2024 yılında kabul edilen Ortak Avrupa İltica Sistemi (GEAS) yıllarca süren müzakerelerin ardından 14 Haziran’da yürürlüğe konularak hayata geçiriliyor. GEAS; Avrupa Birliği’nin göç ve iltica politikalarında son yılların en kapsamlı prosedürlerinden birini temsil ediyor. Avrupa kurumları tarafından “daha düzenli, hızlı ve etkili” bir iltica sistemi olarak sunulan bu saldırı paketi, sınır geçiş uygulamalarının kontrollerle, iltica başvurularının hızlandırılmış süreçlerle değerlendirilmesi ve üçüncü ülkelere yönlendirme mekanizmalarının genişletilmesi ile Avrupa’nın giderek daha ırkçı ve dışlayıcı bir göç rejimi inşa ettiğini gösteriyor.
Yeni prosedürün bir dizi yasa paketi ile pratikleşmesi beklenirken, ilgili AB Komisyonunun, ‘kuralların sıkı ancak adil olduğu’nu belirtiyor oluşu ülkelere göre değişen iltica prosedürlerini daha fazla sertleştirerek birleştirmek, dış sınır kontrollerini sıkılaştırmak ve koruma arayan kişilerin AB içindeki dağılımını yeniden düzenlemek amacını taşıyor.
GEAS, yalnızca teknik bir iltica sistemi değil; aynı zamanda tüm eşitsizliklerin, sömürgeci mirasın ve yükselen Avrupa milliyetçiliğinin ırkçı-faşist saldırganlığa ulaşarak kurumsallaşmasıdır. Milyonlarca insan sömürgeci savaşlar, iklim krizi, ekonomik yıkım ve siyasal baskı ve saldırılar nedeniyle yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalmaktadır. Emperyalist- kapitalist sistem, özellikle Ortadoğu’da petrol gibi yakıt kaynaklarının sömürülmesi, emek gücünün değersizleştirilmesi ve siyasi istikrarsızlıkların derinleşmesi yoluyla kitlesel göç hareketlerini üretmektedir.
Uygulamaya konulan saldırı paketinin temel hedeflerinden biri, Avrupa sınırlarına ulaşan insanların daha hızlı sınıflandırılması ve mümkün olduğunca kısa sürede geri gönderilmesidir. Sınırlarda oluşturulan özel prosedürler sayesinde birçok kişi geri gönderme merkezleri gibi işlev görecek olan fiilen kapalı merkezlerde tutulabilecek ve iltica talepleri hızlandırılarak mümkün olduğunca olumsuz sonuçlandırılacak. Bu durum, hareket özgürlüğünün ve sığınma hakkının giderek gasp edilmesi anlamına gelmektedir.
Bu ırkçı ve dışlayıcı politikalar göçmenleri bir ‘risk unsuru’ olarak görmenin bir sonucudur.
GEAS’ın tam da bu anda yürürlüğe konulması bir tesadüf değildir elbette. Avrupa’da yükselen ırkçı- faşist zemin, sağcılaşma ile direkt bir bağlantısı vardır. Son yıllarda sağcı-faşist partilerin güç kazanmasıyla birlikte göç karşıtı söylemler siyasetin merkezine yerleşmiştir. Birçok Avrupa ülkesinde hükümetler, seçim kaygılarıyla göçmenleri ekonomik sorunların, işsizliğin ve güvenlik krizlerinin sorumlusu olarak göstermektedir. Oysa Avrupa’da keskinleşen toplumsal eşitsizliklerin temel nedeni, göç değil neoliberal politikalar, özelleştirme saldırıları ve ücret eşitsizliğinin neden olduğu yoksullaşma ve zamların artmasıdır.
GEAS, ırkçı-faşistlerin saldırgan dilini doğrudan kullanmasa da onun yarattığı siyasal baskının sonucunda şekillenmiştir. Böylece Avrupa, sözde mültecileri ‘koruyan’ bir alan olmaktan çok, onları sınırları dışında tutmaya çalışan “Kale Avrupa”dır. Bu durum göçmenlerin ve mültecilerin kriminalize edilmesine karşı çıkmayı, yalnızca göç politikalarına değil, aynı zamanda kapitalist sisteme karşı mücadele etmek anlamına gelmektedir.
Türkiyeli ve Kürdistanlı göçmen örgütlerinin önümüzdeki dönemde dikkat merkezinde olması gereken ırkçı GEAS prosedürü yeni bir mücadele konusu olacaktır. Şimdiden İsviçre ve Avusturya’dan sınır dışı edilmekle yüz yüze olan mültecilerin olduğunu biliyoruz. Bu hukuksuzluğa ve ırkçı uygulamalara karşı mücadeleyi bugünün konusu olarak ele alarak harekete geçmeliyiz.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 19 Haziran 2026 tarihli Avrupa Gündemi köşesi











