“Zindanlar boşalsın tutsaklara özgürlük” hedefleri etrafında enerjik, geniş bir politik kitle ajitasyonuyla birlikte kültürel-sanatsal etkinliklerle zenginleştirilen, fiili meşru mücadelenin canlandırıldığı yeni mevziler kazanması için yol açıcı olacaktır.
ABD, emperyalist-kapitalist köleleştirme, savaş, soygun ve yağma ittifakı NATO’nun çizgi ve görev belirleyeni olduğunu ilan ettiği yeni bir ayin düzenledi. Trump, emperyalist küreselleşme sisteminin ve dünyasının patronu da papası da halifesi de hahambaşısı da benim tavrı içinde, tam bir faşist kibir ve küstahlıkla konuşmaya, tehditler savurmaya, aynı soydan olduğu insanlık düşmanlarına övgüler yağdırmaya devam ediyor. İşkencecilere ait bir tarz ve keyifle savaş tuşlarına basma oyunu oynuyor. Özgürlük, adalet, kadın eşitliği, ulusal hak eşitliği ve sosyalizm mücadelesi yürüten işçilere ve ezilenlere duyduğu sınırsız düşmanlığı en kaba, en kan dökücü, en aşağılık ve en gülünç tarzda sergilemeyi sürdürüyor. Rakiplerine, sözünü yeterince dinlemediğini düşündüğü müttefiklerine öfke kusuyor. Emekçi insanlık, son olarak, ırkçı, faşist, kadın eşitliği düşmanı, artıdeğer vampiri Trump’ın, komünizmi ABD’nin en büyük düşmanı olarak ilan edişine şahit oldu.
Faşist şeflik rejimi 50’li, 60’lı yıllardaki ABD uşaklığının ve Kanlı Pazar katliamcılığının mirasçısı ve temsilcisi olduğunu göstermek için yapabileceği her şeyi yapıyor. Emperyalist ABD’nin kanatları altında bölgesel çıkarları lehine NATO’nun desteğini almak için Papa Trump’ın önünde günah çıkarmaya; katliamcı, soykırımcı Trump’ın 23 centlik askeri olmaya; Kürt halkının ulusal tam hak eşitliğine kapıların kapatılması koşuluyla bölgede ve dünyada emperyalist soyguncu, yağmacı Trump’ın kahyalığını yürütmeye ve NATO’nun güvenilir bir uşağı olarak görevler üstlenmeye hazır olduğunu göstermek için elinden geleni yapıyor. NATO toplantısı sahnesi böyle kurulduğu için, “Emperyalist savaş, yağma ve savaş toplantısına hayır”, “NATO defol”, “NATO’cu katiller defolun” gibi şiarlar etrafında protestolara girişeceğini açıklayan veya sözün ötesine geçip eylemler gerçekleştiren işçileri, gençleri, kadınları, emekçileri, aydınları, sanatçıları, bilim insanlarını saldırı, gözaltı ve tutuklama terörünün cenderesine alıyor. Boğaz Köprüsü’nü ABD bayrağı renkleriyle ışıklandırıyor. Yazılı ve görsel medyada Trump’a, Trump-Erdoğan dostluğuna dair utanç verici övgüler yayınlatıyor.
Yaygın saldırılar ve tutuklamalar biçimini almasına karşın antiemperyalist, antifaşist direniş ve mücadele devam ediyor. Bu direniş ve mücadele aynı zamanda halklarımızın faşist şeflik rejimine, onun kayyumculuk saldırılarına ve kayyumlarına, Rojava Devrimini boğmak için HTŞ’yle giriştiği faşist işbirliğine, Filistin’de İsrail’le birlikte soykırımcılık yapan faşist Trump yönetimi karşısındaki onursuz tutumuna itirazının, tepkisinin, öfkesinin sesi oluyor. O itirazı, tepkiyi, öfkeyi canlı tutuyor, cesaretlendiriyor.
Rehavete kapı aralamaksızın aynı hattan yürümeli; NATO toplantısına karşı sergilenen birleşik antiemperyalist, antifaşist tutumun Suruç Katliamı yıldönümü eylemleri biçiminde sürdürülmesi görüş açısı ve kararlılığıyla hareket etmeliyiz. Faşist şeflik rejimiyle iş birliği içinde Suruç, Ankara Garı ve başta 2015 içindekiler olmak üzere birçok katliamı örgütleyip yönetmiş, Rojava’da insanlığa karşı en ağır suçları işlemiş olan kimi DAİŞ yöneticilerinin yakın dönem önce HTŞ tarafından Saray rejimine teslim edilmiş olmasını mücadelenin tazelenmesi için yeni bir imkana dönüştürmeli; faşist şeflik rejiminin iade edilenleri şu ya da bu biçimde serbest bırakmasına fırsat tanımamalıyız.
Suruç Katliamı’nın yıldönümünde faşist şeflik rejiminden hesap sorma ve ölümsüzlerimizin anılarını, ideallerini yükseltme çizgisinde yürütülmesinde sonsuz yarar bulunan çalışmalar, güncel politik mücadelenin ve devrimin taleplerinden biri olarak adalet istemini geniş yığınların gündemi haline getirmek; ölümsüzlerin şahsında devrim çağrısını, politik özgürlük, kadınlara eşitlik, halklara eşitlik ideallerini yoksul on milyonlara, gençliğin en yeni kesimlerine taşımak; bu hedefler etrafında tutkulu bir savaşım geliştirilmesi hazırlığını güçlendirmek görüş açısıyla örgütlenmelidir. Ölümsüzlerin baş uçlarında yapılacak anmalarla sınırlanmamak, Türkiye’de, Bakur’da, Rojava’da, Avrupa ülkelerinde en fazla bölgede ve kentte değişik biçimlerde etkinlikler ve eylemler örgütlemek için çalışmak, bu zeminde birleşik mücadeleyi yükseltmek 2026’nın geriye kalan dönemindeki kritik siyasi eşiklerde veya yol ayırımlarında devrim düşüncesini, inancını ve mücadelesini yükseltmek bakımından çok önemlidir.
Suruç ölümsüzlerinin adları, yaşamları, mücadeleleri; ölümsüzlerin ve bir kısmı tutsak durumundaki gazilerin Kobanê’yi inşa çalışmalarına katkı, Rojava Devriminin savunulması ve geliştirilmesi hedefi sokaklara, mahallelere, okullara, işçi havzalarına, evlere, kitle örgütlerine taşınmalı; işçilerden ve ezilenlerden, Rojava devriminin kazanımlarının, güncel politik bir gündem olarak YPJ’nin varlık hakkı şahsında kadın özgürlük mücadelesi kazanımlarının savunulmasına omuz vermesi istenmelidir.
Suruç ölümsüzlerini anma, devrim bayrağını yükseltme çalışmaları yolundan, “NATO Zirvesi tutsakları serbest bırakılsın”, “Zindanlar boşalsın tutsaklara özgürlük” hedefleri etrafında enerjik, geniş bir politik kitle ajitasyonuyla birlikte kültürel-sanatsal etkinliklerle zenginleştirilen, fiili meşru mücadelenin canlandırıldığı, mahallelerde yaşam bulan bir kampanya örgütlenmesi faşizme, inkarcı sömürgeciliğe, erkek egemenliğine ve kapitalist sömürüye karşı savaşımın derlenip toparlanması; gasp edilen demokratik hak ve özgürlüklerin geri alınması, yoksullaştırma krizine ve faşist kayyumculuk yasa ve uygulamalarına işçi ve ezilenlerin müdahalede bulunması zeminlerinde yeni mevziler kazanması için yol açıcı olacaktır.











