Bu rejimin faşist olmadığını kanıtlamaya dönük iddiaların, nesnellik ve analiz yöntemi sorunundan daha fazla, faşizme karşı savaşım görevlerinden, rejimin niteliğini gözeten örgüt ve mücadele biçimlerinden uzak durma düşünce ve isteğiyle sıkıca bağlı olduğunu söylemek zorundayız… Bu vesileyle tek tek parti ve grupların, etkisini artırmakta olan tehlikeyi ortadan kaldıracak adımlar atmak, bunun cesaretini örgütlemek kadar, birleşik mücadele görev ve imkanını bu temelde değerlendirmek sorumluluklarına bir kere daha dikkat çekelim.
Faşist şeflik biçimindeki faşist diktatörlük koşullarında politik mücadele yürütüyoruz. Kürt halkının inkarcı-sömürgeci cenderede tutulması nedeniyle bu faşist rejim son derece katı. (Ki, faşist şeflik rejiminin “iç cepheyi sağlamlaştırma, bölgesel dış cephede askeri güce dayanarak nüfuz alanlarını genişletme, savaş seçeneğini dışlamama” çizgisi bu katılığın yeni bir etkenidir.) Aynı siyasi rejim resmi kurumlar adına uygulanan faşist devlet terörüne ve sıkça faşist keyfiliğe varan yasakçılığa yasal meşruiyet sağlamasına kaynaklık eden anayasal ve yasal dayanaklara sahip. Seçme-seçilme hakkından örgütlenme hakkına, nitelikçe farklı olsa da burjuva mülkiyet hakkına genişletilebilen kayyumculuğa veya “milli güvenlik ve kamu düzeni” adına hak grevleri ve direnişleri dahil her tür demokratik hakkın fiilen ortadan kaldırılmasına; işkence ve devlet cinayetleri çarkını bizzat işleten bürokratlar hakkında dava açılmasının engellenmesine, buna karşın halklarımızın kendisini temsil etmesi için seçip burjuva meclise gönderdiği vekilleri politik pratikleri nedeniyle hapishaneye atmaya varan çok geniş bir faşist burjuva yasallık ağına sahip. Saray cuntasından başlayarak devletin silahlı ve silahsız yüksek bürokrasisi faşist kadroların denetiminde. Anayasa ve yasalar faşist. Bu rejimin faşist olmadığını kanıtlamaya dönük iddiaların, nesnellik ve analiz yöntemi sorunundan daha fazla, faşizme karşı savaşım görevlerinden, rejimin niteliğini gözeten örgüt ve mücadele biçimlerinden uzak durma düşünce ve isteğiyle sıkıca bağlı olduğunu söylemek zorundayız.
Dünyanın değişik köşelerinden, fakat esasen de Batı Avrupa’dan devrimci, antifaşist parti ve örgütlerin legal biçimlerin en geniş biçimde ve cüretkâr tarzda kullanılışından hareketle, Türkiye ve Kürdistan’dan partilere “Bunlar olguysa rejime faşist denilebilir mi?” biçiminde sorular yönelttikleri biliniyor. Bu görüş açısının dışında kalan gerçek, tüm bu “olgular”ın, pratik gerçekliğin veya fiili meşru hakların, on binlerce insanın canı ve uzun tutsaklıklar başta olmak üzere on yıllardır ödenmekte olan ağır bedeller pahasına var edildikleridir. O nedenle bedel ödeme kararlılığındaki her gerileyiş aynı anayasal ve yasal koşullarda bu “olgular”ın veya pratik durumun nitelikçe farklılaşmasına yol açıyor.
NATO’nun Ankara toplantısına karşı yürütülen yasal, barışçı, yer yer fiili meşru siyasal çalışmaların bugüne kadarki tablosu bile bu iddiaları yakından incelemek, bu temelde sorular sorup cevaplar almak için yeterlidir.
Asıl üzerinde durulması gereken mesele, politik yaşamın, siyasi, iktisadi, toplumsal olayların gelişimi ve yönü üzerinde ezilenlerin talepleri, özlemleri, ihtiyaçları temelinde etki oluşturmak sorumluluğu taşıyan devrimci ve antifaşist partilerin üstesinden gelmeleri gereken üç sorundur. Bunların ilki, mücadelenin zora dayalı biçimleri ve özgür ajitasyon propaganda konusundaki büyük boşluğun doldurulması; ikincisi, fiili meşru mücadelenin öne geçtiği bir siyasi pratiğin örgütlenmesi; üçüncüsü, siyasi çalışma alanlarının genişletilmesidir. Politik özgürlük mücadelesi bu üç zayıflığın acısını çekiyor. Aynı zemin politik iddiasızlığı besliyor.
Devrimci parti ve örgütlerin çoğu politik mücadele içindeki durumlarını değiştirmek istiyor. Aynı şey antifaşist, antişovenist partilerin bir bölümü için de geçerli. Buna karşın politik durumundan veya işlevinden anlamlı bir memnuniyetsizlik duymayan, tüm dikkatini küçük ölçeklerle de olsa kitle gövdesini büyütmeye odaklamış, asıl olarak bununla dertlenen devrimci ve antifaşist partiler, gruplar da “emekçi sol” gerçeğimizin bir parçası.*
“Durumu değiştirme isteği”ne iradi pratik çabalarla anlam ve değer kazandırılması sürecinin uzamasının kendi düşünüş tarzını, ruh halini, alışkanlıklarını ve ölçülerini üretmesi kaçınılmazdır. Bu, bugün en başta varoluşunu ve savaşımını burjuva yasallıkla, parlamenter mücadeleyle sınırlamadığını, örgütlenmenin ve savaşımın tüm biçimleriyle politik mücadele yürütme ilkesini esas aldığını söyleyen parti ve gruplar bakımından kendini politik iddia kaybı ve iradiliğin erozyona uğramaya başlaması şeklinde yansıtan gerçek bir tehlikedir. Ki belirli değişikliklerle aynı tehlike, özgür örgütlenmeyi ve mücadelenin zora dayalı biçimlerini dışta bırakan, fakat politik mücadelede kendini burjuva yasallıkla, parlamenter mücadeleyle sınırlamadığını iddia eden kararlı antifaşist parti ve gruplar için de geçerlidir.
Tek tek devrimci ve antifaşist partilerin, grupların politik iddiayı yükseltecek bir yönde ilerlemeleri, saflarında bunun bugün gerektirdiği ruh halini, kültürü, yaşam tarzını ve disiplini tazelemeleri tümüyle olanaklıdır. Böyle bir ilerleyiş ve yenilenmenin toplamda kadrosal, kitlesel, lojistik ve mali güçten bağımsız olmadığı şüphe götürmez. Ne var ki bugün asıl eksiklik, dikkat çekilenlerden daha fazla feda ruhunda, adanmışlıkta, kolektif disiplinle ilişkilenişte ve devrimci irade zayıflığında somutlanmaktadır. Oysa mevcut siyasi koşullar altında bu nitelikler güçlendirilmediği, bir parti veya grup niteliğine dönüştürülmediği sürece siyasi savaşımın ihtiyaçlarının gerektirdiği pratik duruşun geliştirilemeyeceği, cesaretle düşünen her devrim kadrosu ve devrimci kolektif için açık seçiktir.
Bu vesileyle tek tek parti ve grupların, etkisini artırmakta olan tehlikeyi ortadan kaldıracak adımlar atmak, bunun cesaretini örgütlemek kadar, birleşik mücadele görev ve imkanını bu temelde değerlendirmek sorumluluklarına bir kere daha dikkat çekelim. Devrimcilik, toplumun bağrındaki devrimci olanaklara odaklanmak, bu zeminde maddileşen devrimci iyimserlikle donanmak, gücünü, kapasitesini, enerjisini ve yeteneklerini bu temelde yoğunlaştırmak dışında düşünülemez. Birleşik mücadele bugün toplumun bağrındaki önemli devrimci imkanlardan biridir. Ona bir devrimci ya da antifaşist partinin, grubun asli ve güncel politik görevlerinden biri gibi değil de ikincil dereceden, fazladan zaman ve enerji gerektiren bir “ek iş” gibi bakanlar politik iddia çıtasını yükseltme görevinin güncel-dönemsel gereklerini ciddi biçimde düşünemiyorlar demektir.
Bugün emekçi semtlerde, işçi havzalarında ve okullarda fiili meşru mücadeleyi geliştirmek, bu zeminde boy verecek sıçrayışların pratik ve ruhsal hazırlığını hızlandırmak; siyasi çalışmaları yeni kentlere, mahallelere, işçi havzalarına, fabrikalara, işletmelere, üniversitelere, liselere yaymak biçiminde maddileşmesi gereken politik iddiayı güçlendirme hedefiyle hareket etmek kadar, tüm bu görevleri birleşik mücadele yoluyla uygulamak için de ciddi bir seferberlik içinde olunmalıdır.
Kuyu tiplerine karşı başlatılan çalışmanın, Ocak ayında değişik alanlardan devrimci sosyalistlere yönelik geniş kapsamlı faşist gözaltı terörüne karşı sergilenen politik duruşun, 1 Mayıs Taksim saflaştırmasının ve NATO toplantısına karşı sürmekte olan siyasi mücadelenin derslerini çalışmak; tek tek partiler ve gruplar düzeyinde de birleşik mücadele zemininde de bunlardan doğru devrimci sonuçlar çıkarmayı başarmak günün devrimcilerden ve mücadeleci antifaşistlerden temel isteğidir.
*Yeri gelmişken burada bir “ideolojik-politik merakı” giderelim: Dikkatli okurun farkında olduğu gibi devrimci sosyalist yazında “emekçi sol” kavramı çok uzun yıllardır kullanılıyor. Bunu gerektiren etken, on milyonlarca işçi ve ezilenin “sol” kavramını CHP’yle birlikte düşünme bilinci, kültürü ve alışkanlığını değiştirme; geniş kitleler nezdinde, her tür burjuva soluyla işçilerin ve ezilenlerin talep ve sorunlarına devrimci ve reformcu çözüm programları temelinde mücadele yürüten emekçi solu nitelikçe ayrıştırma, bu ikisi arasına yüksek bir duvar örme görüş açısını ve bilincini geliştirme hedefidir.











