Tarihin bu anının emekçi sol güçlerin önüne koyduğu antiemperyalist sorumlulukları, görevleri duraksamadan omuzlamanın tam zamanıdır; kaybedilecek tek bir dakika bile yoktur. Ancak antiemperyalist, antifaşist, antisömürgeci cepheleşme çizgisinde bu görev ve sorumlulukların üstesinden gelinebilir. Bu aynı zamanda tam ortasında durduğumuz Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu’da bölgesel düzeylerde antiemperyalist güçler arasında ilişkileri geliştirmek bakımından da temel bir yerde durmaktadır.
7-8 Temmuz Ankara toplantısı ile dünya halklarının antikomünist düşmanı NATO dolaysız biçimde genç kuşaklarımızın önüne çıkıyor, halklarımızın karşısında dikiliyor. Dışişleri bakanından MİT müsteşarına Saray rejiminin yönetici çevreleri NATO üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarına ev sahipliği yapmaktan, yani emperyalizm ve NATO işbirlikçiliğinden duydukları onur ve sevinç ile genç kuşaklara ve halklarımıza ideolojik zehirlerini enjekte ediyorlar. Türk sömürgeciliğinin partileri NATO üyeliği söz konusu olduğunda tıpkı Kürt ulusal sorunundaki gibi aynı safta ve sarsılmaz bir birlik içerisinde bulunuyorlar. Siyasi zemini gitgide zayıflayan faşist şeflik rejimi, Türkiye’nin ve bölgenin geleceğini emperyalist savaş örgütü NATO’ya peşkeş çekerek ömrünü uzatmak istiyor. Dünyanın her yerinde böyle oluyor zaten, siyasi desteğini yitiren her renkten burjuva rejim emperyalistlerden, dış güçlerden medet umuyor, bu umutla daha fazla işbirlikçiliğe ve uşaklığa yöneliyorlar. Ama aynı zamanda bu gerçekliği “yerlilik”, “millilik” demagojisi ile örtüp gizlemeye, hatta antiemperyalistlik algısı yaratmaya, işçi sınıfı ve emekçilerin, halkların antiemperyalist bilincini bulandırmaya, çarpıtmaya çalışıyorlar.
NATO Ankara toplantısı yalnızca coğrafyamız halklarına değil, bütün bölge halkalarına; bölgedeki bütün sosyalist ve devrimci güçlere, bütün antiemperyalist güçlere olduğu kadar antiamerikan güçlere karşı da açık güncel bir tehdit ve gözdağıdır. Son günlerde emekçi sol güçlere yönelen NATO gözaltı ve tutuklamaları, toplantı güvenliği için Ankara’da yaşamı halka dar eden aşırı güvenlik tedbirleri teröründe bu aynı gerçeklik kadar büyük bir korku içerisinde oldukları gerçeği de açığa çıkmaktadır. Ankara toplantısı, yeni bir paylaşım savaşı hazırlığının hemen bütün ülkelerde az çok sistematik olarak geliştirilmekte olduğu verili koşullar altında NATO toplantısı dünya halklarının dikkat ve bakışını Ankara’ya çekmektedir. Keza dünyanın bütün sosyalist, devrimci, antiemperyalist güçleri ve “savaş karşıtı” güçler için de geçerlidir bu.
NATO toplantısı nedeniyle tıpkı 2004 İstanbul toplantısında olduğu gibi “dünyanın gözünü” Ankara’ya dikecek oluşu coğrafyamızın sosyalist, devrimci ve antiemperyalist güçlerine büyük bir sorumluluk yüklüyor ama aynı zamanda iyi değerlendirilebildiği oranda büyük bir olanak da sunuyor. Bu son çeyrek yüz yıllık dönemde coğrafyamızda devrimci ve sosyalist hareketin, bütün antiemperyalist güçlerin önüne çıkan ikinci çok önemli, çok değerli antiemperyalist ve enternasyonalist bir fırsattır.
Türkiye’nin çözümsüz sorunlarının hepsinde NATO müdahalesi/parmağı vardır. ABD ve NATO işi 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri, gladyo tipi provokasyon, suikast ve katliamları şurada kalsın, örneğin yürürlükteki faşist şeflik rejimi her şeyden önce Trump ve NATO desteği sayesinde ayakta kalabilmektedir. Trump ve Erdoğan kapitalist emperyalist dünyada her şeyin bir karşılığı olduğunu iyi bilenlerdendir ve denklem basittir; hizmet karşılığı destek! Ya da Türk sömürgeciliğinin Kürt ulusal sorununun çözümüne direnebilmesi de ancak başta ABD ve AB emperyalistleri gelmek üzere NATO’nun desteği sayesinde mümkün olmaktadır. Bugünün Türkiye’sinin temel bir gerçeği; ABD ve NATO’nun 1960’lardan başlayarak komünizmle mücadele derneklerinde yetiştirdiği antikomünist emperyalizm işbirlikçilerinin devlet yönetimini ele geçirmiş olmalarıdır.
Unutmak yok! Komünizmle mücadele dernekleri ve ülkücü faşistlere karşı direnenler aynı zamanda emperyalizme, NATO’ya ve İsrail Siyonizm’ine karşı direnenlerdi. Devrimci tarihimize ‘71 devrimci çıkışının yıldızları Denizler’in, Mahirler’in, İbrahimler’in adlarıyla kazındı. 6. Filo’nun, askerlerinin denize dökülmesinden 2004’de İstanbul’u NATO’ya dar eden emekçi sol hareketin birleşik antiemperyalist direnişine; bunlar emperyalist savaş aygıtı NATO ve emperyalist haydutlar topluluğu ile Ankara karşılaşmasının sorumluluğunu üstlenen emekçi sol hareketin dayandığı sarsılmaz tarihsel zemindir. Devrimci tarihi ve mirası içerip aşma doğrultusunda güncellemek, böylece devrimci iddiayı büyütmek, an’ın tarihi görev ve sorumluluğudur.
Tam zamanıdır! NATO’nun Ankara toplantısı antiemperyalist mücadele geleneğinin temellerini sağlamca atan ‘68 kuşağı ve onların saflarından süzülüp gelen ‘71 devrimci çıkışının yıldızlarına bağlılığımızı onlara yakışır nitelikte ortaya koymanın bir fırsatı, bir imkanıdır.
Ankara NATO toplantısı kuşkusuz dünya halklarına emperyalist bir meydan okumadır. Ama aynı zamanda coğrafyamızdan dünya halklarına, Hindistan’dan, Filipinler’e, Filistin’den Küba’ya emperyalizme ve Siyonizme karşı mücadele edenlere, direnenlere Anadolu’dan güçlü bir antiemperyalist enternasyonal mücadele mesajı gönderme fırsat ve imkanıdır.
Düşmandan öğrenmek, örnek ya da ibret almak mücadele eden güçler arasındaki ilişkinin diyalektiğinde içkindir. NATO antikomünist ittifak örgütüdür! Bu yalın gerçek şu anda emperyalistler arası saflaşmalar ve kendi iç çelişki ve çatışmaları ile anılan, tartışılan NATO’nun varoluşu ve tarihinin ilk yarım yüz yıllık dönemini belirlemiştir. SSCB’yi kuşatmak ve yok etmek, komünizm ile dünyanın her yerinde ve her şekilde mücadele etmek yarım yüz yıl boyunca dünyanın belli başlı emperyalist güçlerini birleştirdi. ABD ve NATO soğuk savaşı kazandılar, SSCB ve Varşova Paktı dağıldı ama NATO hala var, yani emperyalistler biriken, yığılan sorunlarına ve çelişkilerine, ilişkilerinin ticaret savaşlarına varmasına rağmen birliklerini korumaya çalışıyorlar. Emperyalistlerin ittifak ve birliği bunca önemsemeleri devrimci, sosyalist, antiemperyalist güçler için düşündürücü olmalıdır. Bu karşıdevrimci hikayeden öğrenilecek şey; düşmana karşı birleşebilecek güçleri “cephesel” bir tarzda birleştirmenin, bu yoldan antiemperyalist mücadeleye istikrar ve süreklilik kazandırarak büyütmenin emperyalizmi ve işbirlikçilerini yenilgiye uğratmak için belirleyici olduğu gerçeğidir. Emekçi sol hareketin veya antiemperyalist güçlerin cepheleşme yeteneğinin zayıflığı bir gerçektir. Emperyalizm ve emperyalist savaş örgütü NATO’ya karşı devrimci sorumluluk ve görevlerin ilk sırasına emperyalizme karşı cepheleşme, uzun süreli ve istikrarlı bir mücadele birliğinin yaratılmasının durduğunu hangi içten ve kararlı antiemperyalist reddedebilir ki! O halde açıktır ki, emekçi sol hareketin antiemperyalist cepheleşme yöneliminin atılımı için de çok değerli bir imkan ve fırsattır NATO Ankara toplantısı.
Halklarımızın saflarında birikmiş büyük antiemperyalist mücadele potansiyelini realize etmek için fabrikalara, işletmelere, amfilere, okullara, semtlere, kahvelere gitmek, işçileri, emekçileri, gençleri, kadınları, halklarımızı antiemperyalist mücadeleye çağırmanın önemini ne kadar vurgulasak yetersiz kalır. Halklarımızı cepheleşme temelinde emperyalizme karşı mücadeleye çağırmanın etkisi kuşkusuz farklı olacaktır. Devrimci, sosyalist, antiemperyalist güçlerin cepheleşme zemininde işçi sınıfı ve ezilenlere gitmeleri halklarımızın saflarında birikmiş muazzam antiemperyalist potansiyeli harekete geçirmenin en güvenilir yoludur.
Tarihin bu anının emekçi sol güçlerin önüne koyduğu antiemperyalist sorumlulukları, görevleri duraksamadan omuzlamanın tam zamanıdır; kaybedilecek tek bir dakika bile yoktur. Ancak antiemperyalist, antifaşist, antisömürgeci cepheleşme çizgisinde bu görev ve sorumlulukların üstesinden gelinebilir. Bu aynı zamanda tam ortasında durduğumuz Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu’da bölgesel düzeylerde antiemperyalist güçler arasında ilişkileri geliştirmek bakımından da çok önemli bir yerde durmaktadır. Ülkeler düzeyinde olduğu kadar bölgesel düzeylerde ve dünya ölçeğinde antiemperyalist güçlerin cepheleşme çizgisinde iş birliğini geliştirmek, hemen bütün ülkeler burjuvazisi tarafından hazırlanmakta olan paylaşım savaşının karşısına güçlü bir şekilde çıkabilmenin de bir ön koşuludur. Dünyanın bütün antiemperyalist güçlerini NATO’ya ve emperyalist savaşa karşı Ankara direnişine katılmaya ve ülkeleri zemininde dayanışmayı yükseltmeleri çağrısı da geliştirilen birleşik mücadele ve cepheleşme çizgisi temelinde kuşkusuz çok etkili olacağı gibi, örnek de oluşturabilecektir.











