştirecek, mücadele arzusu taşıyan örgütsüz antifaşistleri, ilericileri çalışmalara çekecek mahalle, semt, işçi havzası, üniversite, lise merkezli yerel platformlar kurmak bu “mümkün”ü canlı bir gerçek haline getirecektir. Böyle platformlar kurmanın önünde devrimci ve antifaşistlerin kendileri dışında hiçbir engel yoktur.
Bu platformlar, kuruldukları mahallede, semtte, işçi havzasında, okulda pek çok gündem arasından şunlardan biri etrafında harekete geçerek yolunu açabilir:
Mevcut koşullarda 3. emperyalist dünya savaşına hazırlığın bir parçası olarak ele alınması gereken NATO Ankara toplantısının; bu toplantı ve alacağı kararlar şahsında Erdoğan-Bahçeli faşist ittifakının anti-ABD’ci söylemlerinin, “barış” lafazanlıklarının demagojik niteliğinin yoğun biçimde teşhiri ve “NATO’cular defolun” eylemlerinin örgütlenmesi.
Kürt ulusunun ve anadilde eğitim hakkının resmi olarak kabulü, bu temelde anayasal ve yasal değişiklikler yapılması, Abdullah Öcalan’ın ve politik tutsakların serbest bırakılması.
Kadınların nafaka hakkının ve LGBTİ+ların doğal insani haklarının gaspını amaçlayan 12. yargı paketinin geri çekilmesi.
Belediyelere, üniversitelere, derneklere, partilere atanan kayyumların geri çekilmesi, kayyumculuğa izin veren yasanın iptali.
Asgari ücretliye, yoksul emekçilere, geçim ve barınma zorluğu içindeki gençlere, sağlığa ve eğitime ayrılması gereken vergi gelirlerinin, vergiden muafiyet biçiminde uluslararası kapitalist tekellere aktarılması planının engellenmesi.
Söz, basın, örgütlenme, toplantı, grev, yürüyüş, gösteri, boykot ve diğer biçimleriyle eylem hakkını gasp eden faşist yasaların iptal edilmesi.
İşçilerle, ezilenlerle sıkıca bağlı olan bu ve başkaca güncel politik, ekonomik, toplumsal talepler etrafında yaygın, inatçı, meşruiyet bilinci yüksek ajitasyon ve propaganda çalışmaları yürütmek, sokak pratikleri örgütlemek, kendi özgül işlevi bir yana, büyük, geniş katılımlı eylemlerin hazırlığı olarak büyük bir değer taşıyacaktır.
İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Tekirdağ, Çanakkale, Adana, Antalya, Samsun, Artvin, Amed, Wan, Dersim, Urfa, Batman mahallelerden, semtlerden, işçi havzalarından, lise ve üniversitelerden ateşlenecek bu yeni dalganın öncülüğünü yapma onurunu kuşanmalıdır.











