Stonewall direnişi, 28 Haziran 1969 yılında New York’ta, LGBTİ+’ların sık sık baskı ve ayrımcılığa maruz kaldığı bir dönemde gerçekleşti. Polis baskınları ve şiddeti, uzun süredir devam ederken, toplumsal dışlanma da bu durumu ağırlaştırıyordu. Erkek egemen devlet aklının heteroseksist saldırganlığı bunlarla da sınırlı değildi. Nefret saldırganlıkları toplumsal olarak da işleniyor, LGBTİ+’lar yaşam alanlarının daraltılması nedeniyle mafyanın fahiş fiyatlarla ucuz içki sattıkları barlarda bir arada olmanın olanaklarını korumaya çalışıyorlardı. Tam da bu anda polis baskınlarının yarattığı gerilim Stonewal’da bir isyana ve büyük bir mücadelenin onurunu yükseltmeye dönüştü.
Bu direniş, LGBTİ+ hakları mücadelesinde bir dönüm noktası oldu. Stonewall direnişi, cesaret ve dayanışma örneği gösteren bir grup insanın, adalet ve eşitlik için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğini gösterdi. Bu olay, LGBTİ+’ların haklarını savunmak için küresel bir harekete ilham verdi ve değişimi başlattı.
Bugün bakımından LGBTİ+’lara yönelik heteroseksist- erkek egemen devletlerin saldırıları “görmezden gelmek”ten “topyekun yok saymaya” evrilmiştir. Karşımızda muhafazakar bir refleks değil; soğukkanlılıkla planlanmış, kurumlar arası koordinasyonla yürütülen bir devlet nefreti var.
Erkek egemen devletlerin en sinsi başarısı, nefret politikasını “aile değerlerini koruma” manipülasyonuyla pazarlamasıdır. Bu politika Türkiye’den Amerika’ya, Macaristan’a… nerede bir heteroseksist saldırganlık varsa tam bir ambalaj görevi görüyor.
Örneğin Türkiye’de 2025’in Cumhurbaşkanlığı kararıyla “aile yılı” ilan edilmesi masum bir farkındalık çağrısı değildi; bir savaş ilanıydı. İlanın mürekkebi kurumadan, 21 yaş altındaki kişilere cinsiyet uyum sürecindeki hormon tedavileri fiilen yasaklandı. Bu bir sağlık politikası değil, bedenler üzerinden yürütülen bir şiddetti. Bununla kalınmadan “doğuştan gelen biyolojik cinsiyete ve genel ahlaka aykırı tutum ve davranışta bulunan ya da bunu alenen teşvik eden” kişilere bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörüldü. Ve devamında LGBTİ+’ların neredeyse tüm yaşam alanlarına ilişkin cezai hükümler, sınırlandırmalar ve yasaklar getirildi.
Bu durumun benzer versiyonları Macaristan’da uygulamaya konulmuştu. Diğer Avrupa ülkelerinde ise adım adım heteroseksizm körüklenerek, dışsallaştırma ile düşmanlık zemini döşeniyor. “Özendirme”, “teşvik” gibi muğlak ifadelerle gökkuşağı bayrağı taşıyan öğrenciyi de, çocuğunu destekleyen aileyi de, hastasını tedavi eden doktoru da hapis tehdidiyle baş başa bırakıyorlar.
Ayrıca Rusya ve Macaristan’daki uygulamalarla “LGBTİ+ propagandası” retoriği, diğer Avrupa ülkelerinde de devreye konulmaya çalışılıyor.
Onur yürüyüşlerine kısıtlamalar veya Türkiye’de olduğu gibi yasaklamalar getirilerek bu kez da LGBTİ+’lar üzerinden faşist erkek egemen düzen tesis edilmeye çalışılıyor. Homofobik ve transfobik saldırılar ile nefret cinayetleri işlenmeye devam ediliyor. Ve yine her zaman olduğu gibi ‘cezasızlık’ politikası özendirici bir etken olarak alan açıyor.
LGBTİ+’ların heteroseksüellerle aynı düzlemde kabul görülmesi, iş ve yaşam imkanları söz konusu olduğunda, en az onlar kadar varlıkları kabul edilmelidir. Bu nedenle LGBTİ+ hareketinin tüm hak talepleri sahiplenilmeli, bu bağlamdaki mücadeleleri tüm sosyalistlerce desteklenmeli, en önde birlikte mücadele edilmelidir. Onur haftası yürüyüşleri Avrupa kentlerinde sokak gösterileri ile başladı. Kadın sosyalistler, LGBTİ+ genç devrimciler başta olmak üzere bu eylem ve etkinliklerde yer alarak sokağa güç taşımalı, sosyalistler olarak sözümüzü söylemeliyiz.
Bu mücadele Rojava Devrimi savunmasında ölümsüzlüğe ulaşan lezbiyen savaşçı İvana ve trans kadın savaşçı İsyan yoldaşların mücadelede kimliklerini ortaya koyarak ırkçı-faşist çeteleri yenilgiye uğratma ufkunu da içermelidir. Çünkü sınıflı, cinsiyetçi, erkek egemen ve heteroseksist kapitalist düzeni yıkmak için, LGBTİ+’lar ataerkil sermaye dünyasına karşı mücadelede kendisine rol biçmedikçe özgürlüğüne kavuşamaz.
* Atılım Gazetesinin Avrupa Eki’nin (atilimavrupa1994@gmail.com) 26 Haziran 2026 tarihli Avrupa Gündemi köşesi











